Site icon Finans ve Bankacılık

İSLAMİ BANKACILIK VE FİNANSIN MEVCUT UYGULAMALARINA TEMEL GİRİŞ

İslami bankacılık

Giriş

Modern finans sistemleri üzerine yapılan tartışmalar, farklı modellere olan ilgiyi artırmıştır. Bu modeller arasında İslami bankacılık ve finans, özellikle etik değerlere ve risk paylaşımına verdiği önemle öne çıkmaktadır. İslami ekonomik sistemin en belirgin özelliği, faizin yasaklanmasıdır. Faiz, tefecilik (usury) ve Riba terimleri, farklı teknik anlamlara sahip olsalar da eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Usury, yüksek oranlarla verilen tüketici kredilerini ve bunun sonucunda ortaya çıkan sömürüyü ifade ederken, faiz (interest) finans ve ekonomi teorisinde parayı kullanmanın maliyetini ifade eder.

Riba ise teknik olarak “bir kredi üzerinden ana para dışında elde edilen herhangi bir ek fayda” anlamına gelir. Bu tanım, tüketim veya ticari krediler üzerinden alınan faizi ve tefeciliği kapsar. Kaynaklarda, günümüzdeki rekabetçi finans sektöründe belirlenen faiz oranlarının, 14 asır önce yasaklanan faiz kapsamına girip girmediği konusunda tartışmalar olduğu belirtilmekle birlikte, bu konunun günümüzde faizin her türlüsünün ve tezahürünün yasaklanması gerektiği şeklinde çözüme kavuşturulduğu ifade edilmektedir.

İslami ekonomik prensipler, özellikle bankacılık alanında finans sektöründe belirgin bir şekilde uygulanmıştır. İlk İslami tasarruf bankası, 1963 yılında Mısır’ın Mit Ghamr kentinde kâr paylaşımı prensibi üzerine kurulmuştur. Malezya’da İslami finans sistemi ilk kez 1963’te Malezya Hac Fonu (Tabung Haji) ile başlamış ve ülkenin ilk İslami bankası olan Bank Islam Malaysia Berhad (BIMB) 1983’te faaliyete geçmiştir. İslami Kalkınma Bankası 1975’te üye ülkelerdeki projelere finansman sağlamak amacıyla kurulmuş, ilk modern İslami ticari banka olan Dubai Islamic Bank da yine 1975’te faaliyete başlamıştır.

Pakistan’da ilk İslami ticari banka olan Meezan Bank 2002’de kurulmuş ve o tarihten itibaren altı tam teşekküllü İslami banka ve on iki konvansiyonel bankanın İslami bankacılık şubeleri aracılığıyla sektör önemli bir büyüme kaydetmiştir. Haziran 2009 itibarıyla bu şube ağı 528’e ulaşmıştır. Pakistan’da İslami bankacılığın 2012’ye kadar yüzde 12 pazar payına ulaşacağının tahmin edildiği belirtilmiştir. Haziran 2009 sonu itibarıyla İslami bankacılığın Pakistan’daki toplam varlıkları 313 milyar Rupi’ye ulaşmış, finansman ve yatırım portföyü ise 195 milyar Rupi olmuştur. Toplam varlıkların, finansman ve yatırımın ve mevduatın pazar payları ise sırasıyla %5,1, %4,2 ve %5,2 olarak gerçekleşmiştir.

İslami finans sektörü yeni gelişmekte olan ancak büyüyen bir endüstridir. Bankacılığın ötesinde yatırım fonları, yatırım bankacılığı, kamu finansmanı ve sigorta gibi alanlarda da finansal derinlik sağlamıştır. Coğrafi olarak da Orta Doğu’dan Avrupa’ya ve şimdi de Güney Asya pazarlarına yayılmıştır. Kaynaklar, Vatikan’ın küresel ekonomik kriz döneminde bankaların müşterilerinin güvenini yeniden tesis etmek için İslami finans kurallarına bakmaları gerektiğini söylediğini aktarmaktadır.

Bu blog yazısı, günümüzde uygulanan İslami bankacılığa kısa bir giriş yapmayı, temel prensiplerini, sunduğu ürünleri ve konvansiyonel finans modelleriyle karşılaştırmasını ele almayı amaçlamaktadır. Özellikle, fon kaynağı sağlama (pasifler) ve fon kullanma (aktifler) açısından İslami bankaların sunduğu alternatifler ve bu modellerin arkasındaki mantık detaylandırılacaktır.

Faiz Yasağı ve Eleştirisi

İslami finansın temelini oluşturan prensip, faizin (Riba) yasaklanmasıdır. Riba, ana para dışında krediden elde edilen her türlü fazlalığı kapsar. Bu yasak, sadece aşırı yüksek oranlarla verilen tefecilikle sınırlı olmayıp, ticari kredilerdeki faizi de içerir. Faizin her türlüsünün ve tezahürünün yasaklanması gerektiği konusunda uzlaşma sağlanmıştır.

Faize yönelik eleştiriler sadece İslami öğretilerle sınırlı değildir. Seküler literatürde de faizin eleştirildiği görülmektedir. Örneğin, Aristo (MÖ 384-322) “Politika” adlı eserinde faizi “zenginlik elde etmenin en doğal olmayan yolu” olarak tanımlamıştır. Değerden bağımsız (value neutral) ekonomide dahi faize yönelik eleştiriler bulunmaktadır. Keynes (1936), “Gelir, İstihdam, Faiz ve Para Genel Teorisi” adlı eserinde faizin gerçek bir fedakârlığı ödüllendirmediğini savunmuştur. Keynes’e göre sermaye sahibi, sermayenin kıt olması nedeniyle faiz elde eder; tıpkı arazi sahibinin arazinin kıt olması nedeniyle rant elde etmesi gibi.

Ancak, arazinin kıtlığının kendine özgü nedenleri olabilirken, sermayenin kıtlığının kendine özgü nedenleri olmadığını ileri sürmüştür. Gerçek bir fedakârlık anlamında, faiz şeklinde bir ödülle ancak ortaya çıkabilecek böyle bir kıtlığın, uzun vadede, ancak tam istihdam koşullarında net tasarrufun, sermaye yeterince bollaşmadan sona ermesi durumunda var olacağını belirtmiştir. Ancak bu durumda bile, devlet aracılığıyla ortak tasarrufun, sermayenin kıt olmayacağı noktaya kadar büyümesini sağlayacak bir seviyede sürdürülebileceğini eklemiştir.

Siddiqui (2002) ise, ticari kredilerde dahi borçlunun zarar görebileceğini, ancak faize dayalı borç vermenin onu ana para artı bileşik faizi geri ödemeye zorladığını eleştirmiştir. Tersine, borçlu büyük kârlar elde edebilir, ancak borç veren, gerçek kârların küçük bir kısmı olma olasılığı yüksek olan sadece belirlenmiş faiz oranını alır. Bu durum, toplumun kaynaklarının verimsiz tahsisine yol açar ve gelirin ve servetin dağılımındaki eşitsizliği artırır; çünkü genellikle zenginler tarafından ödünç verilen paranın sürekli artmasını garanti ederken, zararları taşıma yükünü girişimcilere ve işten çıkarma yoluyla çalışanlara yükler.

Chapra (2007), İslami bankaların varlığa dayalı finansmanının faydalarına dikkat çekerek, varlığa dayalı borcun, borcun reel ekonominin büyümesini aşmasına izin vermeyerek daha fazla yardımcı olması gerektiğini belirtmiştir. Böyle bir disiplinin getirilmesinin, finansal sistemde sadece daha fazla istikrar değil, aynı zamanda daha fazla verimlilik ve eşitlik sağlamada potansiyel taşıdığını ifade etmiştir.

Zamanın Değeri ve Enflasyon Tartışması

İslami finansta önemli bir tartışma konusu, paranın zaman değeridir. Zaheer (1996), TMCL (Time Multiple Counter Loan) konseptini eleştirerek, TMCL’nin paranın zaman değerine sahip olması gerektiği varsayımına dayandığını, oysa İslami faiz yasağının paranın hiçbir zaman değerine sahip olmaması gerektiğini gerektirdiğini savunmuştur. Dolayısıyla, TMCL önerisinin, Kuran’ın yok edilmesini istediği aynı kötülüğü yeniden canlandırmaya katkıda bulunduğunu iddia etmiştir.

Zamanın değeri borç verenin sorunudur, borçlunun sorunu değildir. Borç veren herhangi bir tazminat veya fırsat maliyeti talep edemez. Borçlu, ana para miktarı dışında fırsat maliyetini ödemekle yükümlü tutulamaz. Bir ülkedeki faiz oranları, sadece yerel enflasyon dışında birçok faktörün bir fonksiyonudur. Maliyet itici enflasyon, arz şoklarından kaynaklanır. Bu nedenle, reel satın alma gücündeki bozulma, borçlunun kontrolünde olmayan faktörlerden kaynaklanır. Borçlu, sorumlu olmadığı bir konuda tazminat ödemekten sorumlu tutulamaz. Ayrıca, enflasyon, doğası gereği kentsel yanlılık, dönem yanlılığı ve temsil yanlılığı içeren bir endeksle ölçülür. Endekslenmeye izin verilirse, tazminatı emek, kira gibi diğer üretim faktörlerine de endekslemek gerekeceği belirtilmiştir.

İslami Finans Ürünleri (Aktifler)

İslami bankaların kâr elde etmek için yaptığı finansman ve yatırımlar aktiflerini oluşturur. Kaynaklar, yaygın olarak kullanılan bazı önemli finansman ürünlerini açıklamaktadır:

İslami Mevduat Ürünleri (Pasifler)

İslami bankalara yatırılan mevduatlar pasiflerini oluşturur. Mevduatların iki ana kategorisi vadesiz hesaplar ve vadeli hesaplardır. Bazı hesaplar kâr payı ödemeli, bazıları ise kâr payı ödemesizdir. İslami bankalar tarafından sunulan mevduat ürünleri şunlardır:

Konvansiyonel Finansla Karşılaştırma ve İslami Finansın Avantajları

Kaynaklar, borç finansmanının iki ucu keskin bir kılıç olduğunu belirtir. Borçlu şirketler, ekonomik yükseliş dönemlerinde getirilerini artırabilirken, düşüş dönemlerinde avantajlarını kaybedebilir, hatta iflas ederek hem hissedarlarına hem de alacaklılarına zarar verebilir. Borç finansmanı, en az bir paydaşın (hissedarlar veya alacaklılar) zarar gördüğü bir sıfır toplamlı oyuna yol açar. Özkaynak finansmanı ise, ekonomik yükseliş dönemlerinde normal getiriler sağlarken, düşüş dönemlerinde hayatta kalmayı garanti eder. Dolayısıyla, şirketin likiditesi sıkışmaz, çünkü faiz gideri ‘otonom bir gider’ olarak toplam işletme giderlerinin önemli bir kısmını oluşturmayacaktır. Basitleştirilmiş bir ekonomik model, özkaynak finansmanının daha az riskli olduğunu ve hem yükseliş hem de durgunluk dönemlerinde kârlı sonuçlar verme olasılığının daha yüksek olduğunu vurgulamaktadır.

Buna karşılık, kaldıraçlı (debt financed) şirketlerin ekonomik yükseliş dönemlerinde kaldıraçsız şirketlerden daha kârlı olabileceği, ancak ekonomik durgunluk dönemlerinde daha az kârlı ve dolayısıyla daha riskli olduğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, kaldıraçlı şirketler, ekonomik yükselişin süresiz devam edeceği varsayımına dayanmaktadır. Modigliani & Miller (1963), kaldıraçlı bir firmanın değerinin kaldıraçsız bir firmanın değerinden daha büyük olduğunu, değer farkının kaldıraçlı firmaya sağlanan vergi avantajından kaynaklandığını savunmuşlardır. Ancak, iflas maliyetlerini ve şirket solvent olsa bile ekonominin durgunluktan geçebileceği durumları göz ardı ettikleri belirtilmiştir. Ayrıca, bu vergi avantajı, temettülerin vergiden düşülebilir hale getirilmesiyle kaldıraçsız bir firmaya sağlanırsa, kaldıraçlı bir firmanın değerinin kaldıraçsız bir firmadan daha fazla bir değeri olmayabileceği ifade edilmiştir.

İslami bankacılığın temel prensipleri, onu geleneksel bankacılıktan ayıran bazı avantajlar sunar. İslami bankalar, risk arbitrajı, junk bondlar, opsiyonlar, vadeli işlemler, takaslar (swaps), kısa satışlar, spekülatif sigorta taahhüdü, subprime krediler, CDO’lar, aşırı kaldıraç gibi spekülatif ve riskli araçlara yatırım yapmaktan kaçınır. İslami yatırımlar daha çok özkaynak finansmanına benzemektedir. İslami bankaların bilançoları finansal şoklara karşı daha dayanıklıdır. İslami bankalar mevduat sahiplerine ve genel alacaklılarına sabit getiri verme yükümlülüğüne sahip değildir.

Alacaklılar, hissedarlar ve mevduat sahipleri bankanın işine katılır ve paylaşır. Bu nedenle, varlık tarafında bir şok (batık kredilerin artması) olması durumunda, İslami bankalar bu kaybı mevduat sahipleri ve hissedarlarıyla paylaşabilir. İslami bankalar kredileri vade uzatamaz (rollover yapamaz). Bu nedenle, bu takipteki kredilerin paketlenmesi, yeniden paketlenmesi ve bunların arkasından daha fazla borç menkul kıymeti çıkarılması İslami bankalarda yasal olarak gerçekleşemez. İslami bankalar, tüm yatırımlarında varlık desteğine sahip olmak zorundadır. Bu nedenle, İslami bankaların kayıpları teorik olarak dahi gerçek varlığın değerini aşamaz.

İslami Merkez Bankacılığı ve Likidite Yönetimi

Faizsiz ticari bankacılık birçok ülkede onyıllardır uygulanmakla birlikte, düzenleyici kurumun rolü ve fonksiyonlarına ve İslami para sistemine öncülük etme biçimine sınırlı ilgi gösterilmiştir. Akademik literatürde İslami merkez bankacılığına ilişkin, refinansman oranı (Siddique, 1982), Qard-e-Hasan oranı (Khan, 1982), ticari bankalar ile merkez bankası arasında Mudarabah tabanlı kredi verme, Açık Piyasa İşlemlerine (OMO) dayanmak yerine Zorunlu Karşılık Oranı (RRR) yoluyla yüksek güçlü parayı kısıtlama (Chapra, 1983), Time Multiple Counter Loan (Mehmood, 1991), kompozit stok (Zangeneh & Salam, 1993) ve merkez bankasının ticari bankalarda özkaynak payına sahip olması (Uzair, 1982) gibi çeşitli kavramlar bulunmaktadır.

Son yıllarda İslami finans sektörü uzmanları, likidite yönetimi için Şeriat uyumlu araçlar geliştirmiştir. Bunlardan bazıları Kambiyo Senedi İskontosunda Bai Salam, Usance Kambiyo Senedi İskontosunda Murabaha, Sürekli Musharakah, Kısa Vadeli Likidite Yönetimi için Tijara, Havuz Yönetim mekanizması aracılığıyla Hazine Finansmanı/Yatırımları ve Emtia Murabahası (Tawarruq kullanarak) yoluyla Kısa Vadeli Yatırımlar/Finansmanlar şeklinde sıralanabilir. Ayrıca, Sukuklar gibi Şeriat uyumlu varlığa dayalı menkul kıymetleştirme ve İslami finans kuruluşlarını içeren finansal piyasaları derinleştirecek ve entegre edecek İslami benchmark (IIBOR) ve İslami Hazine Bonosu’nun geliştirilmesi devam etmektedir.

Etik Bankacılık ve Kurumsal Sosyal Sorumluluk

İslami finans, tüm yatırımcıların ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Şeriat uyumlu olmasının yanı sıra, salt iş açısından da yatırımcıları çekme potansiyeline sahiptir. İslami finans, sigorta, yapılandırılmış finans, proje finansmanı, yatırım fonları, sendikasyon kredileri, yatırım bankacılığı gibi diğer finans sektörlerine yayılarak çok boyutlu olarak büyümektedir. İslami finans, müşterilerine tek noktadan çözüm sağlama yeteneğine sahiptir.

Şeriat uyumluluğu aynı zamanda Kurumsal Sosyal Sorumluluğu (KSS) ve etik uyumu da sağlamaktadır. İslami bankalar, tütün, alkol üreten veya kumar, gazino, gece kulüpleri, fuhuş gibi işlerle uğraşan şirketlerle iş yapmazlar. Bu mekanizma, İslami bankacılığa Avrupa’da ‘etik bankacılık’ adını kazandırmıştır.

Sonuç

İslami bankacılık ve finans, faizin (Riba) kesin olarak yasaklanması temel prensibine dayanan, hızla gelişen ve küresel finansal sistemde giderek daha fazla yer edinen bir modeldir. Bu model, tarihsel olarak Mısır ve Malezya gibi ülkelerde başlayan ve günümüzde Pakistan gibi Güney Asya pazarları dahil olmak üzere geniş bir coğrafyaya yayılan bir gelişim göstermiştir. Hatta bazı uluslararası otoriteler tarafından dahi krize karşı bir alternatif olarak önerilmiştir.

İslami bankalar, geleneksel borç odaklı finansmanın aksine, varlığa dayalı ve risk paylaşımını esas alan ürünler sunmaktadır. Musharakah, Murabaha, Ijarah, Salam ve Istisna gibi çeşitli finansman yöntemleri, reel ekonomiyle daha sıkı bağlar kurarak finansal istikrarı destekleme potansiyeli taşımaktadır. Mevduat tarafında ise, faizsiz Qard hesapları ve kâr/zarar paylaşımına dayalı Mudarabah hesapları aracılığıyla fon toplamakta, bu sayede bankanın risklerini mevduat sahipleriyle paylaşmasını sağlamaktadır. Bu yapı, özellikle ekonomik şoklar karşısında geleneksel bankalara kıyasla daha esnek ve dayanıklı bir finansal yapı sunar.

Akademik literatürde İslami merkez bankacılığı ve likidite yönetimine yönelik çalışmalar da sürdürülmekte, sektöre özgü yeni araçlar geliştirilmektedir. İslami finansın sadece Şeriat uyumluluğu arayanlar için değil, etik bankacılık ilkeleri, varlığa dayalı yapısının getirdiği istikrar ve şeffaflık nedenleriyle iş odaklı yatırımcılar için de cazip bir seçenek olduğu görülmektedir.

Sonuç olarak, İslami bankacılık ve finans, sadece dini bir gereklilik olmanın ötesinde, kaynakların daha verimli kullanılması, riskin paylaşılması ve etik değerlerin gözetilmesi gibi prensipleriyle, modern finans sistemlerine alternatif ve tamamlayıcı bir model olarak önemini artırmaktadır. Henüz gelişmekte olan bir sektör olmasına rağmen, sunduğu ürün yelpazesi, coğrafi yayılımı ve derinleşen finansal enstrümanlarıyla gelecekte küresel finans manzarasında daha belirgin bir rol oynaması beklenmektedir.

Exit mobile version