Site simgesi Finans ve Bankacılık

EKONOMİK BÜYÜME VE İŞSİZLİK ARASINDAKİ İLİŞKİ: TEORİK VE TÜRKİYE ÖRNEĞİYLE ANALİZ

ekonomik büyüme ve işsizlik

Giriş

Ekonomik büyüme ve işsizlik, ülkelerin ekonomik başarısının ve toplumsal refahının temel belirleyicilerindendir. Bu iki kritik makroekonomik gösterge arasındaki karmaşık ilişki, iktisat teorisi ve politika yapıcılar için uzun yıllardır süregelen önemli bir tartışma konusudur. Genel kabul gören bir görüş, ekonomik büyümenin istihdamı artırarak işsizliği azaltacağı yönündedir ve Okun Yasası olarak bilinen iktisadi teori bu görüşü desteklemektedir. Ancak son yıllarda gözlemlenen istihdamsız büyüme olgusu, yani ekonomik büyüme yaşanırken işsizlik oranlarında kayda değer bir iyileşmenin sağlanamaması, bu ilişkinin zayıfladığı yönündeki tartışmaları alevlendirmiştir. Bu blog yazısında, ekonomik büyüme ve işsizlik kavramları derinlemesine incelenecek, bu iki olgu arasındaki teorik ve ampirik bağlantılar Türkiye ve OECD ülkeleri bağlamında analiz edilecek ve politika çıkarımları değerlendirilecektir.

Ekonomik Büyüme ve İşsizlik Kavramları

İşsizlik, en temel tanımıyla, çalışma arzusunda olan, cari ücret seviyesinden çalışmaya razı olmasına rağmen iş bulamayan işgücünün varlığıdır. Eksik istihdam ise, çalışanların ekonomik nedenlerle tam zamanlı çalışmak isteyip de daha az süreyle çalışması veya mevcut işinden elde ettiği gelirin düşüklüğü gibi nedenlerle işini değiştirmek istemesi durumlarını kapsar.

Ekonomik büyüme, bir ülke ekonomisinde belirli bir zaman dilimi içinde üretilen toplam mal ve hizmet miktarındaki artışı ifade eder ve genellikle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) üzerinden ölçülür. Ekonomik büyüme, bir ülkenin yaşam standartlarını ve refah düzeyini artırma potansiyeline sahip temel bir makroekonomik hedeftir. Büyüme, üretim faktörlerinin (emek, sermaye, teknoloji) miktarındaki artış, bu faktörlerin verimliliğindeki iyileşmeler veya ekonomideki âtıl kaynakların üretim sürecine dahil edilmesiyle gerçekleşebilir.

Büyüme Teorileri ve İşsizlik İlişkisine Bakış

İktisat literatüründe ekonomik büyüme sürecini açıklamaya yönelik çeşitli teoriler bulunmaktadır. Klasik Büyüme Modeli, büyümeyi temel olarak sermaye birikimi ile ilişkilendirirken, Neo-Klasik Büyüme Modeli (Solow) teknolojik gelişmeyi uzun dönemli büyümenin temel itici gücü olarak kabul eder. Bu modelde teknolojik gelişme dışsal bir faktör olarak ele alınır. İçsel Büyüme Teorileri ise teknolojik gelişmeyi, araştırma-geliştirme (Ar-Ge) faaliyetleri ve beşerî sermaye gibi sistem içindeki faktörlerle içselleştirerek büyüme sürecini açıklamaya çalışır. AK modeli, Arrow-Romer modeli, Lucas modeli, Ar-Ge modeli ve Kamu Politikası modeli gibi farklı yaklaşımlar içsel büyüme teorileri kapsamında değerlendirilir.

Keynesyen iktisat, ekonominin eksik istihdam düzeyinde de dengeye gelebileceğini savunurken, Marksist görüş kapitalist sistemin doğası gereği işsizliği ürettiğini ileri sürer. Bu farklı teorik yaklaşımlar, ekonomik büyüme ve işsizlik arasındaki ilişkinin mekanizmalarına dair farklı perspektifler sunmaktadır.

Okun Yasası ve İşsizlik-Büyüme İlişkisi

Okun Yasası, 1962 yılında Amerikalı iktisatçı Arthur Okun tarafından ortaya konulan ve ekonomik büyüme ile işsizlik arasındaki ampirik ilişkiyi ifade eden bir teoridir. Yasa, GSYH’deki reel artışların istihdamı artırma ve dolayısıyla işsizlik oranını azaltma eğiliminde olduğunu belirtir. Okun Yasası, işsizlikteki bir puanlık azalma için gereken büyüme oranını tahmin etmeye yardımcı olan bir çerçeve sunar. Denklemde yer alan Okun katsayısı, doğal oranın üzerinde gerçekleşecek bir büyüme karşısında işsizlik oranında meydana gelecek azalmayı belirler. Okun Yasası, politika yapıcılar için hedeflenen büyüme oranlarının işsizlik üzerindeki potansiyel etkilerini değerlendirmede önemli bir araç olmuştur.

İstihdamsız Büyüme ve İlişkinin Zayıflaması

Dünya ekonomisinde son yıllarda, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, yüksek büyüme rakamlarına rağmen istihdamın aynı oranda artmaması veya hatta bazı dönemlerde büyüme yaşanırken işsizliğin artması gibi durumlar gözlemlenmektedir. Bu durum, istihdamsız büyüme (jobless growth) olarak adlandırılır ve ekonomik büyüme ile işsizlik arasındaki ilişkinin teoride öngörüldüğü kadar güçlü olmadığını göstermektedir. Türkiye ekonomisi de dönem dönem bu durumu yaşamıştır. Örneğin, 2000-2011 döneminde görülen yüksek oranlı büyümeye rağmen istihdamın aynı oranda artmaması ve hatta bazı dönemlerde işsizliğin artması bu duruma bir örnektir. 2002-2008 döneminde de Türkiye ekonomisi sürekli olarak büyümüş olmasına rağmen işsizlik oranlarında beklenen düşüş sağlanamamıştır.

İstihdamsız büyümenin ve büyüme-işsizlik ilişkisinin zayıflamasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır:

Türkiye ve OECD Ülkelerinde Ampirik Bulgular

Ekonomik büyüme ve işsizlik arasındaki ilişki üzerine yapılan ampirik çalışmalar, farklı ülke ve dönemler için çeşitli sonuçlar ortaya koymaktadır. Türkiye özelinde yapılan bazı çalışmalar, büyüme ile işsizlik arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi bulamazken, bazıları büyümeden işsizliğe doğru tek yönlü bir nedensellik veya işsizlikten büyümeye doğru tek yönlü bir nedensellik tespit etmiştir. Hatta bazı çalışmalar, bu iki değişken arasında çift yönlü bir etkileşim olduğunu göstermektedir.

Örneğin, Karaş Aydın (2020) tarafından yapılan panel nedensellik testi, 2000-2011 dönemi için Türkiye de dahil olmak üzere OECD ülkelerinde ekonomik büyüme ve işsizlik arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğunu ortaya koymuştur. Öztürk ve Sezen (2018) ise 2005-2017 dönemi için Türkiye’de ekonomik büyümeden işsizliğe doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulmuşlardır. Karakaya (2021) tarafından yapılan analizde de 2008-2020 dönemi için GSYH’den işsizliğe doğru anlamlı bir Granger nedenselliği tespit edilmiştir.

OECD ülkeleri düzeyinde yapılan çalışmalarda da Okun Yasası’nın geçerliliği konusunda farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bazı çalışmalar yasayı desteklerken, bazıları özellikle yapısal kırılmalar ve küreselleşme gibi faktörler nedeniyle yasanın her zaman geçerli olmadığını göstermektedir. Üzar ve Akyazı (2018) tarafından yapılan bir ekonometrik analiz, 2000-2016 dönemi için 34 OECD ülkesinde ekonomik büyüme ve işsizlik arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğunu ve Okun Yasası’nın geçerli olduğunu ortaya koymuştur.

Politika Çıkarımları ve Sonuç

Ekonomik büyüme ve işsizlik arasındaki ilişki, basit bir doğrusal bağlantıdan ziyade, çeşitli yapısal ve konjonktürel faktörlerden etkilenen karmaşık bir dinamiktir. İstihdamsız büyüme olgusu, sadece ekonomik büyüme odaklı politikaların işsizlik sorununu çözmede yetersiz kalabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, işsizlikle mücadelede sürdürülebilir ve istihdam odaklı bir büyüme stratejisinin benimsenmesi büyük önem taşımaktadır.

Politika yapıcılar, ekonomik büyümenin kalitesini artırmaya yönelik adımlar atmalıdır. Bu, reel üretim sektörlerinin güçlendirilmesi, sanayi üretiminin ve yüksek katma değerli ürünlerin desteklenmesi anlamına gelir. Emek piyasasına yönelik yapısal reformlar, nitelikli işgücü yetiştirme programlarının geliştirilmesi ve teknolojik gelişmelere uyumun sağlanması da işsizliğin azaltılmasında kritik rol oynayacaktır. Ayrıca, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve uzun vadeli yabancı sermaye yatırımlarının teşvik edilmesi istihdam yaratılmasına katkıda bulunabilir.

Sonuç olarak, ekonomik büyüme işsizliği azaltma potansiyeline sahip olsa da bu ilişkinin gücü ve yönü ülke ekonomilerinin yapısal özellikleri, teknolojik gelişmeler ve uygulanan politikalar gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Sadece büyüme odaklı değil, aynı zamanda istihdamı da önceliklendiren kapsamlı ve sürdürülebilir ekonomik politikaların hayata geçirilmesi, işsizlik sorununun çözümü için temel gerekliliktir.

Mobil sürümden çık