Site icon Finans ve Bankacılık

KÜRESEL ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ: ÇOK ULUSLU ŞİRKETLER İÇİN YENİ DÖNEM VE TÜRKİYE’NİN YOL HARİTASI

KÜRESEL ASGARİ KURUMLAR VERGİSİ

Giriş

Günümüzde artan küreselleşme ve dijitalleşme, çok uluslu işletmelerin (ÇUİ) faaliyet gösterdikleri ülkeler yerine kârlarını vergi oranlarının düşük olduğu veya hiç vergilendirme yapılmayan ülkelere kaydırması sorununu beraberinde getirmiştir. Bu durum, ülkelerin vergi matrahlarında aşınmaya ve vergi gelirlerinde kayıplara neden olmuştur. Bu küresel vergi sorunlarının üstesinden gelmek amacıyla, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve G20 ülkeleri öncülüğünde, Matrah Aşındırma ve Kâr Kaydırma (BEPS) Projesi kapsamında yeni düzenlemeler geliştirilmiştir.

Bu düzenlemelerin en önemlisi, Küresel Asgari Kurumlar Vergisi (KAKV) veya diğer adıyla Sütun II (Pillar Two) Model Kuralları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıda, OECD/G20 Kapsayıcı Çerçevesi tarafından kabul edilen küresel asgari kurumlar vergisi uygulamasının ne olduğu, nasıl işlediği, uluslararası alanda ve Türkiye’deki uygulama durumu, eleştiriler ve Türkiye açısından olası etkileri değerlendirilecektir.

Küresel Asgari Kurumlar Vergisinin Tanımı ve Amacı

Küresel Asgari Kurumlar Vergisi (KAKV), yıllık konsolide hasılatı 750 milyon Euro veya daha fazla olan çok uluslu işletme grupları için geçerli olacak %15’lik bir asgari vergi oranını uygulamayı hedeflemektedir. OECD/G20 Kapsayıcı Çerçevesi tarafından geliştirilen bu düzenleme, çok uluslu şirketlerin gelirlerini düşük vergileme yapılan veya hiç vergileme yapılmayan ülkelere kaydırma eğilimini azaltmayı amaçlar. Temel hedef, ülkeler arasındaki vergi rekabetine bir sınır koyarak (“dibe doğru yarış” olarak da adlandırılır) ve kârların aşındırılmasını önleyerek, büyük çok uluslu şirketlerin faaliyet gösterdikleri her bir ülkede adil bir vergi yüküne katlanmalarını sağlamaktır.

OECD, KAKV uygulandığında küresel çapta yıllık 150 milyar ila 220 milyar ABD doları ek kurumlar vergisi geliri elde edilmesini öngörmektedir. Bu ek gelirin, hükümetlere sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetleri için kaynak sağlayacağı ve küresel vergilendirmede adaleti artıracağı savunulmaktadır.

KAKV düzenlemesi, “Ekonominin Dijitalleşmesinden Kaynaklanan Vergi Zorluklarının Çözümüne Yönelik İki Sütunlu Çözüm”ün İkinci Sütun’unu (Pillar Two) oluşturmaktadır. Birinci Sütun (Pillar One) ise, vergilerin nerede ödeneceğine odaklanmakta olup, büyük çok uluslu şirketlerin (20 milyar Euro ve üzeri küresel gelire sahip) vergilendirme haklarının, fiziki varlıkları olmasa bile önemli müşteri tabanlarının olduğu ülkelere tahsis edilmesini içerir.

Pillar Two Kuralları ve İşleyişi

Sütun II modeli, Küresel Matrah Aşındırmayı Önleme Rejimini (GloBE Kuralları) oluşturan temel kurallardan oluşur. Bu kurallar, yıllık geliri 750 milyon Euro veya daha fazla olan çok uluslu işletme gruplarını kapsar ve devlet kurumları, uluslararası organizasyonlar, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, emeklilik ve yatırım fonları gibi bazı kurumlar bu kurallardan istisnadır.

GloBE Kurallarının temel bileşenleri şunlardır:

Etkin vergi oranı (ETR) hesaplaması, güncel ve ertelenmiş vergi unsurlarını birleştirerek oldukça karmaşık bir mekanizmaya sahiptir ve bu hesaplamalar uluslararası vergi prensiplerinin yanı sıra ertelenmiş vergi muhasebesi bilgisi gerektirir. Bu durum, kapsam dahilindeki şirketler için önemli bir uyum yükü getirmektedir.

Küresel Uygulama Durumu

OECD/G20 Kapsayıcı Çerçevesi’nin 8 Ekim 2021 tarihli anlaşması, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) %90’ından fazlasını temsil eden 137 ülkenin uluslararası vergi reformunu kabul ettiğini duyurmuştur. Bu anlaşmanın parlamentolar tarafından onaylanması gerekmektedir.

Uygulamanın başlangıç tarihi genellikle 1 Ocak 2024 ve sonrası vergilendirme dönemlerini kapsaması beklenmektedir. Birçok ülke, IIR ve Nitelikli Yurtiçi Asgari Tamamlama Vergisi’ni (Qualified Domestic Minimum Top-up Tax- QDMTT) öncelikle uygulamaya koymaktadır. QDMTT, ülkelerin düşük vergilendirilmiş kârlar üzerindeki vergilendirme haklarını nihai ana kuruluşun ülkesi yerine kendi ülkelerinde tutmalarını sağlar. UTPR’nin ise çoğu ülkede en erken 1 Ocak 2025’ten itibaren yürürlüğe girmesi beklenmektedir.

Mevcut uygulama örnekleri şunlardır:

Farklı ülkelerin farklı kayıt, dosyalama ve ödeme sürelerine sahip olması, kapsam dahilindeki grupların faaliyet gösterdikleri tüm ülkelerdeki zaman çizelgelerini takip etmesini gerektirecektir.

Türkiye’deki Durum: Asgari Kurumlar Vergisi ve Küresel Asgari Kurumlar Vergisi

Türkiye’de iki farklı “asgari vergi” kavramı kaynaklarda yer almaktadır: birincisi tüm şirketlere yönelik yeni planlanan Yerel Asgari Kurumlar Vergisi (AKV) ve ikincisi büyük çok uluslu şirketlere yönelik Küresel Asgari Kurumlar Vergisi (KAKV).

Eleştiriler ve Tartışmalar

Küresel asgari kurumlar vergisi önerisine yönelik çeşitli eleştiriler bulunmaktadır:

Türkiye Açısından Değerlendirme

Türkiye’nin kurumlar vergisi oranları geçmişte dalgalanmalar göstermiştir (%20 ila %33 arasında değişmiş, 2023’te %25’e yükselmiştir). Ancak, kaynaklarda yer alan verilere göre, Türkiye’deki aktif kurumlar vergisi mükellef sayısı, matrah ve tahakkuk eden vergi miktarı genellikle artış eğilimi göstermiştir. Doğrudan yabancı yatırımlar (UDY) ve yabancı ortak sermayeli şirket sayısı da kümülatif olarak artmıştır.

Bu durum, Türkiye’ye yapılan yatırımların ve ticari faaliyetlerin, standart kurumlar vergisi oranındaki değişimlerden bağımsız olarak başka faktörlerden daha güçlü bir şekilde etkilendiğini düşündürmektedir. Türkiye’nin, yapısal sorunlarına (bürokrasi, maliyetler) rağmen stratejik konumu, kalifiye işgücü, AB uyum çabaları, teknolojik altyapı ve kâr kaydırma potansiyeli gibi avantajlarının, yabancı sermaye çekme konusunda etkili olduğu belirtilmiştir.

Bu bağlamda, Türkiye’nin kendi iç vergi düzenlemelerinde (Yerel AKV) hasılatı esas alan yaklaşımların kayıt dışılık gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceği ve vergi adaletini sağlamada yetersiz kalabileceği yönündeki uzman görüşleri dikkate alınmalıdır.

Küresel asgari kurumlar vergisinin Türkiye’ye etkisi ise, diğer ülkelerin, özellikle de rakip gelişmekte olan ülkelerin uygulamalarına bağlı olacaktır. Türkiye’nin KAKV’yi uluslararası anlaşmalara uyum çerçevesinde uygulaması, mevcut teşvik sistemini gözden geçirmesini ve Yerel İlave Vergi gibi mekanizmalarla vergi gelirlerini kendi ülkesinde tutmasını gerektirecektir. Aksi takdirde, Türkiye vergi payını kaybedebilir.

Sonuç

Küresel Asgari Kurumlar Vergisi (KAKV), çok uluslu şirketlerin vergilendirilmesindeki boşlukları doldurmak, vergi rekabetini sınırlamak ve kâr kaydırmayı engellemek amacıyla OECD/G20 tarafından kabul edilen önemli bir uluslararası vergi reformudur. Yıllık konsolide hasılatı 750 milyon Euro’yu aşan gruplar için %15 asgari vergi oranını getiren bu düzenleme, IIR, UTPR ve STTR gibi karmaşık kurallara dayanmaktadır. Küresel çapta birçok ülke tarafından hızla uygulanmaya başlanmış veya planlanmaktadır.

Ancak, KAKV önerisi %15 oranının yeterliliği, gelişmekte olan ülkelerin ek vergi gelirlerinden alacağı payın düşüklüğü ve mevcut teşvik sistemleri üzerindeki potansiyel etkileri gibi konularda eleştirilere maruz kalmaktadır.

Türkiye, hem tüm şirketlere yönelik bir Yerel Asgari Kurumlar Vergisi hem de büyük çok uluslu şirketlere uygulanacak KAKV düzenlemeleri üzerinde çalışmaktadır. Yerel teklifteki hasılat bazlı yaklaşımın kayıt dışılık riskini artırabileceği yönündeki endişeler önemlidir. KAKV’nin uygulanması ise, Türkiye’nin mevcut yatırım teşviklerini ve vergi mevzuatını gözden geçirmesini, QDMTT gibi araçlarla vergi gelirlerini güvence altına almasını gerektirecektir.

Türkiye’nin vergi oranı geçmişi ve yabancı sermaye akışı incelendiğinde, yatırımların sadece vergi oranından değil, stratejik konum, işgücü niteliği ve genel ekonomik istikrar gibi birçok faktörden etkilendiği görülmektedir. Bu nedenle, KAKV’nin Türkiye’nin yatırım cazibesi üzerindeki net etkisi, uygulamanın diğer ülkelerdeki seyri ve Türkiye’nin kendi uyum politikalarına bağlı olarak şekillenecektir. Karmaşık hesaplamalar ve raporlama yükümlülükleri, şirketler için önemli bir hazırlık süreci ve uyum gerektirmektedir.

Sonuç olarak, küresel asgari kurumlar vergisi, uluslararası vergi sisteminde önemli bir paradigma değişimini temsil etmektedir. Türkiye için de bu süreç hem kendi iç vergi politikalarını hem de uluslararası vergilendirme stratejilerini dikkatle planlaması gereken bir dönemi işaret etmektedir. Uygulamanın tam etkilerinin ve sonuçlarının, önümüzdeki yıllarda elde edilecek verilerle daha net anlaşılacağı beklenmektedir.

Kaynakça

Akça, Tahsin. “Asgari Kurumlar Vergisi Ciroyu Gizletir mi?” Bloomberg Businessweek Türkiye, 5 Temmuz 2024.

Ayaz, Ali. “Global Asgari Kurumlar Vergisinde Sona Doğru”. PwC Türkiye, Nasıl Bir Ekonomi Gazetesi.

Bakaç, Sercan. “Küresel Asgari Kurumlar Vergisi Uygulaması ve Türkiye”. Alomaliye.com, 28 Mayıs 2024.

Başaran Yavaşlar, Funda. “Küresel asgari vergi sadece “sen vergilendirmezsen ben vergilendiririm” mi?”. Dünya Gazetesi, 28 Mayıs 2024.

Gümüş Özuyar, Sevilay Ece, Gamze Mercan ve Şadan Çalışkan. “Çok Uluslu Şirketler ve Türkiye: Küresel Asgari Kurumlar Vergisi”. Necmettin Erbakan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 5, Özel Sayı, 2023, s. 106-130.

Exit mobile version