İş Ortaklığına Dayalı Finansman Yöntemlerinin İslami Bankacılık Sistemindeki Yeri

İŞ ORTAKLIĞINA DAYALI FİNANSMAN YÖNTEMLERİNİN İSLAMİ BANKACILIK SİSTEMİNDEKİ YERİ

ÖZET

İslami finansman yöntemleri içerisinde yer alan özellikle mudâraba ve muşârakada, iş ortaklığı, risk paylaşımı ve kâr-zarara katılım esastır. Bu yöntemler emek ve sermayenin, girişimci ve yatırımcının bir araya gelmesinde, sermayenin verimli projeler üzerinden üretime aktarılmasında, gelir ve refah artışında, gelir dağılımındaki iyileşmede, üretim faktörlerinin en etkin şekilde kullanımında, reel piyasa ile finansal piyasanın bütünleşmesinde büyük bir dinamizm yaratma potansiyeline sahiptir. Her ne kadar ilk olarak Avrupa’da ortaya çıktığı gibi yaygın bir inanış varsa da kökenleri daha derinden incelendiğinde bu yöntemlerin İslamiyet’in ilk dönemlerinden itibaren uygulandığı bilinmektedir.

İş ortaklıkları açısından bakıldığında faiz yasağının paradan para kazanmayı ve günümüzdeki finansallaşma sorununu engelleyecek bir sistemin alt yapısını oluşturduğu söylenebilir. İslam’ın faizsiz ekonomi mantığı içinde bu finansman yöntemleri mudâraba, mufavaza, muşâraka (inan ortaklığı) ve vücuh (kredi ortaklığı) şeklinde adil, etik, sosyal fayda esaslı, insan merkezli yöntemler nitelendirilmektedir. İslam dünyasının iktisadi işleyişinde gelişme ve kalkınma adına en doğru yönü sunan bu yöntemler, ne yazık ki İslam ülkelerinde sonraki yüzyıllarda hakkıyla kullanılamamıştır veya kullanılmamıştır.

Kökenleri İslam’a dayanmasına rağmen bu tarz yöntemlerle büyük kalkınma ve refah artışını büyük ölçüde batı dünyası gerçekleştirmiştir. İslam dünyası İslami finans uygulamalarını ve ürünlerini, faize dayalı finans sistemine uyarlamaya çalışarak zaman ve enerji kaybı yaşamakta, en önemlisi de etik finansmanla sağlanacak manevi değerleri ve manevi tatmini de içine alan kalkınmayı sağlayamamaktadır. Bu çalışmada finansal sisteminde İslam bankacılığının ağırlıklı olduğu ve düzenli verilerine ulaşılan 11 ülkenin 2014-2018 dönemi İslam bankaları verileri incelenmiş, özellikle mudaraba ve muşâraka gibi finansman yöntemlerinin payının oldukça düşük olduğu saptanmıştır.

İncelenen ülkelerdeki İslami bankacılık sistemlerinin nasıl bir finansal karakteristik gösterdiği karlılık, aktif kalitesi, sermaye yeterliliği, gelir gider yapısı kriterleri çerçevesinde belirlenmeye çalışılacaktır. Buradan elde edilen bulgular ışığında ortaklık finansmanı şeklindeki yöntemlerin daha fazla ve etkin kullanımına yönelik çözüm üretmeye hem yatırımcı hem de tasarruf sahipleri açısından faize dayalı finansal sistem ürünlerine alternatif olabilecek uygulama önerileri sunulmaya çalışılacaktır.

GİRİŞ

Ekonomik kalkınma en geniş tanımıyla toplumsal gelişmişliği ifade eder. Toplumun sadece niceliksel değil niteliksel gelişimini de kapsar. Bu bağlamda ekonomik büyüme kavramından farklıdır. Bir toplumda yaşam kalitesinin düzeyi, ekonomik kalkınma düzeyi ile doğrudan ilgilidir. Dolayısıyla ekonomik kalkınma, toplumun ekonomik, sosyal, siyasal, kurumsal, sağlık, eğitim seviyesi gibi hem niteliksel hem de niceliksel göstergelerindeki iyileşmedir. Başka bir ifadeyle ise refah düzeyinin gelişme sürecidir. Ekonomik kalkınma toplumun bütünüyle refahının artışını hedeflemektedir. Yapılan çalışmalar ülkenin demokratik siyasi yapısının kalkınmanın en önemli dinamiği olduğunu göstermektedir.

Bu ülkelerde demokratik anlayış başta ekonomi olmak üzere birçok alana yansımaktadır. Ekonomik gelişmişliğin servet düzeyi ile bağı bir noktada kesilmektedir. Kişi başına düşen gelir seviyesi oldukça yüksek olan Ortadoğu petrol ülkelerinin kalkınmış ülkeler kategorisinde izlenmeme sebebi de budur. Bu ülkeler okur yazarlık oranı, sosyal sigorta sistemi, gelir dağılımında eşitlik, kadınların toplum hayatına katkısı gibi birçok noktada gelişmiş ülke olarak nitelendirdiğimiz Avrupa ülkeleri ve ABD gibi ülkelerin gerisindedir.

Ekonomik kalkınmada önemli rol oynayan ortaklığa dayalı finansman yöntemleri ve risk sermayesi ortaklıkları emek ve sermayenin bir araya gelerek sermayenin kesinlikle üretime aktarılması yoluyla gelir ve refah artışının, gelir dağılımındaki iyileşmenin, üretim faktörlerinin en etkin şekilde kullanımının sağlandığı, reel piyasa ile finansal piyasanın birbiriyle bütünleştiği ve bu bütünleşmenin sinerji yarattığı bir finansman şeklidir. Tarihine bakıldığında bu ortaklık şeklinin orta çağ Avrupa’sında commenda iş ortaklıkları şeklinde ortaya çıktığı, 9. yüzyıla kadar uzanan kanıtlarla desteklenmektedir.

Girişimci ve yatırımcının bir araya gelmesi esasına dayalı bu iş ortaklık şeklinin batı ülkelerindeki kalkınmanın temeli olduğu söylenebilir. Her ne kadar ilk olarak Avrupa’da ortaya çıktığı gibi yaygın bir inanış varsa da kökenleri daha derinden incelendiğinde bu ortaklık şeklinin 7. yüzyılda Müslümanlar arasında var olduğu, Peygamber (SAV) tarafından da uygulandığı bilinmektedir.

Faizsiz ekonomi paradan para kazanmayı engelleyerek tüm üretim faktörlerinin bizzat reel üretim amaçlı bir araya gelmesinin önünü açmaktadır. Semavi dinlerde ve birçok eski medeniyetler de var olan faiz yasağı ortaklık yönüyle bakıldığında İslam’da da mudâraba, mufâvaza, muşâraka (inan ortaklığı) ve vücuh (kredi ortaklığı) şeklinde adil, etik, sosyal fayda esaslı, insan merkezli yöntemler olarak İslamiyet’in doğuşu ile 7. yüzyılda ortaya konulmuştur. Bu erken dönemlerde İslam dünyasının iktisadi işleyişine gelişme ve kalkınma adına en doğru yönü sunan bu yöntemler, ne yazık ki İslam ülkelerinde sonraki yüzyıllarda hakkıyla kullanılamamıştır veya kullanılmamıştır. Kökeni İslam’a dayanmasına rağmen bu yöntemlerle büyük kalkınma hamlelerini ve sosyal adaleti gözeten refah artışını büyük ölçüde batı dünyası gerçekleştirmiştir.

İslam Hukuku’nda beşerî ilişkilerin bütününü düzenleyen kurallara “muamelat” denir. Bunlar alışveriş, şirketler, evlilik, kira, miras ve vasiyet gibi dünyevi meselelerdir. Muamelat içindeki iktisadi meseleleri ilgilendiren konulardan bazıları ise gelir dağılımının adilane paylaşılması, sosyo-ekonomik dengenin kurulması, işçi-işveren ilişkileri, özel mülkiyet hakkıdır. Bu ilke ve kurallar Kuran-ı Kerim’de ve Peygamber (SAV) ‘in hadislerinde yer almaktadır. Bir ayette (en-Necm) insan için çalışıp çabalamaktan başka bir kazanç ve başarı yolu olmadığı belirtilirken, hadis-i şeriflerde “hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı lokma yememiştir “ve “rızkın onda dokuzu ticarettedir” denmektedir.

Başka bir ayette (Ali İmran) “Ey iman edenler! Kat kat katlanan faizi yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz “denmekte iken Nisa suresinde ise “Ey iman edenler’ Mallarınız aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir” denmekte, Haşr suresinde ise “O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet ve güç haline gelmesin” denmektedir. Ayetlerden anlaşılacağı üzere Allah (cc) çalışıp çabalayarak dürüst yollarla ticaret yapmayı, faizden uzak durmayı, zenginliğin veya sermayenin bir kısım insanoğlu elinde güce dönüşmemesini öğütlemektedir.

Bir hadiste “İnfak et ki, sana da infak edilsin!” (Buhârî, Tevhîd, 35.) buyurulmaktadır. Varlığın devamı almakla değil vermekle mümkündür. Bu bireyler için böyle olduğu gibi toplumlar için de böyledir. Almak zayıflık ve ihtiyacın vermek ise güven duygusunun, kuvvet ve varlığın göstergesidir. Bu noktada zengin ile fakir arasında fark yoktur. Herkes kendi “Var’ından infak eder. Bu kaide temeline iş ortaklığını alan İslami finansında özünü oluşturur.

Tarihsel süreç incelendiğinde Batı’nın gelişmesinde ve kalkınmasının altında yatan ekonomik ve toplumsal dinamiklerin İslam toplumlarının geliştirip uyguladıkları ekonomik ve toplumsal kaideler olduğu görülmüştür. İslam’ın sosyal adaleti, insanı merkeze alan idari yönetimi, kişisel değil toplumsal menfaatleri ön plana alan öğretisi hala Batı’ya yol göstermeye devam etmektedir. Özellikle Avrupa ülkeleri kapitalizmin yarattığı aşırı bireysel ve materyalist dünya düzeninin uzun vade de toplumsal çıkmazlara yol açacağından hareketle daha sosyal devlet mekanizmalarının oluşturulması için çaba göstermektedirler.

Bu çalışmada öncelikle İslam ekonomisinin önerdiği sermaye ortaklık şekilleri açıklanmaya çalışılacaktır. Akabinde ise İslami finans sistemlerini uygulayan ülkelerde bu iş ortaklıklarının uygulanma düzeyleri ve önündeki engeller ortaya konulmaya çalışılacaktır.

İSLAM EKONOMİSİ ÇERÇEVESİNDE İŞ ORTAKLIĞINA DAYALI FİNANSMAN YÖNTEMLERİ

İslami finans sistemi içerisinde yer alan iş ortaklığı modellerini işin nev’ine göre çeşitlendirmek mümkünse de ana finansman yöntemleri aşağıda verilmeye çalışılmıştır.

Mudâraba

En basit tanımıyla emek-sermaye ortaklığıdır. Kurum, yatırım için ihtiyaç duyulan finansmanın tamamını sağlar, müşteri ise emeğini ortaya koyar. Yatırım neticesinde ortaya çıkan kâr başlangıçta mutâbık kalınan oranlarda kurum ve müşteri arasında paylaşılır. Zarar durumunda, müşterinin herhangi bir kusuru yoksa kurum bütün zararı üstlenir. Bu finansman şekli genellikle ticaretin finansmanı için kullanılır.

Mudâraba, sermayedarın parasını ya da malını onu işletecek ve elde edilen kârdan önceden anlaşılmış bir oranı yatırımcıya geri verecek olan aracıya (mudârib) teslim ettiği bir sözleşmedir. Girişimciliğinin ödülü olarak, aracı kârın geri kalan kısmını almakta zararı ise yatırımcı üstlenmektedir. Başarısızlık durumunda zarardan hiçbir şekilde yükümlü olmayan aracının zaman ve emeği boşa gitmiş olmamaktadır. Aracının (girişimcinin veya mudâribin) zarar etme durumunda her türlü yükümlülükten kurtarılması ve sermaye sahibi ile üçüncü şahıslar arasındaki ilişkinin koparılması mudârabanın alışılmışın dışında ve diğerlerinden ayrıştıran karakterini oluşturmaktadır.

Mudâraba da ortaklar kârın bölüşümünde tam bir serbestliğe sahiptir ve kârın paylaşımı miktar üzerinden değil de kesinlikle oran üzerinden yapılır. İslamiyet’te iki klasik ortaklık şekli olan mudâraba ve muşâraka da ortaklık sözleşmeleri temel olarak anlaşmanın türü, yatırım miktarı, kar dağılımına ilişkin şartlar ve aracının sermayeyi işletirken sahip olduğu serbestlik düzeyi ile ilgili maddeleri de içermektedir. Bu sözleşme tiplerinin gelecekte geçirecekleri evrim açısından en önemlisi kendisine teslim edilen sermayeyi kendi kaynakları ile birleştirme, mudârib olarak üçüncü şahıslara verme ve üçüncü şahıslarla yapacakları ortaklıklara yatırma yetkisine sahip olmasıdır (Çizakça, 1999). Kural mudâribin işleri bizzat görmesidir.

İşletme sürecinde gereken durumlarda münferit işleri başkalarına yaptırabilir. Hatta işin boyutları onu aştığı takdirde genel idare kendisinde kalmak şartıyla yardımcılar istihdam edebilir; onlara gerektiği kadar kısmî yetki devrinde de bulunabilir. Yardımcılar mudâribe, o da sermayedara karşı sorumlu olur. İşletmeci ile yardımcıları arasındaki bağ duruma göre ya hizmet veya ücretli vekâlet ilişkisidir. İşi bizzat görme borcuyla bağdaşmayan alt mudârib istihdamı ise sermayedarın özel iznine bağlıdır. Ancak yatırımcının menfaati korunmak kaydıyla bunun için izne ihtiyaç bulunmadığını söyleyenler de vardır (“MUDÂREBE – TDV İslâm Ansiklopedisi”).

Fesih ve infisah şartları dikkate alındığında uzun vadeli finansmana pek uygun düşmediği düşünülebilirse de mudâraba Avrupa’da 10. yüzyıldan itibaren “commenda” adıyla bir çeşit adi komandit şirket biçiminde yaygınlaşıp bölge ülkelerinin ticaret hukukuna girerek standart bir görünüm kazanmış, iş ortaklıklarının daha çok girişimci ve tasarruf sahibini bünyesinde toplamasına katkı sağlamıştır. Mudâraba da zarar riskini sermayedar yüklendiği için mudâraba sermayesi, 1970’lerden itibaren özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde çok büyük boyutlara ulaşarak en son teknolojik yeniliklere ait projelerin finansmanını sağlamakta kullanılan “risk sermayesi” ne (venture capital) benzetilmektedir ((“MUDÂREBE – TDV İslâm Ansiklopedisi”)).

Mufâvaza

Bu ortaklık tipinde ortakların her açıdan tamamen eşit olması, tüm ticari faaliyetlerin ortaklık kapsamında yapılması ve ortakların karşılıklı olarak aracılığı ve kefilliği esas teşkil etmektedir. Ortaklar birbirlerine ortaklık sermayesinin tamamıyla özgürce hareket edebilme yetkisini tanımış olmaktadırlar. Buradaki eşitlik esası, sadece tüm ortakların eşit miktarlarda yatırım yapmalarıyla kâr ve zararın eşit olarak paylaşılması konusuyla sınırlı kalmamakta ortakların kişisel statülerine de eşitliği getirmektedir.

Mesela bir tarafın daha itibarlı olmasından dolayı kâr payından eşit olmayan bir pay alması ya da farklı miktarlarda sermaye yatırmalarına rağmen eşit kâr payı almaları bu ortaklık türünde mümkün olmamaktadır. Bu tür bir uygulama, ortaklığı mufâvaza olmaktan çıkarmaktadır. Burada zararı paylaşmada da eşit olunması ve her ortağın üçüncü şahıslara karşı sorumluluğunun sınırsız olması ayrıca vurgulanmalıdır. Pasif ortağın üçüncü şahıslara karşı yükümlüğünün başta yatırdığı sermayeyle sınırlı olduğu mudâraba anlaşmasıyla çarpıcı bir zıtlık göze çarpmaktadır ((Çizakça, 1999).

Muşâraka (İnan Ortaklığı)

Bu sistemde finans kurumu/banka gerekli olan sermayenin bir kısmını karşılar. İlaveten müşterinin de yatırım için gerekli sermayenin bir kısmını karşılaması beklenir. Ortaklık için başlangıçta anlaşılan oranlarda kâr paylaşımı yapılır. Bu oran sermaye payları ile aynı olmak zorunda değildir. İşin içine emeğini katanın kârdan daha fazla pay alması mümkündür. Zarar durumunda ise ortaklar payları oranında zarardan etkilenirler. Bu yöntem ise genellikle sanayi finansmanında kullanılır.

Her ortağın farklı miktarlarda yatırım yapmasının mümkün olması gibi aynı zaman da yatırımın aynı miktarlarda yapılması ve kârların eşit olmayan bir şekilde dağıtılması da mümkündür. Ortakların tüm malvarlıklarını yatırması da zorunlu değildir. Özel inan ortaklığında bir mal türünün ticareti söz konusu iken, genel inan ortaklığı tüm meşru faaliyetleri kapsamaktadır. Batıdaki orta çağ ticaretini geliştiren şirketlere benzemektedirler. Özel inan ortaklığı Orta Çağ İngiliz ticaretindeki tek bir iş için yapılan ortaklıklara karşılık gelmektedir.

Mudâraba da dâhil olmak üzere tüm ortaklık şeklinde olduğu gibi, inan ortaklığında da zarar tarafların yatırım miktarına uygun şekilde paylaştırılır. İnan ortaklıkları bazı yönleri ile mudârabaya benzemektedir. İnan ortaklığında da mudâraba da olduğu gibi tüm kalemler, masraflar, kâr ve zarar aracı (girişimci) ile yatırımcı arasında kararlaştırılır. Aracının üçüncü şahıslara karşı yükümlülükleri üzerinde yatırımcının sorumluluğu yoktur. Hatta üçüncü şahıslar yatırımcının varlığından bile haberdar olmak zorunda değildir. Üçüncü şahıslar sadece muhatap olduğu ortaktan talepte bulunabilirler ve bu ortaklar söz konusu miktardan tamamıyla ve tek başlarına sorumludurlar.

Aracı önce üçüncü şahısların taleplerini karşılar ve daha sonra ortağından hissesi oranında destek talep eder. Ayrıca inan ortağı sermaye fonu oluşturmak amacıyla, mudâraba yöntemi ile ortaklıkla ilişkisi olmayanlardan dış fon kabul edebilir ve bu mudâraba ilişkisi içindeki ortaklıktan elde ettiği kâr tamamen kendisine kalır. İnan ortaklığı içindeki ortakların, herhangi bir diğer ortağın başka ortaklıklarından elde ettikleri kazançlar üzerinde söz hakkı yoktur ((Çizakça, 1999).

Vücûh (Kredi Ortaklığı)

Sözlükte “yüz, itibar” anlamlarındaki vech kelimesinin çoğulu olan vücûh, fıkıhta sermayesi bulunmayan iki veya daha çok kişinin ticarî tecrübe ve itibarlarını öne çıkarıp belli bir işi yapmak üzere kurdukları ortaklığı ifade eder. Klasik fıkıh literatüründe vücûh, akid şirketleri grubundaki ebdân (iş gücü) ve emvâl (sermaye) ortaklıklarının yanında üçüncü bir türü oluşturur. Bu ortaklığa vücûh denilmesinin sebebi genelde sermayesi olmayan, ticarî bilgi, beceri ve itibar sahibi kişilerin itibarlarından dolayı vadeli mal alarak işe başlamalarıdır. Buna aynı zamanda “mefâlîs şirketi”, “kredi şirketi” ve Mâlikîler’de “zimem ortaklığı” da denir (“VÜCÛH – TDV İslâm Ansiklopedisi”).

Vücuh, sermayesi olmayan fakat itibar sahibi iki ortağın finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla oluşturulan bir iş ortaklığı şeklidir. Şeriketü’l-mefalis (züğürt ortaklığı) adıyla da bilinen bu ortaklık şekli genelde bir sermaye yatırım aracı olarak düşünülmekteydi ve sermaye arttırma veya yaratma yöntemi olarak uygulanmaktaydı. Hz. Ali’nin mudâraba ve muşâraka için de geçerli olan “kârı üzerinde mutabık olunan şartlar, zararı ise sermaye belirler” sözü kredi ortaklığı için geçerli değildir. Vücûh ortakların kâr payları yatırımdaki paylarına göre belirlenmektedir. Bu esas vücûhta tüm sermayenin kredi olarak çekilmesine dayanmaktadır. Vücûh dışındaki ortaklıklarda kar bölüşümü opsiyoneldir ((Çizakça, 1999).

LİTERATÜR

Mehmet Salih KUMAŞ, (2006) yaptığı çalışmada, Orta Çağ’da Avrupalı tacirler tarafından uygulanan “Commenda”nın günümüzde girişimcilerin finansmanı için özellikle ileri ekonomilerde ve teknoloji alanında uygulanan “Venture Capital” sisteminin temelini oluşturduğunu, bu sistemin ise Müslümanlarca kullanılan ve mudâraba olarak isimlendirilen iş ortaklığı türünden esinlendiğini ifade eder. İslami finansın özellikle girişimcilik kalkınma önemli bir alternatif oluşturmasına rağmen İslami finans kurumları bu sorumluluklarını yeterince yerine getirememektedirler. Gerek Türkiye’de gerekse de dünyada mudâraba yatırımlarının payı çok düşük seviyelerdedir. Mudâraba yöntemi, iş ortaklıklarının kurulup geliştirilmesi ve girişimcilerin önünün açılması için üzerinde sıkı çalışılması gereken bir konudur.

ER vd., (2015) yaptıkları çalışmada 2000’li yıllardan sonra Türkiye finans piyasasına giren yabancı yatırımcılarla birlikte bankacılık sisteminin, kalkınma hedefli uzun süreli yatırım ve altyapı kredileri yerine ticari amaçlı kısa süreli kredilere yöneldiğini, tamamen hızlı şekilde kâr elde amacı güdüldüğünü ve bu durumun gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarında uzun vade de bir engel oluşturduğunu belirtmektedirler. İslam Bankalarının, kalkınma amacına yönelik yatırım projelerini finanse ederek, gelişmekte olan ülkelerdeki finansman sıkıntısına çözüm üreteceği beklenmektedir.

Bu açıdan bakıldığında katılım bankalarının, girişimcilerin verimli projelerini finanse etmek suretiyle tasarrufların değerlendirilmesine imkân sağlayacak mudâraba ve muşâraka başta olmak üzere iş ortaklığına dayalı finansman yöntemlerine ağırlık vererek, kâr/zarar ortaklığının en etkin şeklinin uygulama alanını genişletmesi ve faizsiz bankacılığın kuruluş felsefesinde var olan ekonomik kalkınmaya katkı sağlaması önem arz etmektedir.

Bu bağlamda mudârabanın, toplumsal refahı arttırmaya ve gelir dağılımını iyileştirmeye hizmet eden etkili bir yöntem olması ve girişim sermayesi (venture capital) ile büyük ölçüde örtüşen yönüyle İslam bankacılığının başlıca ürünü olması gerektiği söylenebilir. Bu finansman yöntemi, kâr/zarar ortaklığı ile İslami finans sisteminde faiz sisteminin yerine ikame edilen unsurdur. Bununla birlikte ne yazık ki katılım bankalarının işlemlerinin büyük bir çoğunluğunu murâbaha yani ticarette peşin alıp vadeli satma işlemi oluşturmaktadır. Türkiye’de mudâraba finansman olarak gerçekleştirilmemiş, ancak muşâraka finansmanı gerçekleştirilmiştir. Şu ana kadar tek bir banka tarafından gerçekleştirilen muşâraka finansmanı dışında kullanılan İslami finans yöntemi murâbahadır.

Bulut ve Er, (2009) yaptıkları çalışmada Mudâraba finansmanında beş temel esas ortaya koymuşlardır. Bunlar;

(1) Dengeli Ortaklık esasında emek ve sermaye birbirini tamamlayan unsurlar olarak görülmekte, emek ve sermaye sahiplerinin eksik yönlerinin birleştirildiği bir ortaklıkla denge kurulmuş olmaktadır.

(2) Kâr-Zarar Dağılımı, emek ve sermaye taraflarının kâr dağılımı konusunda önceden anlaşmalarını esas almaktadır. Kâr/zarar eşit olarak dağıldığı gibi işin ve sermayenin önemine göre kâr/zarar oranı farklılık da gösterebilir.

(3) Sermayedar İlgisi mudâraba sistemiyle sermayesini ortaya koyan kimsenin, kâr/zarara ortaklık söz konusu olduğu için, girişimciyi gözlem altında tutmasını ifade etmektedir. Sermayedar kaynağın etkin kullanımının sağlanmasına bizzat dahil olmaktadır. Risk transferi söz konusu olmadığı gibi paradan para kazanmanın önüne geçilmektedir. Geleneksel bankacılıkta ise fon sahibi kimseler, fonu alan tarafın kâr/zararına bakmaksızın faiz gelirini elde etmeyi önemser.

(4) Kolektif Nakitle İş birliği esası, bir yandan işe yatırmış olduğu sermaye üzerinde mülkiyet ve tasarruf hakkı bulunan sermayedarın, herhangi bir emek ortaya koymadan kâr payı alabilmekte olduğunu ancak zarar halinde de sınırlı bir sorumluluk yükleneceğini vurgulamaktadır. Diğer yandan girişimdeki aktif rolü ve gayretleri çerçevesinde yatırımcıya, kârdan faydalanamama şeklinde sorumluluk düşmektedir. Bu kendisine has iş birliği tarzı mudâraba finansmanını diğer ortaklık türlerinden ayıran en önemli özelliklerden birisidir.

(5) Menfaat Paralelliği ise Sermaye sahibi ile emek sahibinin amaçlarının ve menfaatlerinin ortak olmasını ifade etmektedir.

Ersin, (2018) yaptığı çalışmada Muşâraka ’da (İslam hukukunda Şirket-i İnan denmektedir) mudârabadan farklı olarak iki tarafta da sermaye ortaklığı söz konusu olduğuna vurgu yapmıştır. Proje sahibi olan tüzel veya gerçek kişinin sermayesinin eksik kaldığı durumda projesine ortak olacak sermayedar arar. Projesi olan gerçek veya tüzel kişilik emek sermayesini ortaya koyarken diğeri eksik kalan sermayeyi tamamlar ve projede kâr payları muşâraka sözleşmesi ile ortaya konur.

Burada projeye koydukları sermaye oranları nispetinde kâr paylaşımı yapılır. Fakat taraflar isterse sermaye payları eşit olduğu halde kâr paylarını farklı anlaşabilecekleri gibi sermaye payları farklı olduğu halde kâr paylarını eşit tutabilirler. Bu farklılığın sebebi ortaklığa katılanlardan bazılarının iş, tecrübe, bilgi birikiminin daha fazla olmasıdır. Yılmaz, (2010) Katılım Bankalarının bu sistemle bankadan fon alan ortakların, şirketin işlerinin yürütülmesinde daha fazla emeğe sahip olmaları nedeniyle sermayelerine oranla daha fazla kâr payı almalarını kabul edebileceğini belirtmektedir.

Ulusoy ve Altun (2017) yaptıkları çalışmada, İslam ekonomisi teorisinin gelişim sürecinde “homo economicus” yerine “homo islamicus” kavramı çerçevesinde bir modelin oluştuğunu ve İslam Bankacılığının bu dönemde Müslüman ekonomistlerin görüş alanına girdiğini ifade etmektedir. “Homo islamicus” kavramı ortaklık esasına dayanan adil ve istikrarlı finansman modellerini kabul edilebilir kılmaktadır.

Akdemir, (2017) tarafından yapılan çalışmada, İslami finans sisteminin, koyulan sermaye kârı garanti etmediğinden sermaye tekellerinin oluşması engellediğini vurgulamaktadır. Emek ücretten değil üretimden pay alır. Verginin aynî olarak ödenmesi mümkündür. Bu durum kamu hizmetlerine dayalı ödemelerde satış baskısını ortadan kaldırır. Tekelleşmelere karşı çıkılmış ve bunun bir sömürü düzeni olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda İslam, “ortaklık ekonomisi düzenini” getirmiştir. Burada küçük büyük ayırımı yapılmadan her boyutta girişimci ve proje ortaklığın parçası olabilir. Böylece bankadan alınan para ile değil, müteşebbislerin ortak olması ile işletmeler kurulur.

Turan, (2019) yazdığı makalede, Mudaraba ’da mudâribin işe girişen anlamına geldiğini ve karşısında ise mal sahibinin yani sermayedarın olduğunu ifade ederek asıl ilişkinin bir girişimci – sermayedar ilişkisi olduğunu ifade etmektedir. Ortada salt bir emek yoktur. Girişimcisi olmayan yerde emek de sermaye de âtıl kalmaktadır. Mudârib ücret mukabilinde değil, kâr payı mukabilinde çalışmakta, mal sahibi ise bir risk karşılığında sermayeyi emanet etmektedir. Bu ortaklık paydasında mudâribin tasarrufu haricinde sermaye zarara uğrarsa, bu kaybın her halükârda mal sahibine ait olması söz konusudur.

Bugün bu girişimciliğe has risk kültürü Batı ülkelerinde risk (girişim) sermayesi olarak ilerleme kaydetmiştir. Burada emekten ziyade tecrübe ve buluş temelli bir atılım, sermayeden ziyade akıllı bir yatırımcı ve bir fon yöneticisi mevcuttur. Yazar, mudaraba temelli girişimci-sermayedar oluşumuna geçmek katma değeri yüksek işlere vesile olacağını belirtip geleneksel iktisadın aksine İslam iktisadının üretim faktörlerinin ilk sırasında girişimci ve sermayedar bulunmalı, mudarabanın ise üzerinde durmamız gereken en mühim finansman modeli olması gerektiğini belirtmektedir.

M. Bulut, (2017) yaptığı çalışmada ise, Osmanlılar para vakıfları uygulamaları, tımar teşkilatı, ahilik, lonca ve vakıf sistemi, hisbe teşkilatı, mudarebe, muşâraka, eytam sandıkları, karz-ı hasen, selem, icare, istisna gibi finansal yöntem ve uygulamalarla asırlar boyunca hem finansal hem de reel anlamda denge gözetilerek, toplumun ihtiyaçlarına cevap verildiğini belirtmektedir. 19. yüzyıla kadar Batı’nın finans kurumlarını bünyesine kabul etmeyen Osmanlı, özellikle vakıf müessesesinin en güzel öneklerini uygulayabilmiştir.

Günümüzde, temelleri Osmanlı’ya ait olan Vakıf kültürünün iyi örneklerini, Türk ve İslam ülkelerinde değil de Batı ülkelerinde görmek üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur. Dünyanın en büyük üniversitelerinden Oxford Üniversitesi bir vakıf üniversitesidir. Yine ABD’nde çok büyük varlıklara sahip vakıflar yer almaktadır. Osmanlı’nın mali olarak zayıfladığı 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra borç veren Batı ülkelerinin vakıfların kapatılmasını şart koşmaları günümüzde vakıf kültürünün zayıf kalmasında önemli bir etken olmuştur.

Eşref Yıldız, (2017) İslam fıkhında mülk ortaklığı, ibaha ortaklığı ve akit ortaklığının bulunduğunu belirterek, Osmanlıların İslami akitlere dayanan mudâraba, muşâraka, amal, emval, vücuh, muzâraa, musâkat vb. gibi iş ortaklıklarının hemen hemen hepsini kullandıklarını, fakat daha çok kullanıla gelen iş ortaklıklarının mudâraba ve muşâraka olduğunu ifade eder. Bu tür iş ortaklıklarının genelde uzak mesafeli ticaretin finansmanı için kullanıldığını ve iş ortaklıklarının genelde para vakıflarınca işletildiğini belirtir. Bu ortaklıklarda imparatorluk içinde yaşayan bütün dinsel ve etnik unsurların sermaye sahibi olarak yer almış ve ortaya çıkan anlaşmazlıkların İslam mahkemelerinde çözülmesini istemişlerdir.

Dinç (2017)’e göre muşâraka yönteminin çalışma şeklinin anlaşılması, katılım bankaları ile konvansiyonel bankaların farklarının ortaya konması açısından önem arz etmektedir. Faizsiz finansmanın merkezinde yer alan muşâraka ve mudâraba gibi yöntemlerinin uygulanabilirliği yaygın değildir. Bunun başlıca dört nedeni vardır; birincisi, bilançoların gerçeği yansıtmamaları, başka bir deyişle, adil ve düzenli bir muhasebenin tutulmamasıdır. İkincisi, katılım bankalarının topladığı fonların vadelerinin çok kısa olmasından dolayı ortaya çıkan vade uyumsuzluğudur. Üçüncüsü, yatırım yapılabilir projelerin sınırlı kalması ve son olarak katılım bankalarındaki proje finansmanı konusunda uzmanlık eksikliğidir.

Dolaysıyla anılan bu iki faizsiz finans yönteminin yaygınlaştırılamaması İslami bankaların konvansiyonel bankalardan ayrışmasını güçleştirmektedir. Konvansiyonel bankalarla olan süreç benzerliği, iş ve uygulama yöntemleri faizsiz finans modelinin gelişmesinde ve yayılmasında en önemli sorunlardan biridir. Bacha (1997)’a göre mudârabanın ve muşârakanın gelişmesinin önündeki en büyük engel bu faizsiz finans yöntemlerinin konvansiyonel bankacılık ruhu ile birleşerek melez bir yapıya bürünmesidir.

Badaj ve Radi, (2017), günümüz KOBİ’lerinin bütün dünyada yaşadığı finansman sorununun, gelişimlerinin önündeki en büyük engel olduğunu, klasik borçlanma şekillerine alternatif olarak, İslami finans araştırmacılarının, kâr ve zararın bölüşümü üzerine kurulu finansman sistemlerini önerdiklerini belirtmektedirler.

Mehmet Ersoy vd., (2017) toplu konut finansmanlarında faizsiz bankacılık uygulamalarını incelemişlerdir. Çalışmada Türkiye’de katılım bankacılığının aldığı payın ancak %5’ler düzeyinde olduğu belirtilerek, bu bankaların konut finansmanındaki yöntemlerinin büyüme potansiyeli sunduğu ifade edilmiştir. Bu potansiyelin değerlendirilmesi için söz konusu finansman yöntemlerinin çok iyi anlatılması gerekmektedir. İşleyişinin kolay olması açısından en çok tercih edilen yöntem ise blokeli murabaha yöntemidir. Uygulama ve takibi kolaydır. Muşâraka modelleri ilk uygulamalarının zarar ile sonuçlanması nedeniyle oluşan önyargı ve sıkı takip gerektirmesi nedeniyle çok fazla uygulama alanı bulamamıştır.

Duman ve Takur, (2019) Türkiye’deki İslami Bankacılık uygulamalarının, geleneksel bankalarla aynı paralelde risksiz faaliyet sürdürme stratejisi üzerine şekillendirilmiş olduklarını ifade etmektedirler. Katılım bankalarının spekülatif beklentiler yerine, etkili bir risk yönetimi ile en düşük riskle çalıştırılması da İslami kurallar içerisinde bulunmaktadır. Dolayısıyla İslami bankacılığın çıkış noktası olan ve özünde yer alan ortaklık modelinin zaman içinde çökmesi ve yerini murâbaha modeline bırakması olağan bir durum olarak karşılanmaktadır. Girişimcilik ekosistemleri ciddi şekilde risk sermayesine ihtiyaç duymaktadır. İslami bankacılık uygulamaları içerisinde bulunan muşâraka, mudâraba gibi risk sermayesi benzeri modelleri kullanılır kılmak için, bu kapsamda toplanan fonların yapısında, fonların işletilme stratejisinde ve fonları işleten ekiplerde, geleneksel bankacılık stratejisinden farklı olarak spekülasyon ve riske dayanıklı, yenilik ve bilimsel gelişim odaklı yeni bir yapılanmaya gidilmesi önerilmektedir.

Bankaların yetkin ekipleri bir yandan risk düzeyinin kontrol edilmesinde görev alırken, diğer yandan yeniliklerin finansmanı ile bölgesel gelişime ve kalkınmaya katkı sağlayabileceklerdir. Bununla birlikte, bir girişimcilik ekosisteminin, bir bütün olarak birçok parçanın birleşmesinden oluştuğu ve bütün parçaların sağlıklı bir şekilde işliyor olmasına gereksinim duyduğu unutulmamalıdır. Dolayısıyla teknolojik gelişimin olmadığı bir yerde risk sermayesinin de gelişmesi için uygun bir ortam bulunmamaktadır. Başarılı teknolojik çalışmaların risk sermayesi uygulamalarını daha kârlı ve cazip kılmasıyla, risk seven sermayenin teknolojik kapasitesi yüksek potansiyelli firmaların başlangıç süreçlerinde yer alması ve gerekli fonlamayı yapabilmesi mümkün olabilmektedir.

Yeni buluşları ve yenilikleri ekonomiye ürün olarak katabilmek isteyen girişimciler risk sermayesine ihtiyaç duyarlarken, risk sermayesi de bu tip şirketlerin finansmanını sağlayarak çok yüksek miktarlarda getiri elde edebilmektedirler. İslami bankacılığın bu bağlamda yenilikçi projeleri ayırt edebilecek ve doğru projelere destek verebilecek yeni bir stratejiye, farklılaştırılmış ürünlere ve yetkin ekiplere sahip olması gerekmektedir. Çünkü girişimcilik ekosistemi yaklaşımında Isenberg (2010)’un altını çizdiği şekilde, yüksek potansiyelli yenilikçi firmaların, serbest meslek sahipleri veya KOBİ’lerden ayrı tutulması, farklı bir bakış açısıyla değerlendirilerek yüksek oranda desteklenmesi ve kıt olan finansal kaynaklardan en yüksek payı alması prensibi geçerlidir.

Eken ve Öztürk, (2018) ise yaptıkları çalışmada İslami Bankacılığın genel işleyiş prensiplerine göre oluşturulan cari hesaplar kâr/zarar ortaklığı hesapları başka bir ifadeyle bunların “dar hissedar” olarak, bunun karşısında sermaye koyan banka/kurum ortaklarına ise “geniş hissedar” olarak adlandırılabileceğini ifade etmektedirler. Çalışmamızda analizi yapılan ülkelerde öz sermaye kârlılığının, (göreceli ekonomik istikrara sahip ülkelerde) oldukça yüksek olmasına rağmen, fon sağlayan dar hissedarların çok daha düşük kâr payı elde ettikleri düşünülmektedir. Bu durum Türkiye’de de geçerlidir. Bu ise İslami Bankacılığın ruhuna ters bir durum yaratmaktadır.

İnanışları gereği tasarruflarını İslami bankalara getiren tasarruf sahipleri bir tür finansal istismara maruz kalmakta ve bu kurumlarla olan çalışmalarını sonlandırabilmektedir. Nihai olarak, konvansiyonel bankacılıktan kopyala / yapıştır bir sistem yerine risk-getiri perspektifi ile asli unsurları üzerine kurulu bir İslami finans sistemi tesis edilmesi gereği açıkça görülmektedir.

Literatür incelendiğinde şu ana kadar yapılmış çalışmaların İslami finansman yöntemleri ile ilgili olarak daha çok kuramsal açıklamalarla sınırlı kaldığı, genel terminolojiye yer verildiği, bu yöntemlerin fıkıh ve İslam hukuku açısından değerlendirildiği gözlenmektedir. Bu çalışmada, İslami finans sistemlerine dâhil başlıca İslam ülkelerinde iş ortaklığına dayalı finansman yöntemlerinin uygulamalarına yönelik güncel bir durum tespiti yapılmaya çalışılmıştır. Ayrıca hem ülkeler arası hem de uygulanan yöntemler açısından karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.

İSLAMİ FİNANSMAN YÖNTEMLERİNİN UYGULANMASINA YÖNELİK ÜLKELER ARASI BİR KARŞILAŞTIRMA

Yaptığımız çalışmada Islamic Financial Services Board (https://www.ifsb.org) (“IFSB”) verilerinden faydalanılmıştır. Kayıtlı finansal sisteminde İslam bankacılığının ağırlıklı olduğu ve düzenli finansal tablo verilerine ulaşılan 11 ülkenin 2013-2018 dönemi İslam bankaları verileri incelenmiş, özellikle mudâraba ve muşâraka gibi finansman yöntemlerinin payı belirlenmeye çalışılmıştır. İncelenen ülkelerdeki İslami bankacılık sistemlerinin nasıl bir finansal karakteristik gösterdiği, aktif kalitesi, fonlama açısından penetrasyonu ve kalitesi, aktif ve öz sermaye karlılığı kriterleri çerçevesinde belirlenmeye çalışılmıştır.

İş ortaklığına dayalı finansman yöntemlerinin uygulamadaki yerini belirlemek amacıyla diğer İslami finansman yöntemlerine ilişkin verilerde değerlendirmeye alınmıştır. Yapılan incelemede iş otaklığına dayalı yöntemler dışında en çok kullanılan finansman yöntemlerinin, Murâbaha, İcar, Selem ve Vekâlet’tir.

Murâbaha, İslami finans yöntemleri arasında en sık kullanılanıdır. Bu yöntemde kurum, müşterinin talep ettiği malı satın alarak vadeli olarak belli bir kâr marjı ile müşterisine satar. Bu yöntemde malın peşin fiyatı ve ödenecek kâr payı müşteri tarafından bilinir. Pratik, uygulama alanı geniş ve getiri oranı yüksek olan bu yöntem Dünya’da ve Türkiye’de en çok tercih edilen yöntemdir (Sümer ve Onan, 2015).

İcar veya İcâre, murâbahadan sonra İslami finans sisteminin en çok kullandığı finansman sağlama yöntemi olup, kiralama şeklinde de ifade edilebilir. Çalışma şekli konvansiyonel sistemle neredeyse aynıdır. Makine ve teçhizat, ekipman, gayrimenkul, iş makineleri gibi reel varlıkların finansmanı sağlanır. Mülkiyetin devri ile kira sözleşmesi sona erer (SERPAM, 2013).

Yatırım Vekâleti (Wakala), Bir kimseyi bir yatırım işlemi için yetkilendirmektir. Örneğin Katılım Bankaları yurtdışı sendikasyonlarında vekâletle fonları alıp faizsiz finans prensipleri doğrultusunda değerlendirirler. Birden fazla bankanın finansman isteğinde bulunan kuruluşun talebini gerçekleştirmek için birleştiği finansman işlemine sendikasyon kredisi denilir. Sendikasyon işlemi faizsiz finans alanında Murâbaha ve Vekâlet Sendikasyonu şeklinde gerçekleştirilir. Örnek olarak murâbaha sendikasyonlarında, talep edilen finansman kadar emtia, finansman talebinde bulunan bankaya vadeli bedelle satılır. Emtiayı alan banka emtiayı tamamen ya da parça parça satarak istediği miktarda fon sağlamış olur (Faizsiz Finans Sözlüğü)

Selem, belirli bir malın ve belli bir hizmetin bedelinin önceden peşin olarak ödenip ileri bir tarihte satın alınmasıdır. Burada kurum malın bedelini peşin ödeyerek gelecekte üretilecek olan malı satın alır ve malı satmak için vadesini bekler. Özellikle Pakistan, BAE ve az miktarda İran’da kullanılan bir yöntemdir (SERPAM, 2013).

Çalışmada öncelikle analize dâhil edilen ülkelerin toplam İslami finansman düzeyinin toplam aktife oranı, toplam finansman içinde alt kalemler bazında ayrı ayrı İslami finansman yöntemlerinin payları belirlenmiştir. Ayrıca aktif kalitesini genel olarak gözlemlemek amacıyla sorunlu plasmanların toplam finansmana oranı, kârlılık düzeyini gözlemlemek için ise temel iki kârlılık ölçütü olan aktif ve öz sermaye karlılığı verileri sunulmuştur. Bunlarla ilgili veriler aşağıda Tablo 1’de özetlenmiştir.

Tablo 1: İslami Finansman Yöntemlerinin Toplam Fonlamadaki Payları, Aktif Kalitesi ve Karlılık Oranları (2013-2018 Çeyrek Dönem Veri Ortalaması)

Toplam İslami Plasman / AktifMurabaha / Toplam İslami FinansmanMudaraba/ Toplam İslami FinansmanSelem/Toplam İslami Finansmanİcare/ Toplam İslami FinansmanVekalet /Toplam İslami FinansmanMuşâraka/Toplam İslami FinansmanTakipteki Plasmanlar /Toplam İslami FinansmanAktif KarlılığıÖz sermaye Karlılığı
Endonezya68,09%61,29%4,97%0,00%0,00%0,00%27,90%4,64%0,95%9,61%
İran58,09%15,34%2,74%0,00%0,00%0,00%60,34%12,04%
Ürdün64,82%66,48%0,06%0,00%26,12%0,00%0,57%2,56%1,54%16,20%
Kuveyt65,11%78,94%0,00%0,00%15,78%0,00%0,00%2,91%1,23%10,47%
Malezya72,74%71,00%0,00%0,00%0,00%0,00%8,07%1,30%1,05%15,25%
Nijerya44,75%51,38%0,00%0,00%41,36%0,00%2,91%1,88%0,07%0,79%
Umman65,41%28,72%0,00%0,00%55,41%13,69%0,00%0,08%-1,87%-2,98%
Pakistan44,58%35,08%0,00%3,96%3,16%0,00%44,06%5,88%1,05%16,03%
S. Arabistan67,40%83,14%0,00%0,00%15,74%0,00%0,00%1,17%2,13%14,28%
Sudan53,86%67,59%4,53%0,00%0,00%0,00%4,92%5,89%2,64%26,72%
BAE63,44%62,48%0,00%37,52%0,00%0,00%0,00%7,81%1,53%12,70%
ORTALAMA60,75%56,49%1,12%3,77%14,32%1,24%13,52%4,20%0,94%10,82%

 

2013- 2018 yılları arasındaki finansal verilerin 5 yıllık ortalaması incelendiğinde, İslami plasman düzeyinin aktife oranının %60 seviyesinde olduğu görülmektedir. Burada Malezya % 72,74 ile en yüksek fonlama düzeyine sahiptir. Ardından %68 ile Endonezya ve %67 S. Arabistan gelmektedir. En düşük fonlama düzeyi %44,58 ile Pakistan’dadır. Murâbaha, hemen hemen bütün ülkelerde en çok kullanılan İslami finansman yöntemidir. Bunun ardından İcare gelmektedir. İş ortaklığına dayanmayan bu iki yöntemin toplam finansmandaki payı %70 düzeylerindedir. İş ortaklığı finansmanı sağlayan Mudârabanın toplam finansman içindeki payı %1,12, muşârakanın payı ise %13,52’dir. Ne yazık ki kalkınma ve gelir dağılımın iyileşmesindeki etkisi yüksek olan bu iki yöntemin payı çok düşüktür. Bu İslami Bankacılık sisteminin ticaretin finansmanından öteye gidemediğini göstermektedir.

Aşağıda, ülke bazında tek tek grafik ve tablolara yer verilerek düzey ve gelişimleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.

ENDONEZYA

Endonezya, hızla gelişen dinamik ekonomik yapısına karşın küresel İslami finans ve katılım bankacılığı sistemi içinde oldukça küçük bir paya sahiptir. Yüksek Müslüman nüfusa sahip diğer ülkelerden Malezya ve Suudi Arabistan ile mukayese edildiğinde İslami finans konusunda gerilerdedir. Bunun nedeni sadece İslami finans konusunda yeterli etkinliğe sahip olmaması değil, aynı zamanda konvansiyonel bankacılık sistemleri ve diğer finansal araçlar konusunda da yeterli derinliğe ve uzmanlaşmaya sahip olmamasıdır. Ekonomi yöneticileri, katılım bankacılığının finansal sistem içerisindeki payının ve etkinliğinin arttırılması hususunda önemli girişimlerde bulunmaktadırlar. 2015 yılında Finansal Hizmetler Kurulu tarafından geliştirilen planda, 2020 yılına kadar katılım bankacılığının payının %5’den %15’e yükseltilmesi hedeflenmektedir. Küresel İslami Bankacılıktaki payı %2,5 düzeyindedir (Gedikli ve Erdoğan, 2017).

Endonezya’nın İslami Bankacılık aktif büyüklüğü içinde İslami Finansman payı yukarıdaki grafikte de görüldüğü üzere düşme eğilimindedir. İncelen ülkeler ortalamasından yüksek görünse de %64 seviyesinde olan bir fonlama düzeyi oldukça düşüktür.

Bu ülkede murâbaha, en sık kullanılan yöntemdir. Bunu muşâraka yöntemi izlemektedir. Takipteki kredilerin toplam plasmana oranı ise %5’lerin biraz altında seyretmektedir. Bu tablo bize incelenen ülkeler kıyaslamasına göre görece daha verimli bir finansal sistemin işlediğini göstermekte ise de ülkede İslami Bankacılığın payı ve etkinliği düşüktür.

Endonezya’da incelenen dönem boyunca mudâraba ve muşârakanın düzeyi aynı seviyelerde seyretmiş, takipteki krediler oranı çok fazla değişmemiştir. Bu tabloya karşılık, öz sermaye karlılığı inişli çıkışlı bir görüntü vermekte ise de yükseliş eğilimi izlenmektedir. 2017 enflasyonu %3,8 olan ülkede İslami finans sisteminde geniş hissedar %7 seviyesinde kazanç sağlamaktadır. (Özsermaye karlılığı – enflasyon)

İRAN

İran İslami finansının en büyük merkezlerinden birisidir ve dünyadaki toplam İslami finans varlıklarının %40’ı İran’da bulunmaktadır (SERPAM, 2013). Ülkede bankacılık işkolunu tamamı İslami finans kurallarına göre yapılandırılmıştır. 1979 İslam devrimi sonrası İran İslam Cumhuriyetinin en önemli amaçlarından biri ülke ekonomisini İslami öğretilere uygun olarak yeniden düzenlemek ve bu amaca ulaşmanın önceliklerinden biri faizsiz İslami bankacılık sistemini tanımlayıp uygulamak olmuştur. Fakat devrimin ideolojik öncelikleri ile ulaşılan sonuçlar örtüşmemektedir. Bankaların iflasa karşı korunma talepleri veya devlet sübvansiyonlarından elde edilen kazançlar bankacılık sistemini olumsuz etkilemektedir.

Tabloya bakıldığında İran’da plase edilen fonların oranı düşük seviyededir. Başka bir deyişle bankalar/finans kurumları piyasayı fonlamakta çok istekli değillerdir. 1979 İslami Devrim’den sonra sistemi tamamen faizsiz finans sistemi olarak kurgulayan İran’da bankacılık, devlet tarafından kontrol edilen kâr oranlarının yarattığı belirsizlik nedeniyle çoğu zaman kârlılık sorunları yaşamaktadır. İlaveten kamu ve özel bankalar ve diğer mali kuruluşlar ranta kaynak oluşturacak devlet müdahaleleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. (Karamelikli ve Alizadeh, 2017)

İran’da sık kullanılan finans yöntemi muşâraka olarak göze çarparken, takipteki krediler oranının yüksekliği dikkati çekmektedir. Bu ülkenin öz sermaye ve aktif karlılığı verilerine ulaşılamamıştır.

ÜRDÜN

Ülkede 9 adet yerel ticari banka, 2 adet İslami banka, 5 adet yatırım bankası ve sekiz adet yabancı banka hizmet vermektedir. Banque Audi, Banque du Liban et d’Outre Mer ve National Bank of Kuwait yabancı bankalar arasında yer almaktadır. Sektöre yeni hizmetler de getiren bu bankalardan özellikle Banque Audi, Ürdün’de bankacılık ve sigorta hizmetlerinin her ikisi için de lisans alan ilk banka olmuştur. Aktiflerin %60’ına sahip olan Arab Bank sektörün lideridir.

Büyüklük açısından ikinci sırada gelen Housing Bank for Trade and Finance (HBTF), Arab Bank’ın en güçlü rakibidir. Ürdün Merkez Bankası (CBJ), küçük bankaların birleşmelerini teşvik etmiş ise de Ürdünlü bankaların çoğu kontrolü büyük bankalara devretmekten kaçınmıştır. Bankaların yanı sıra sektörde faaliyet gösteren beş adet uzmanlaşmış kredi kuruluşu da tarım, konut, kırsal ve kentsel gelişim ve sanayi kredileri vermektedir. (“Ürdün’de Bankacılık”)

Ürdün’de kullandırılan fonların aktif içindeki payı göreceli olarak düşük seviyedir. Fonlama oranı 2014 yılında önemli bir düşüş göstermiş olup akabinde en son geldiği nokta %68 seviyesindedir. Verimli bir finans piyasasından bahsetmek zordur. Diğer ülkelere paralel en çok kullanılan yöntem yine murâbaha yöntemidir. Kiralama yöntemi de yaygın kullanılmakta olup, takipteki krediler oranı makul seviyelerdedir.

Ağırlıklı konvansiyonel bankacılığın yer aldığı bu ülkede İslami Bankaların öz sermaye kârlılığı yüksektir.

KUVEYT

Ülkede Bankacılık Sektörü petrol sektöründen sonra en büyük sektördür. 6’sı %100 Kuveytlilere ait 8, sanayi, gayrimenkul, tasarruf ve İslami bankacılık alanlarında hizmet veren 4 banka olmak üzere toplam 12 banka faaliyet göstermektedir. HSBC, BNP Paribas, Abu Dhabi Milli Bankası ve Citibank gibi yabancı bankaların da ülkede faaliyet göstermelerine izin verilmiştir. Kuveyt Merkez Bankası’na kayıtlı 57 yatırım şirketi, 92 yatırım fonu ve 53 döviz şirketi hizmet vermektedir. Sigortacılık sektörü 8’i ulusal, 6’sı Arap ve 6’sı yabancı şirket olmak üzere toplam 20 şirketten oluşmaktadır (“DEİK”)

Kuveyt, fonlamanın giderek yükseldiği ülkelerden biridir. Fakat istenilen düzeyde olduğu söylenemez. Murabaha ve İcar en çok kullanılan faizsiz finans yöntemleri olup, takipteki krediler seviyesi makul düzeydedir.

Bu ülkede de öz sermaye karlılığı genel ortalamanın üstünde seyretmektedir. Bu ülke de yatırımcı kârlılığının başka bir deyişle dar hissedar kârının geniş hissedar seviyesinde olduğu düşünülmemektedir.

MALEZYA

Malezya’nın toplam bankacılık varlıkları 2010’da 505 milyar dolar olurken, 2011’de faizsiz bankacılık varlıkları 133 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Faizsiz bankacılık oranı 2010 yılında %18,9, bu alandaki pazar payı 2010’da %17,3 olmuştur. Hükümet, yasal düzenlemeler ve vergiler gibi birçok yolla sektörü teşvik etmektedir. Örneğin yabancılara faizsiz bankaların %100 hissesine sahip olma hakkı tanımaktadır. Bankacılığın yıllık büyüme hızı %21,3 gibi yüksek bir orandadır. Ülkede faaliyet gösteren 27 bankanın 17’si faizsiz esaslara göre çalışmakta ve büyüme potansiyelini devam ettirmektedir. Bu ülkede 4 de uluslararası İslami banka faaliyet göstermektedir(Güngör, 2015).

Malezya, faizsiz bankacılık sisteminin en iyi uygulandığı ülkelerden biridir. Fonlama düzeyi artış göstermekte olup %76 seviyesine yaklaşmıştır. En çok kullanılan yöntem murabaha yöntemidir. Tablolarda gittikçe artan ve %10 seviyelerine ulaşan muşâraka kullandırımı görülmektedir. Takipteki krediler oranı makul düzeydedir.

Malezya’da yakın zamanda kadar murabahanın bir çeşidi olan Bai-Bi-thaman-Ajil şeklinde isimlendirilen ve bankanın alıcı ve satıcı arasında aracılık yaparak müşteriye malı vade farkı koyarak vadeli olarak satışı şeklinde olan finansman yöntemi kullanılıyordu. Malezya Yüksek Mahkemesi, bu hizmetten kazanılan kârı gayri meşru saymış, işlemi geçersiz ve bâtıl kabul etmiştir. (Güney, 2015) Burada şu sorun ortaya çıkmaktadır; Şer’i danışma ve fetva kurumları tek elden organize edilmemekte, zaman içinde ve kişiden kişiye değişen veya yargı organlarının farklı görüşler bildirmeleri gibi durumlar söz konusu olmaktadır.

Faizsiz Finans ve konvansiyonel sistemin bulunduğu bir diğer ülke olan Malezya’da da öz sermaye karlılığı genel ortalamanın oldukça üzerindedir. Geniş hissedar koyduğu sermaye ile oldukça iyi kâr etmektedir.

NİJERYA

Finans sektörünün 1986 yılında yapılanması neticesinde döviz arbitrajından sağlanan kolay kârlar nedeniyle banka sayısında hızlı bir artış olmuştur. Merkez Bankası 2004 yılında bir açıklama yaparak minimum ödenmiş sermaye miktarının 2005 Aralık ayından itibaren 25 milyar Naira’ya (187 milyon dolar) yükseltileceğini belirtmiştir. Kanunun yürürlüğe girmesi finansal sistemde önemli değişimlere neden olmuş ve kayıtlı banka sayısı 89’dan 25’e düşmüştür. Sadece 6 banka başka bankalarla birleşmeye gerek duymadan bu koşulu sağlamayı başarmış diğer bankalar yeni gruplar oluşturarak birleşmişlerdir. Yeni bankalar finansal açıdan daha kuvvetli duruma gelmişlerdir.

Yeni bankaların sermaye yapısı eskilerinden daha iyi durumdadır. Ancak, finans sektörü bankaların bürokratik yapısı ve ekonominin nakit esaslı çalışması gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bankacılık sektörü hala nüfusun küçük bir kısmına hizmet etmektedir. ATM sayısı oldukça azdır ve elektronik ödemeler çok sınırlıdır. Nijerya borsası (NSE) 8 şubeye sahip olup, borsada işlem gören şirket sayısı 209’dur. (KTO Dış Ticaret Servisi, 2016)

Nijerya hem ekonomik hem de sosyal sorunların yaşandığı, önemli bir petrol geliri elde eden ülke olmasına rağmen bu geliri halka yansıtamayan bir ülkedir. Hibrit sistemin var olduğu bir diğer ülke olan Nijerya’da İslami Finans sisteminde toplanan fonlar yeterince piyasaya plase edilmemektedir. Bu oran oldukça düşüktür. Murabaha ve İcar ise diğer ülkelere paralel şekilde en çok kullanılan İslami fonlama yöntemleridir. Son yıllarda kullandırılan kredilerin takibe düşme oranı yükselme göstermiştir.

Öz sermaye ve aktif kârlılığı çok düşük seviyede ve de istikrarsızdır. Bu durum piyasanın fonlanmasını engelleyen kısır bir döngüye de sebebiyet vermektedir.

UMMAN

1974 yılında kurulan Umman Merkez Bankası (CBO) hem para politikasını yürütmekte hem de ticari bankaları düzenlemekte ve yönlendirmektedir. Ülkedeki tüm bankalar sermaye yeterliliği açısından Basel II’ye uyumludur. Ülkenin en büyük üç bankası toplam varlıkların %62’sine, toplam kredilerin %65’ine ve toplam mevduatın %59’una sahiptir. Ülkede 16 banka 470 şubede faaliyet göstermektedir. Bu bankaların 7 tanesi yerel banka olup diğerleri uluslararası bankaların ülkede açılan şubeleridir.

Yerel bankalar şunlardır: Bank Muscat, National Bank of Oman, HSBC Bank Middle East (*), Oman Arab Bank, Bank Dhofar, Bank Sohar, Al Ahli Bank. Bu bankaların 6 tanesinin hisseleri borsada işlem görmektedir. Ayrıca, 23 adet şubeyle hizmet veren 2 adet uzmanlaşmış kamu bankası bulunmaktadır: Oman Development Bank ve Oman Housing Bank. Yanısıra, toplam 70 şubeleri olan 2 adet tümüyle İslami bankacılık hizmeti veren kurum mevcuttur (Bank Nizwa ve All Izz Islamic Bank). Bunun dışında yerel bankaların 6 tanesi de İslami bankacılık hizmeti vermektedir (UMMAN SULTANLIĞI ÜLKE RAPORU, 2018).

Umman’da piyasanın fonlanma seviyesi çok hızlı bir şekilde gelişim göstermiştir. Şu an için bu gelişim istikrarlı görülmektedir. Murâbaha ve İcar yine en çok tercih edilen finansman yöntemleridir. Murâbahanın oranı giderek azalmış, İcar ise %50-%60 arasında tercih edilen finansman yöntemi olmuştur. 2017 yılına kadar öz sermaye ve aktif karlılığı negatif seyretmiştir. Takipteki kredilerin düşük seviyede olduğu ülkede son yıllarda daha ciddi bir sistem yönetimi yapılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır.

PAKİSTAN

Pakistan’da 46 ticari banka faaliyet göstermektedir. Bunların 25’i yerli, 21’i yabancı bankadır. Sektördeki modernizasyon 1990’ların ikinci yarısında olması nedeniyle, bireysel bankacılık, EFT, ATM, elektronik bankacılık gibi uygulamalar yeni yeni gelişmektedir. Pakistan’daki tüm özel bankalar 1974’te kamulaştırılmıştır. Finans sektörünün liberalizasyonu için gerekli reformlar ilk olarak 1990’da uygulanmaya başlanmıştır. Kamu bankalarının özelleştirilmesi yönünde çalışmalar başlatılmış ve özel yerli bankaların kurulmasına izin verilmiştir. Kambiyo kontrolleri kaldırılmıştır. Liberalizasyondan bu yana, 2 banka ve 3 yerli finans kurumu özelleştirilmiş, 14 yeni özel banka faaliyete geçmiştir. Sektördeki verimsizlik ve zayıf yönler, özellikle ülkedeki mevduatların önemli bir bölümünü ellerinde tutan kamu bankalarına (United Bank, Habib Bank ve Pakistan Milli Bankası) bakıldığında belirginleşmektedir.

Bu üç bankada son yıllarda yürütülen reform çalışmaları nedeni ile bu bankalar 1999 yılı itibarı ile yeniden karlı hale gelmişlerse de hala geri dönüşü şüpheli alacakların oranı oldukça yüksektir. Finansal reformlar hükümetin finans kurumlarına olan müdahalelerini azaltmıştır. Pakistan Merkez Bankası Şubat 1994’deki düzenlemelerle bağımsız bir yapıya kavuşmuştur ve 1997’den bu yana da ülkenin para politikasını yönetmeye yetkilidir. Dünyanın 125. büyük bankacılık grubu ANZ, 1980’den beri İslami Bankacılık işlemleri gerçekleştirmektedir. ANZ, Pakistan bankacılık sisteminin faizli bankacılıktan faizsiz bankacılık sistemine geçişinde de rol almıştır ve bugün ülkedeki tüm bankalar bankanın hazırladığı mevzuat ve dokümantasyonu kullanmaktadır (KTO, 2007).

Pakistan, sadece İslami Finans sistemini uygulayan ülkelerden biridir. Bu konuda oldukça ciddi çalışmalar yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Sistemin fonlama düzeyi genel ortalamanın altındadır. Muşâraka ve Murâbaha en çok kullanılan yöntemlerdir. Takipteki kredilerin oranı yüksektir.

Öz sermaye karlılığı makul seviyelerdedir. Geniş hissedarın kârının iyi olduğu söylenebilir.

SUUDİ ARABİSTAN

Suudi Arabistan’da 4’ü tamamıyla devlete ait olan toplam 11 adet ticari banka mevcuttur. Devlete ait Ulusal Ticari Banka (NCB), Riyad Bank, Al-Rajhi Bankacılık ve Yatırım Firması ve yeni kurulan El-Bilad Bank İslami ilkeler ile çalışmaktadır. Geriye kalan 7 ticari banka yabancı ortaklığa sahiptir. Suudi Arabistan’da yatırım bankacılığı, özel sektör ve bazı kamu sektörü projelerine orta ve uzun vadeli fon temin eden Suudi Kalkınma Fonu ile Suudi Sınai Kalkınma Fonu tarafından yerine getirilmektedir.

2007 yılında Suudi Arabistan Merkez Bankası Alman Deutsche Bank, Fransız BNP Paribas, ve ABD’li J.P.Morgan Chase Bank’ın yanı sıra National Bank of Kuwait, National Bank of Bahrain, Emirates Bank, Gulf International Bank, State Bank of India (SBI) and National Bank of Pakistan bankalarına Suudi Arabistan’da faaliyet gösterebilmelerine dair izin vermiştir. Söz konusu açılım, Suudi Arabistan’ın Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliğinin doğrudan bir sonucu olarak değerlendirilmektedir(Ekonomi Bakanlığı, 2014).

Suudi Arabistan, katılım finans sisteminin gelişmesinde öncü ülkelerin başında geliyor. Bu yönüyle katılım finans sistemini düzenleyen ve geliştiren uluslararası kurum ve kuruluşlara da ev sahipliği yapmaktadır. Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren dört tip İslami finans kuruluşu; İslami ticaret bankaları, banka dışı İslami banka kuruluşları, katılım finans yatırım şirketleri ve katılım sigorta şirketleridir. Ülkede bulunan 13 katılım ticaret bankasından sadece 5’i İslam hukukuna tam uyumludur.

Diğer 8 banka ise toplam varlıkları içinde yüksek oranlarda İslam hukukuna uyumlu varlıklar bulundurarak İslami finans hizmetleri sunmaktadır. Bankalar dışında faaliyet gösteren 4 katılım finans kuruluşunun tamamı İslam hukukuna tam uyumludur. Yine İslam hukukuna tam uyumlu 1 yatırım şirketi faaliyet göstermektedir. Tekâfül sigorta sisteminde de sektörün en önemli ülkesi konumunda olan Suudi Arabistan’da İslami ilkelere tam uyumlu 25’in üzerinde sigorta şirketi faaliyet göstermektedir(“Katılım Finans Sisteminde Öncü Ülke: Suudi Arabistan”).

S. Arabistan’da fonlama seviyesi %65-70 arasında seyretmiştir. Bu oran görece yüksektir. Ağırlıklı biçimde murâbaha yöntemi kullanılmıştır.

Öz sermaye ve aktif karlılığı istikrarlı ve makul seviyelerdedir.

SUDAN

Yabancı bankaların şubeleriyle birlikte toplam 26 ticari banka bulunmaktadır. Önemli bankalar Citibank, Abu Dhabi Ulusal Bankası, Habib Bank’tır. Bunlardan 5 tanesi tarım, endüstri ve gayrimenkul alanında çalışmalarını sürdürmektedir. 28 tane sigorta şirketi bulunmaktadır. 1989 yılından sonra bankacılık sistemi İslami prensiplere göre çalışmaya başlamıştır. Sistemi güçlendirmek için özellikle sermaye yeterlilik katsayısı ve minimum ödenmiş sermaye konusunda çeşitli önlemler alınmıştır. Merkez Bankası, yerel interbank sitemini daha aktif hale getirmek ve likidite yönetim araçlarını teşvik etmek amacıyla reformlar yapmaktadır. Sektör liberalize olmuştur.

Kredi sistemi öncelikli gelişme alanlarına kaydırılmıştır. Ticari kamu bankalarının kısmi ya da tamamen özelleştirilmesi yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. Tarım Bankası, Emlak Bankası, Tasarruflar ve Sosyal Kalkınma Bankası ile İşçi Bankası’nın yeniden yapılanması devam etmektedir. Ticari bankalar kaynaklarını piyasa koşullarına göre tahsis etmektedir(“Sudan Bankacılık Sistemi”, 2010).

Sudan, yaşadığı toplumsal ve siyasi çalkantılar nedeniyle finans sisteminin de verimli çalıştığını düşünmemekteyiz. Fonlama düzeyi düşük olan ülkede kullanılan yöntem ise murâbahadır.

İstikrarsız ve bazen çok yüksek düzeyde gerçekleşen öz sermaye karlılığı mevcuttur.

BAE

BAE Bankacılık sektörü, Körfez İş birliği Konseyi içinde aktif toplamı ile en büyüğüdür. 23 yerel banka 850 şube ile, 28 yabancı banka 157 şube ile ülkede faaliyet göstermektedir. Ülkede sermaye yeterlilik rasyosunun %12’ler civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bazı bankaların bazı önemli bilgileri açıklamaması nedeniyle söz konusu oran tam olarak doğrulanamamaktadır. Ticari bankaların yanı sıra, 2000 yılından bu yana Abu Dhabi’de ve Dubai’de birer ulusal borsa faaliyet göstermektedir. Ülkenin önde gelen ulusal bankalarının hisseleri anılan borsalarda işlem görmekte olup, bu iki borsanın işlemleri 2004 yılında elektronik ortamda birbirine bağlanmıştır. Eylül 2005’te ise Dubai Uluslararası Finans Merkezi bünyesinde faaliyete geçen Dubai Uluslararası Finans Borsası (DIFX) bölgenin finans merkezi olma hedefi kapsamında kurulmuş olup, serbest bölge statüsündedir(BAE ÜLKE RAPORU, 2015).

BAE’nde aktif içindeki krediler oranı yükseliş eğiliminde. Fakat yine ortalamanın üzerinde görülse de olması gerekenin oldukça altında. Piyasayı fonlamak için murâbaha ve selem yöntemleri kullanılıyor. Takipteki kredilerin oranı da yüksek seviyede. İlaveten öz sermaye karlılığı ve aktif karlılık ta diğer ülkelerle paralel seviyede.

TÜRKİYE’DE İŞ ORTAKLIKLARI FİNANSMANI

Türkiye’de finansal sektörde katılım bankaları mudâraba (sermaye + emek) metoduyla toplanan fonları murâbaha (maliyet + karlı satış) metoduyla işletip kâr elde etmeye çalışmaktadırlar (Aktepe, 2017). Katılım bankaları bir anlamda kredi ilişkisi şekline dönüştürülen murâbaha yöntemine yoğunlaşarak, iş ortaklığı finansman yöntemlerini geri plana atmaktadırlar. Şimdiye kadar bir tek Al Baraka Türk Katılım Bankası muşâraka konut finansman işlemi yapmıştır.

Dünya genelinde ortaklık modelleri üzerinden temellendirilen İslami bankacılığın günümüzde büyük çoğunlukla murâbaha kapsamında verilen krediler ile işletildiği görülmektedir. Ne yazık ki bu durum Türkiye için de geçerlidir. Diğer ülkelerde de İslami bankacılık uygulamalarının, konvansiyonel bankalarla paralel bir yapıda oluşu sebebiyle ağırlıklı olarak murâbaha yönteminin kullanıldığı görülmektedir(ÇÜRÜK, 2013).

Türk Katılım Bankacılığının, sektörde yerini aldığı tarihlerden bu yana hızlı bir gelişim içinde olduğunu söylemek çok doğru olmayacaktır. Katılım Bankacılığı işleyiş ve süreçleri itibariyle konvansiyonel sisteme uyarlama şeklinde kurgulanmakta, temel İslami kaideler üzerine oturtulamamaktadır. Konvansiyonel bankacılık ile İslami finans uygulamaları, işleyişi, hukuksal ve muhasebe alt yapısı itibariyle ayrışamaması ve en önemlisi de İslam Bankacılığında “homo İslamicus” anlayışının hâkim olamamasıdır.

Aşağıdaki tabloda fon (mevduat) toplama kabiliyetlerinde 2008-2018 yılları arasında büyüme hızının yüksek olduğu görülse de katılım bankacılığının bütün sektör içindeki payı henüz %5,5 düzeyindedir. Burada gelişimden kastedilen sadece rakamsal gelişim değildir. Fıkıh, hukuk ve bütün üst kurumları ile bir İslami Finans sisteminin gelişmesi kastedilmektedir. Burada alınması gereken önemli bir yol bulunmaktadır.

Yukarıdaki tabloda 2008 ve 2018 arasında Türkiye’de Katılım Bankaları tarafından toplanan ve kullandırılan fonların gelişimi görülmektedir. Tablodan anlaşılacağı üzere büyüme hızı yüksektir. 2008 yılında toplanan fonlar 19 mia TL seviyesinde iken 10 yılda 139 mia TL seviyesine ulaşmıştır.

Aşağıdaki tabloda Türkiye’de katılım bankacılığı sisteminde toplanan ve plase edilen fonları ve kullandırım yüzdesini görülmektedir. Fon kullandırım oranları çalışmada incelenen 11 İslam ülkesinin de oldukça üzerindedir.

Tablo 2. Türkiye’de 2008-2018 Yılları Arasında Katılım Bankacılığı ile Toplanan ve Kullandırılan Fon Tutarları ve Oranı

KULLANDIRILAN FONLARTOPLANAN FONLARKULLANDIRIM ORANI
ÖZEL SEKTÖRBİREYSELTOPLAMTOPLAMYÜZDE
200813.754.802,002.457.752,0016.212.554,0018.890.304,0085,82%
200918.437.027,003.193.241,0021.630.268,0026.595.558,0081,33%
201025.563.758,004.523.183,0030.086.941,0033.444.408,0089,96%
201130.836.376,006.591.434,0037.427.810,0039.672.102,0094,34%
201237.991.943,008.878.060,0046.870.003,0048.949.304,0095,75%
201348.130.962,0012.181.902,0060.312.864,0062.947.164,0095,82%
201449.186.186,0013.448.069,0062.634.255,0066.465.953,0094,24%
201555.253.072,0015.282.083,0070.535.155,0075.359.635,0093,60%
201660.432.527,0014.081.290,0074.513.817,0084.450.163,0088,23%
201779.783.374,0015.599.708,0095.383.082,00106.897.351,0089,23%
201893.213.690,0015.209.480,00108.423.170,00138.990.243,0078,01%

Katılım bankalarında kullandırılan fonların toplanan fonlara oranı genelde %90 gibi yüksek bir orana sahiptir. Bu durum katılım bankalarının topladığı fonların tamamına yakınının plase edilmektedir. Ancak bu plasmanın hemen hemen hepsi murabaha yoluyla yapılmaktadır. İş ortaklığına dayalı finansman yöntemlerinin kullanımı bankalar tarafından tercih edilmemektedir. Dolayısıyla sistemde toplanan fonlar gerçek anlamda reel sektöre, üretime, girişim ve fikir sahiplerine aktarılamamaktadır.

Türkiye’de katılım bankaları, çalışma prensipleri gereği devlet iç borçlanma senetleri gibi sabit getirili plasmanlara gitmemekte, T.C. Merkez Bankası’nda blokesi mecburi fonlar ve günlük nakit ihtiyacı dışında kalan fonlar doğrudan ekonomiye kanalize edilmektedir (Doğan, 2013).

Aşağıdaki tabloda ise katılım bankacılığının sektör geneli içindeki konumu ve payını görmek amacıyla toplam ve kullandırılan fonlar, takipteki alacaklar, toplam aktif, özsermaye, kârlılık ile personel ve şube sayısı bazında veriler sunmaktadır.

 

Yukarıdaki tabloda Türk Katılım Bankacılığının genel sektör içindeki payları görülmektedir. Faizsiz Finans sistemi 2018 yılı sonu itibariyle aktif toplamında %5,30, özsermayede %4 ‘lük bir paya sahiptir. Her ne kadar gelişim hızı yüksekse de genel sistem içindeki payı oldukça düşüktür. Takipteki alacaklar kalemi son yıllarda sektörün bütününde artış göstermiştir. Fakat oran katılım bankacılığında sektör ortalamasının biraz üzerindedir. Öte yandan aktif karlılığı da sektörün gerisindedir. Sektörde oran %1,38 iken katılım bankacılığında %1,03’tür.

Katılım Bankacılığı ara geçiş dönemi yaşamaktadır. Sistemin İslami finans kaideleriyle işlediğini söylemek zordur. Daha çok konvansiyonel sistemden uyarlama şeklinde kurgulanan sistemin kendi iç saikleriyle yeniden yapılanması gerekmektedir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

İslam dünyası İslami finans uygulamalarını, ürünlerini, faize dayalı finans sistemine uyarlamaya çalışarak zaman ve enerji kaybı yaşamakta, en önemlisi de etik finansmanla sağlanacak manevi değerleri ve manevi tatmini de içine alan kalkınmayı sağlayamamaktadır. Sermaye sahiplerinin egemen olduğu, zenginin daha zengin olduğu sistem içinde gelir dağılımının iyileşmesine en büyük katkıyı yapacak olan iş ortaklığına dayalı İslami finansman yöntemleri bizzat tercih edilmemektedir ya da üzerinde önemle durulmamaktadır.

İş ortaklığına dayalı İslami finans yöntemleri fon sunan ve fon talep eden arasında veya büyük sermaye sahipleri ile küçük tasarrufçular arasında yatırımlarda fırsat eşitliği sağlar ve gelir paylaşımı açısından asimetrik ve dengesiz durumları ortadan kaldırmaya imkân yaratır. Sistemde, küçük yatırımcıya da eğer istiyorsa riski paylaşma ve getiriden faydalanma imkânının etkin bir şekilde verilmesi gerekir. Bu da en etkin şekilde ortaklığa dayalı finansman yöntemleri ile gerçekleşebilir.

İslam iktisadın çözümlemeye çalıştığı temel konulardan biri dağıtıcı adaleti tesis etmektir. Ekonominin dengesizliğe (zulüm) dayanan her durumu, dengenin (adalet ve ihsan) gerekliliklerini sağlayan durumlar ile değiştirilmelidir. İslami bir ekonomi bireysel fayda maksimizasyonunu değil toplumsal fayda maksimizasyonu hedef alan, sosyal adalet dinamiğini sağlayan, insanı temel alan ve parasal olmayan menfaatlere öncelikli önemi veren ve bu bağlamda bireysel fayda maksimizasyonu açısından irrasyonel görünen bir eylemin rasyonelliğini ortaya çıkaran ve bu eylemin uygulanmasını motive eden bir ortam yaratmalıdır. Diğer bir deyişle İslami bir ekonomi gelirin yeniden dağılımını ve mülkiyet haklarının başlangıçtaki yapısının yeniden tasarlanmasını önererek sadece marjinal refahı değil toplam refahı maksimize etmeye çalışır (Syed Nawab Haider Naqvi ve Kutluer, 1985).

Bu çalışmada toplam refah artışında ve gelir dağılımının iyileştirilmesinde önemli rol oynayan iş ortaklıklarının, İslam’da önerilen finansman modelleri açıklanmış, bu ortaklık şekillerinin özellikleri ve amaçları ortaya konulmuş ve İslam dünyasında bu modellerin ne ölçüde uygulandığı belirlenmeye çalışılmıştır.

Verilerine eksiksiz sayılabilecek şekilde ulaşabildiğimiz gerek yalnızca İslami Finans sitemini uygulayan gerekse konvansiyonel bankacılık sistemi yanında İslami finans kurumları da bulunan 11 ülkenin İslami finans ürün yapısı ve rasyoları incelendiğinde genelde kullanılan finansman yönteminin murâbaha olduğu görülmüştür. Sadece İslami bankacılık sistemini uygulayan İran ve Pakistan’da muşâraka yönteminin kullanılma oranının yüksek olduğu görülmektedir. İncelenen diğer sekiz ülkede ise hem konvansiyonel bankacılık hem de İslam bankacılığı uygulamaları görülmektedir. Muhasebe ve operasyonel açıdan daha kolay olan murâbaha yöntemi daha çok tercih edilmektedir.

Fonlama düzeyi düşük seviyededir. Tablo 1’de görüleceği üzere incelenen ülkelerin ortalama reel sektör plasman düzeyi %60’lar seviyesindedir. Bu düzey dünya genelinde İslami Bankacılıkta %90’lar seviyesindedir.

Murâbaha ve İcarı kullanımı daha yüksek düzeyde olan ülkelerde öz sermaye karlılığının da daha yüksek olduğu görülmektedir. Burada geniş hissedarın kâr marjı yüksek iş ve projelerde uygulanabilirliği daha kolay olan murâbaha ve icar gibi yöntemleri tercih etmesi etkilidir.

Bankacılıkta genel kabul edilebilir takipteki krediler oranı %3 seviyesidir. Çalışmamızda incelenen ülkeler ortalaması %4,20 olarak yüksek seviyedir. Bazı ülkelerde bu ortalamanın çok daha üzerinde bir orana rastlamak mümkündür. Mudâraba ve muşârakanın daha yüksek oranda uygulandığı İran ve Pakistan gibi ülkelerde bu oran oldukça yüksektir.

Genel itibariyle muşâraka ve mudâraba oldukça oranı düşüktür. İslami Finansın özü olan iş ortaklığı modellerinin uygulanma oranları çok düşüktür.

Daha iyi kârlılık, daha az sorunlu finansman güdüsü kısa vade de olumsuz uzun vade de ise olumlu bir anlam içermektedir. Geniş hissedar kısa vade de daha kârlı, yüksek marjlı ve düşük riskli proje ve işlemleri tercih etmektedir. İncelenen ülkelerde kredi riskine maruz kalmayı azaltmak için, etkin bir şekilde finansman yönetimi uygulanmamaktadır.

Yetkin profesyonel personel eksikliği incelenen ülkelerin birçoğuna göre daha iyi bir finans sistemi olan Türkiye’de dahi önemli bir problem teşkil etmektedir. İslami bankacılık hizmeti veren personelin bankacılık işlemlerinin yanında asgari düzeyde İslam fıkıh ve hukukuna da hâkim olması gerekmektedir. İlaveten faizsiz finans kurumlarının proje değerlendirme konusunda uzman personel eksikliği bulunmaktadır. Öte yandan, sağlıklı bilanço şartlarının yoksunluğu, toplanan fonların vade yapısındaki uyumsuzluk, İslami finans sisteminde muhasebeleştirme ve vergisel düzenlemeler ve unsurlar özellikle faizsiz ve konvansiyonel sistemin uygulandığı ülkeler de İslami iş ortaklığı yöntemlerin uygulanmasında güçlükler ortaya çıkarmaktadır.

KAYNAKÇA

AKDEMİR, S. 2017. “FAİZSİZ FİNANS KANUN TASLAĞINA YÖNELİK ELEŞTİRİ VE ÖNERİLER: İSLAM İKTİSADI İLKELERİNE GÖRE BİR”, 3(2), 161–186.

Badaj, F., Radi, B. 2017. “Le Principe de Partage des Profits et des Pertes et le Financement des PME : Une Analyse Fondée sur les Conclusions Majeures des Théories Financières”. Researches and Applications in Islamic Finance, 1(2), 165–181.

BAE ÜLKE RAPORU. y.y.

Bakanlığı, T. C. E. y.y. “SUUDİ ARABİSTAN ÜLKE BÜLTENİ“.

Bulut, H. İ., Er, B. 2009. “Katılım Bankacılığında İki Yeni Finansal Teknik Önerisi: Mudaraba-Risk Sermayesi Yatırım Ortaklıkları ve Mudaraba-Risk Sermayesi Yatırım Fonları”. Finansal Yenilik ve Açılımları ile Katılım Bankacılığı, 11–76.

Bulut, M. 2017. “Modern İkti̇sat – Fi̇nans Geleneği̇ Ve Osmanlilar”. İslam İktisadı ve Finansı Dergisi, (1), 33–58. Tarihinde adresinden erişildi http://dergipark.gov.tr/download/article-file/358828%0Ahttp://www.izu.edu.tr/Assets/Content/File/_Universite/20170726_modern-iktisat-f.pdf

Çizakça, M. 1999. “İslam Dünyasında ve Batıda İş Ortaklıkları Tarihi“. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

ÇÜRÜK, S. A. 2013. “İSLAMİ FİNANSIN TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİMİ, MEVCUT SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ“.

DEİK. y.y.

Dinç, Y. 2017. “Katılım Bankalarında Muşaraka Finansmanının İşleyişi ve Muhasebesi; Sorunlar ve Öneriler”. Içinde IBANESS Congress Series – Edirne / Turkey.

Dış Ticaret Servisi. 2016. “NİJERYA ÜLKE RAPORU“.

Doğan, M. 2013. “Katılım ve Geleneksel Bankaların Finansal Performanslarının Karşılaştırılması: Türkiye Örneği”. Muhasebe ve Finansman Dergisi, (58), 175–188. Tarihinde adresinden erişildi http://dergipark.gov.tr/mufad/issue/35643/396420

Duman, H., Takur, S. 2019. “TÜRKİYE’DE KATILIM BANKACILIĞININ GİRİŞİMCİLİK EKOSİSTEMLERİ ÜZERİNE ETKİSİ1”, (16).

Eken, M. H., Öztürk, N. 2018. “Finans Teorisi Kapsam ı nda Katılım Bankacılığı ve Yeniden Yapılanma Önerisi”, (December), 0–17.

Er, B., Şahin, Y. E., Mutlu, M. 2015. “Girişimciler İçin Alternatif Finansman Kaynakları: Mevcut Durum ve Öneriler”. Uluslararası Ekonomi ve Yenilik Dergisi, 1(1), 31.

Ersin, İ. 2018. “Finansal İktisat”.

Ersoy, M., Çatıkkaş, Ö., Soytürk, A. 2017. “Katılım Bankalarında Blokeli Toplu Konut Finansmanları”. Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi, 12(48), 1–16.

Eşref Yıldız. 2017. “OSMANLI DÜNYASINDA ALTERNATİF FİNANS MODELLERİ VE KURUMLARININ GÜNÜMÜZE ETKİLERİ”, 1–17.

FAİZSİZ FİNANS SÖZLÜĞÜ. y.y.

Gedikli, A., Erdoğan, S. 2017. “Endonezya’da İslami̇ Bankacılık”, 27–36.

Güney, N. 2015. “İslami Finansta Şer’i Yönetim Uygulamaları ve Konuyla İlgili Tartışmalara Genel Bakış”. Türkiye İslam İktisadı Dergisi, 2(2), 45–69.

Güngör, K. 2015. “Malezya’daki Faizsiz Bankacılık Modelinin Türkiye’de Uygulanabilirliği Üzeri̇Ne Bi̇R Anali̇Z”, (No Title. (2011), 8020(2), 167–179.).

IFSB. y.y.

Karamelikli, H., Alizadeh, N. 2017. “İran İslami Bankacılık Sistemi Üzerine Bir Değerlendirme”. Bankacılık ve Sigortacılık Araştırmaları Dergisi, 2(11), 36–58.

Katılım Finans Sisteminde Öncü Ülke: Suudi Arabistan. y.y.

KTO. 2007. “Paki̇stan i̇slam cumhuri̇yeti̇ ülke raporu“.

Kumaş, M. S. 2006. “Bir Finansman Yönetimi Olarak İş Ortaklığı Uygulaması “Mudârabe-Commenda Karşılaştırması””. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 15(1), 369–383.

MUDÂREBE – TDV İslâm Ansiklopedisi. y.y.

SERPAM. 2013. “İslami Finans: İslami Finans Kavramı, Ürünler, Dünyada ve Türkiye’de Gelişimi ve Geleceği”. Çalışma Raporu.

Sudan Bankacılık Sistemi. 2010.

Sümer, G., Onan, F. 2015. “Dünyada Fai̇zsi̇z Bankacılığın Doğuşu Türki̇ye’deki̇ Katılım Bankacılığının Geli̇şme Süreci̇ Ve Konvansi̇yonel Bankacılıktan Farkları”. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 17(3), 296–308. Tarihinde adresinden erişildi http://dergipark.gov.tr/gaziuiibfd/issue/28305/300790

Syed Nawab Haider Naqvi, Kutluer, İ. 1985. “Ekonomi ve Ahlak“. İnsan Yayınları.

TKBB Mukayeseli Tablolar. y.y.

Turan, M. y.y. “Girişimci ve Sermayedar Ortaklığı: Mudaraba – İslam İktisadı”.

Ulusoy, R., Altun, İ. 2017. “Fai̇zsi̇z Fi̇nans Si̇stemi̇ne Teori̇k Yaklaşım”. Akademik Bakış Dergisi, (63), 135–150.

UMMAN SULTANLIĞI ÜLKE RAPORU. 2018.

Ürdün’de Bankacılık. y.y.

VÜCÛH – TDV İslâm Ansiklopedisi. y.y.

Yılmaz, O. N. 2010. “Faizsiz Bankacılık İlkeleri ve Katılım Bankacılığı“. İstanbul.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir