Site icon Finans ve Bankacılık

1895 ZEYTUN ERMENİ İSYANI: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA AZINLIK AYAKLANMASI

zeytun ermeni isyanı

Giriş

Türk-Ermeni ilişkileri, Türklerin XI. yüzyılda Anadolu’ya gelişiyle başlayan köklü bir geçmişe sahiptir. Özellikle Osmanlı Devleti döneminde, Ermeniler geniş bir hoşgörü ortamında yaşamış ve devlete olan bağlılıkları nedeniyle “Millet-i Sadıka” (Sadık Millet) unvanını kazanmışlardır. Ancak, 1789 Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik fikirleri, Balkanlar’daki gayrimüslim unsurların ardından Ermenileri de etkilemiş ve XIX. yüzyılın sonlarına doğru bağımsız bir Ermeni Devleti kurma düşüncesiyle harekete geçmelerine neden olmuştur.

Bu amaçla yurt dışında Hınçak Komitesi gibi örgütler kurulmuş, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde isyanlar çıkarılarak büyük devletlerin Ermeni meselesine müdahil olması hedeflenmiştir. Bu isyanlardan biri de 1895 yılında Maraş sancağına bağlı Zeytun kazasında başlayan ve 1895 Zeytun Ermeni İsyanı olarak tarihe geçen olaylardır. Bu blog yazısı, Zeytun İsyanı’nın coğrafi ve demografik yapısını, isyanların tarihsel kökenlerini, 1895 İsyanı’nın detaylarını, Osmanlı Devleti’nin aldığı önlemleri ve uluslararası müdahalelerin sonuçlarını  incelemeyi amaçlamaktadır.

Zeytun’un Coğrafi ve Demografik Yapısı

Zeytun, günümüzde Süleymanlı olarak bilinen, Maraş vilayetine bağlı oldukça dağlık bir kaza merkeziydi. Maraş’ın kuzeybatısında, Ceyhan Nehri ile Göksun Çayı arasında, 3.014 metre yüksekliğindeki sarp ve ormanlık Berit Dağı’nın eteğinde, dar bir vadi içinde, Zeytun Çayı üzerinde kurulmuştur. Zeytun Çayı, kasabayı Aşağı Zeytun ve Yukarı Zeytun olmak üzere ikiye ayırmaktaydı. Bölgenin engebeli yüzeyi, suyu bol ve şiddetli akışa sahip derelerle kesildiği için evler dik yamaçlara yaslanmış, düzensiz amfi şeklinde sıralanmıştır. XIX. yüzyıl sonlarında evler genellikle düz çatılı ve kerpiçten yapılmıştır. Bölgenin bu zorlu coğrafyası, Zeytun Ermenilerinin kendi yerel yönetimlerini sürdürmelerine ve isyanlara elverişli bir zemin sağlamıştır.

1895 ve 1896 tarihli devlet salnamelerine göre, Halep vilayeti, Maraş sancağına bağlı Zeytun kazasının 5 nahiyesi ve 22 köyü bulunmaktaydı. Kaza merkezindeki toplam 17.031 nüfusun dağılımı şu şekildeydi:

Bu verilere göre, kasaba nüfusunun yarısından fazlasını Ermeniler oluşturmaktaydı. İngiltere’nin Halep Konsolosu Barnham’a göre ise köyde 8.000-9.000 Ermeni nüfusu yaşamaktaydı. Zeytun Ermenileri genellikle ziraat, ticaret ve madencilikle uğraşmışlardır. Arazinin engebeli olması nedeniyle tarım sınırlı kalmış, halk daha çok demircilik ve katırcılıkla meşgul olmuştur. Kasabada iki demir ocağı bulunmaktaydı. Olağanüstü durumlarda ise yol kesip yağmacılık yaptıkları da belirtilmiştir. 1895 yılı itibarıyla kasabada 100 dükkân, 2 mağaza, 5 boyahane, 16 su değirmeni, 2 debbağhane, bir kaplıca, 1 mescit, 1 manastır, 5 kilise ve 6 mektep mevcuttu. Bu okullardan ikisi, 1871’de açılan Amerikan Protestan Kız ve Erkek Mektepleri olup, Ermeni çocuklarına dini bilgilerin yanı sıra Ermeni tarihi ve kültürü de öğretilerek isyanların milliyetçi karakter kazanmasında etkili olmuştur.

Zeytun İsyanlarının Kökenleri ve Evrimi

Zeytun, 1545 yılından Kurtuluş Savaşı sonuna kadar yaklaşık dört yüz yıl boyunca isyanlara sahne olmuş ve Ermenilerin en aktif olduğu merkezlerden biri haline gelmiştir. Bu isyanlar, Osmanlı Devleti’nin diğer bölgelerinde görülen derebeylik zihniyetinden kaynaklanan başkaldırılara benzer nitelikteydi. Zeytun Ermenileri, mevkiin sarplığından faydalanarak “işhan-prens” adını verdikleri liderler altında yerel bir yönetim sistemi kurmuşlardı. Bu işhan-prensler, Osmanlı Devleti’nin izni dışında çevre köylerden vergi bile toplamışlardır. 1864’te Vilayet Nizamnamesi’nin yürürlüğe girmesiyle Zeytun’da ıslahatlar başlatılmış, Müslüman haneler askerlik göreviyle sorumlu tutulurken, Ermenilerin askerlik bedeli ödemesi kabul edilmiştir. Zeytun, yarı Müslüman yarı Ermeni üyelerden oluşan bir Kaza Meclisi ve kaymakam atanarak kaza haline getirilmiştir.

Ancak isyanlar, başlangıçta yağmacılık amaçlı çıkarılırken, komitecilerin telkinleriyle zamanla siyasi bir renk almıştır. 1860’lı yıllardan sonra, Ermeniler bağımsız devlet kurma, büyük devletlerin dikkatini çekme ve Osmanlı’da huzursuzluk yaratma amacı gütmeye başlamışlardır. Örneğin, 1862’deki bir isyanda, Zeytun Ermenileri Kertman Köyü’ne baskın düzenleyerek 16 kişiyi katletmiş ve kadınları kaçırmışlardır. Maraş Mutasarrıfı Aziz Paşa’nın isyanı bastırma girişimi, Ermeni Patrikhanesi’nin Fransa İmparatoru III. Napolyon’a şikâyette bulunması üzerine durdurulmuş ve Aziz Paşa görevden alınmıştır.

1878 Türk-Rus Savaşı ve Berlin Antlaşması, Ermeni meselesini uluslararası bir sorun haline getirmiş ve Ermenilere bağımsızlık ümidi vermiştir. Bu dönemde Zeytun Ermenileri tekrar isyan etmiş, Fırnıs Piskoposu Nikoghos Efendi isyanı teşvik eden beyannameler dağıtmıştır. Halep Valisi Kâmil Paşa’nın isyanı bastırma çabaları, İngiliz konsolosunun kasıtlı müdahalesiyle engellenmiş ve Paşa görevden alınmıştır. Bu isyan sonucunda 300’den fazla Türk’ün katledilmesine rağmen, İngilizlerin desteğiyle Ermenilere af çıkarılmış ve isyanı başlatan Babik, Zeytun Belediye Başkanı olmuştur. Bu durum, Ermenilere büyük bir cesaret vermiş ve daha sonraki isyanlarda da benzer dış destek beklentilerini artırmıştır.

1895 Zeytun İsyanının Başlaması ve Gelişimi

1895 Zeytun İsyanı, yurt dışında kurulan Hınçak Komitesi‘nin bağımsız bir Ermeni devleti kurma hedefi doğrultusunda Anadolu’da isyanlar çıkararak büyük devletlerin müdahalesini sağlamayı amaçlamasıyla patlak vermiştir. İsyan, Hınçak Komitesi üyelerinden Agasi ve adamları tarafından çıkarılmıştır. Agasi, Toroslar’da doğmuş, İstanbul, Amerika, İngiltere ve Fransa’da eğitim görmüştür. 1893 yılında arkadaşlarıyla birlikte Kıbrıs üzerinden Antakya’ya bağlı Süveydiye (Samandağ) köyüne geçerek oradaki Ermenileri Hınçak Komitesi’ne üye yapmış ve Kilikya bölgesinde Müslümanlara karşı örgütlenmiştir.

1895 yazında Maraş’a gelen Agasi, Zeytun’daki isyanla eş zamanlı olarak Maraş’ta da isyan çıkarılması konusunda Ermenilerle anlaşmıştır. Temmuz 1895’te Avrupa’dan getirilen silahlarla Zeytun’a geçen komitacılar, dağlık bölgelerde saklandıkları yerde toplanan Zeytunlu Ermenileri etkilemişlerdir. Ermeniler, Agasi ve arkadaşlarının silahlarını öperek “Mücadele bizim için bir bayramdır; Türkleri geri püskürteceğiz” diye bağırmış, hatta çocuklar bile silah ve bıçak taşımıştır.

Agasi ve arkadaşları, para dağıtarak ve yabancı dilde (Fransızca ve İngilizce) konuşarak halkı etkilemiş, askeri üniformalar giyerek kendilerinin Fransız veya İngiliz oldukları söylentilerine yol açmışlardır. Uzun süredir devam eden vergi şikayetleri ve diğer bölgelerde Müslümanlar tarafından Ermenilere zulüm yapıldığına dair yalan haberler de Zeytunluların Hınçak Komitesi’ne katılmasında etkili olmuştur. Agasi, İngiltere’nin Halep konsolosu ile sürekli irtibatta olduğunu ve İngiltere’nin İskenderun limanına destek kuvvetler göndereceğini yaymıştır; İngiltere de gerçekten savaş gemilerini bölgeye göndermeyi düşünmüştür.

İsyanın önemli olayları kronolojik olarak şöyledir:

Ermenilerin Yaptığı Katliamlar (1895-1896):

Osmanlı Devleti’nin Aldığı Tedbirler ve Uluslararası Müdahale

İsyanın genişlemesi üzerine Osmanlı Devleti, yabancı müdahaleyi önlemek amacıyla bölgeye Mustafa Remzi Paşa komutasında askeri birlikler sevk etmiştir. Zeytunlu isyancılara teslim olmaları çağrısı yapılmış, reddedilmesi halinde kuvvet kullanılması uygun bulunmuştur. Ancak kışlanın topa tutulması gibi tedbirler, sivil zayiat endişesiyle reddedilmiştir. Mustafa Remzi Paşa, 2 Kasım’da Maraş’a ulaşmıştır. Halep Valiliği’ne de tecrübeli Kâmil Paşa atanmıştır.

Osmanlı ordusu iki koldan Zeytun’a ilerlemiş, Miralay Ali Bey 18 Kasım’da Geben’e ulaşmış ve 20 Kasım’da burayı ele geçirmiştir. Ancak, Zeytun’daki Ermenilerin teslim olmaya hazır oldukları haberinin İngiltere Hariciye Nezareti tarafından iletilmesi üzerine, Maraş’tan gönderilen 5 Ermeni ileri geleninin isyancıları ikna etmesi denenmiş, ancak bu heyet Zeytunlular tarafından hapse atılmış ve “Zeytun Hükümeti’nden Osmanlı Hükümeti’ne” başlığıyla bir mektup gönderilmiştir. Bu durum, Ermenilerin zaman kazanma ve büyük devletlerin dikkatini çekme amacı taşıdığını göstermiştir.

Askerî harekât devam etmiş, 15 Aralık’ta Miralay Ali Bey Fırnıs’ı üç koldan kuşatarak sekiz saatlik bir muharebe sonucunda Ermenilerden geri almıştır. Aynı gün Mustafa Remzi Paşa da harekete geçerek Ermenileri Zeytun kasabası ve kışlasına sığınmaya zorlamış ve Müslüman köylerin güvenliği sağlanmıştır. Kışla, 23 Aralık’ta yakılarak Ermenilerden geri alınmış, ancak Ermeniler açtıkları bir delikten Zeytun kasabasına kaçmışlardır. Osmanlı Devleti, kasabaya askerî harekât emri vermiş ancak kadın, çocuk ve acizlere zarar verilmemesi uyarısı yapılmıştır. Ahşap evlere sığınan Ermeniler nedeniyle harekatın başlaması ertelenmiş, bu da Ermenilerin Avrupa’dan müdahale beklentisiyle direnişe devam etmelerine yol açmıştır.

İsyanın uzaması ve kasabaya girilememesi üzerine, altı büyük devlet (İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya, İtalya ve Avusturya) aracılık teklifinde bulunmuşlardır. Osmanlı Devleti, bu teklifi kabul etmek zorunda kalmıştır. Halep’teki konsoloslar Zeytunlularla görüşmek üzere görevlendirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin şartları arasında Ermenilerin silahlarını ve cinayet işleyen liderlerini teslim etmesi, esir askerleri ve Müslümanları serbest bırakması, Zeytun kışlasının yeniden inşasına yardım etmesi ve hiçbir talepte bulunmaması vardı. Ancak konsoloslar ve Zeytun Ermenileri arasındaki görüşmeler sonucunda bu şartların çoğu kabul edilmemiş ve 10 Şubat’ta yapılan anlaşma Ermenilerin lehine olmuştur.

Anlaşmanın Öne Çıkan Şartları:

Zeytunlular bu kararları memnuniyetle karşılamış, padişah ve arabuluculuk yapan büyükelçilere teşekkür telgrafı göndermişlerdir. Ardından Miralay İffet Bey, Zeytun Kaymakamı Avni Bey ve 56 esir ile ele geçirdikleri martini tüfeklerinin bir kısmı konsoloslara teslim edilmiştir. Agasi ve diğer komitacılar 12 Şubat’ta Zeytun’dan ayrılarak, Fransız konsolosu nezaretinde bir Fransız gemisiyle 14 Şubat’ta Marsilya’ya gitmişlerdir. Osmanlı Devleti, başlangıçta Müslüman bir kaymakam atasa da büyük devletlerin baskıları sonucunda 1896 Haziran sonunda Zeytun kaymakamlığına Hıristiyan Yovanaki Efendi’yi atamıştır.

Kayıplar ve İsyanın Sonuçları

1895 Zeytun İsyanı sonucunda binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Osmanlı belgelerinde Ermenilerin Müslüman köylerine baskınları ve işledikleri cinayetler ayrıntılı olarak yer almaktadır. Ayrıca, Zeytun kışlasından esir alınan dört yüze yakın askerin Ermeniler tarafından şehit edildiği de belgelenmiştir. Ancak Osmanlı belgelerinde askerî harekât sırasında asker arasında yaşanan kayıplara dair net sayılara nadiren rastlanmaktadır.

Farklı kaynaklarda kayıp sayıları şöyledir:

İsyandan sonra, Amerikalı misyonerler hasta ve ihtiyaç sahibi Ermenilere yardım etmişlerdir. Azariah Smith Memorial Hastanesi’nde Zeytunlular tedavi edilmiş, harap olan evleri yeniden inşa edilmiştir. Misyonerler, 65 köyde 30.000’den fazla Ermeni’ye yardım sağlamışlardır. Ayrıca Maraş’taki Amerikan misyonerleri, yetim kalan Ermeni çocukların bakımlarını üstlenmiş, onları okullara ve kiliselere göndermiş, bazılarına ileri düzey eğitim imkânı sunmuştur. Hınçak Komitesi mensupları ise yurt içinde ve dışında çok miktarda yardım parası toplamış, ancak bu paraların büyük bir kısmını Zeytun’a göndermek yerine kendilerine alıkoymuşlardır.

Sonuç

1895-96 yıllarında Zeytun’da yaşanan olaylar, Hınçak komitacılarının bölgede rahatlıkla örgütlendiklerini ve Osmanlı Devleti’nin bu faaliyetlere karşı yeterli tedbirleri almakta yetersiz kaldığını ortaya koymuştur. Komitacıların temel amacı, tüm Ermenileri ayaklandırarak büyük devletlerin Ermeni sorununa müdahalesini sağlamak ve bağımsız bir Ermeni Devleti kurmaktı. Zeytun’un ulaşılması zor coğrafyası ve zor durumda kaldıklarında büyük devletlerin müdahale edeceği inancı, dört tarafı Müslüman şehir ve köylerle çevrili Zeytun Ermenilerini isyana teşvik etmiştir. Komitacılar, İngiliz gemilerinin Mersin ve İskenderun limanlarına askeri yardım getireceği propagandasını da yaymışlardır.

Avrupa konsoloslarının arabuluculuğuyla yapılan anlaşma, Zeytunlu Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne istedikleri şartları kabul ettirmesiyle sonuçlanmış ve Osmanlı Devleti’ni adeta savaşan bir devlet gibi anlaşma yapmaya mecbur bırakmıştır. Bu durum, Osmanlı Devleti için onur kırıcı olmuş ve uluslararası alanda itibar kaybına neden olmuştur. Binlerce masum insanın katledilmesine yol açan bu isyanla ilgili herhangi bir cezalandırma yapılmamış, bu da Ermeniler açısından bir zafer olarak değerlendirilmiştir. Her ne kadar Ermeni Devleti kurulmamışsa da Ermeniler isyan sonrası tüm taleplerine kavuşmuş, uluslararası müdahale de amaçlarına ulaşmada bir adım olarak görülmüş ve bağımsız devlet kurma umutlarını artırmıştır. Asi Zeytun Ermenileri kahraman olarak anılmış, onlar için şarkılar ve şiirler yazılmıştır.

Osmanlı Devleti açısından isyanın bu şekilde sonuçlanması bir başarısızlık olarak değerlendirilmektedir. Bölgede yeterli askeri kuvvet bulunmaması, gönderilen kuvvetlerin gecikmesi ve disiplinsiz/tecrübesiz askerlerden oluşması zaman kaybına yol açmıştır. Sivas vilayetinde yaşanan eş zamanlı Ermeni olayları da askeri tedbirlerle bastırılmış, ancak polis teşkilatının o dönemdeki nicel ve teçhizat yetersizliği dikkat çekmiştir. Bununla birlikte, Sivas polisi, devriye görevi yürüterek önleyici hizmetler sunmuş, olayları araştırıp istihbarat toplamış ve suçluları adalete teslim etmiştir.

Sonuç olarak, büyük devletlerin çıkarları doğrultusunda kullandığı Ermeniler, Zeytun’da bağımsız bir devlet kurma hayaliyle harekete geçmiş ve bu uğurda masum insanların kanını dökmekten çekinmemişlerdir. Kendi sınırları içerisinde benzer binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanacak bir isyana müsamaha göstermeyecek devletler, asi Ermenilerin ceza almadan kurtulmasını sağlamış ve isyan bu şekilde son bulmuştur. Bu olaylar, Türk-Ermeni ilişkilerinde kalıcı bir yabancılaşmaya neden olmuş ve Ermenilerin “tehlikeli öteki” olarak algılanmasına yol açmıştır. Zeytun’un günümüzde “Süleymanlı” olarak anılması, 1915’teki Tekke Manastırı çatışmasında şehit düşen Jandarma Binbaşı Süleyman Bey’in anısına ithafen değiştirilmiştir.

Exit mobile version