Osmanlı İmparatorluğu’nun son demlerinde, tarih sahnesi sadece askeri çarpışmalara değil, aynı zamanda imparatorluğun kaderini etkileyebilecek mahrem ve stratejik yakınlaşmalara da tanıklık etmiştir. Bu tarihsel kesişmelerin en dikkat çekeni, kuşkusuz Çanakkale kahramanı Mustafa Kemal Paşa ile Sultan Vahdeddin’in kızı Sabiha Sultan arasında gündeme gelen izdivaç ihtimalidir. Bu yazıda, Sabiha Sultan’ın yaşam öyküsünü, hanedan evliliklerinin siyasi arka planını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ile gerçekleşmeyen bu evliliğin tarihin akışındaki yerini ele alacağız.
Sabiha Sultan: Saraydan Sürgüne Bir Osmanlı Prensesi
Rukiye Sabiha Sultan, 19 Mart 1894 tarihinde İstanbul’da Feriye Sarayı’nda dünyaya gelmiştir. Son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdeddin ve Emine Nazikeda Kadınefendi’nin en küçük kızıdır. Dönemin kaynakları ve hatıratlar, onu sadece hanedan asaletine sahip bir figür olarak değil, aynı zamanda entelektüel derinliği, zekâsı ve fiziksel güzelliğiyle temayüz eden bir kadın olarak tasvir eder.
Batılı bir prenses gibi yetiştirilen Sabiha Sultan, ablası Ulviye Sultan ile birlikte sarayda Mlle Voçino’dan piyano dersleri almıştır. Şair Yahya Kemal Beyatlı tarafından “farklı” bir sultan olarak nitelenen Sabiha Sultan, zarafeti ve vakar duruşuyla dönemin en ilgi çeken simalarından biri olmuştur. Ancak bu ışıltılı hayat, 1924 yılında hanedan üyelerinin sürgüne gönderilmesiyle yerini zorlu bir yaşam mücadelesine bırakacaktır.
Osmanlı Siyasetinde “Damat-ı Şehriyari” Geleneği
Mustafa Kemal Paşa’nın Sabiha Sultan ile evlenme talebini anlamlandırmak için, 20. yüzyıl başındaki Osmanlı siyasi kültüründe “Damat” unvanının ne anlama geldiğini kavramak elzemdir. Hanedan mensubu bir sultan ile evlenmek, sadece ailevi bir bağ kurmak değil, devlet hiyerarşisinde ve askeri kariyerde hızla yükselmenin bir anahtarı olarak görülmüştür.
Bu geleneğin en somut ve Mustafa Kemal Paşa üzerinde en derin iz bırakan örneği Enver Paşa’dır. Sultan Reşad’ın yeğeni Naciye Sultan ile evlenerek “Damat-ı Şehriyari” unvanını alan Enver Paşa, bu sayede Harbiye Nazırlığı ve Başkumandan Vekilliği gibi en üst düzey makamlara hızla tırmanmıştır. Tarihçiler, Mustafa Kemal’in de kariyerinin erken safhalarında benzer bir stratejiyi bir seçenek olarak değerlendirmiş olabileceğini savunur.
Mustafa Kemal Paşa ve Sabiha Sultan: Gerçekleşmeyen Büyük İzdivaç
Mustafa Kemal Paşa’nın Sabiha Sultan’a olan ilgisi, Çanakkale Savaşı sonrası İstanbul’a döndüğü ve Padişah Vahdeddin’in fahri yaveri olarak saray çevrelerine girdiği döneme rastlar. Bazı iddialar bu ilginin gıyabi bir hayranlık olduğunu söylese de Paşa’nın üçüncü taraflar aracılığıyla resmi bir izdivaç talebinde bulunduğu tarihsel olarak teyit edilmiş bir vakadır.
Sabiha Sultan, yıllar sonra bu talebi bizzat doğrulamıştır. Mustafa Kemal Paşa’yı “alev alev yanan, ateş gibi gözleri” olan yakışıklı bir kumandan olarak tasvir etmiş, ancak bu teklifi geri çevirdiğini açıklamıştır. 1968 yılında eski başbakanlardan Suat Hayri Ürgüplü’ye yazdırdığı hatıratında şu ifadeleri kullanmıştır:
“Evet, istemiş. Benimle konuşmuş değildir ama ben çekindim ve istemedim. Zira, önümde hiç de iyi örnek olmayan Enver Paşa ile Naciye Sultan’ın hayatı vardı. Sonra, tanınmış bir kumandanla aile hayatı kurabileceğime inancım yoktu”.
Reddedişin ve Vazgeçişin Analizi: Kişisel ve Siyasi Nedenler
Bu tarihi teklifin akim kalmasının arkasında hem Sabiha Sultan’ın kişisel tercihleri hem de Mustafa Kemal Paşa’nın rasyonel sorgulamaları bulunmaktadır.
- Sabiha Sultan’ın Perspektifi: Sabiha Sultan’ın reddindeki en temel neden, kuzeni Şehzade Ömer Faruk Efendi’ye duyduğu aşktır. Ayrıca, Enver Paşa ve Naciye Sultan örneğinde gördüğü gibi, bir askerin eşi olmanın getirdiği sürekli ayrılık ve siyasi risklerden korkmuştur.
- Mustafa Kemal Paşa’nın Perspektifi: Mustafa Kemal Paşa da bu girişimini sürdürmeme kararı almıştır. Dr. Rasim Ferit Talay ile Maçka Parkı’nda yaptığı meşhur görüşmede, doktorun sunduğu üç temel sakınca etkili olmuştur. Bu sakıncalar; saray protokolünün Paşa’nın bağımsız mizaç yapısına uymayacağı, evliliğin onu “Enverleşme” riskiyle karşı karşıya bırakacağı ve ordudaki “bağımsız kahraman” imajına zarar vereceğiydi. Mustafa Kemal’in “Tek dostum senmişsin doktor” diyerek konuyu kapatması, stratejik aklının duygusal veya statüsel hedeflerin önüne geçtiğini gösterir.
Sabiha Sultan’ın Diğer Talipleri: Şahlar ve Paşalar
Sabiha Sultan’ın tek talibi Mustafa Kemal Paşa değildi. Dönemin en gözde sultanlarından biri olması hasebiyle birçok yüksek profilli teklif almıştır.
- İran Şahı Ahmed Şah Kaçar: Şah, İstanbul büyükelçisi aracılığıyla talip olmuş ancak Padişah Vahdeddin, “Sünni bir halifenin kızını Şii bir hükümdara veremeyeceği” gerekçesiyle teklifi reddetmiştir.
- Rauf Orbay: Bazı kaynaklar Hamidiye Kahramanı Rauf Bey’in de talip olduğunu ancak “Ben askerim, Sultan’ın dizinin dibinde geçirecek vaktim yok” dediğini; bazıları ise Sabiha Sultan’ın onu reddettiğini savunur.
- Mahmud Kemal Paşa: Harbiye Nazırı Müsteşarı olan Mahmud Kemal Paşa’nın teklifi ise, ailesinin geçmişinde “seyislik” olması nedeniyle saray hiyerarşisi tarafından uygun bulunmamıştır.
Sürgün ve Sonrası: Aşkın Gölgesinde Bir Yaşam
Sabiha Sultan, 29 Nisan 1920’de büyük bir tutkuyla bağlı olduğu Şehzade Ömer Faruk Efendi ile evlenmiştir. Ancak hayal ettiği huzurlu hayat, sürgün yıllarının (1924) zorlukları, maddi sıkıntılar ve ailevi sarsıntılarla gölgelenmiştir. Üç kızı (Neslişah, Hanzade, Necla) olan bu izdivaç, 28 yıllık beraberliğin ardından 1948’de boşanma ile sonuçlanmıştır. 1952 yılında hanedan kadınlarına yönelik iznin ardından Türkiye’ye dönen Sabiha Sultan, 1971 yılında Yeniköy’de hayata gözlerini yummuştur.
Sonuç: Tarihsel Bir “Ya Olsaydı?” Senaryosu
Mustafa Kemal Paşa ve Sabiha Sultan arasındaki bu izdivaç girişimi, biyografik bir detaydan öte, Türk tarihinin en kritik kırılma noktalarından biridir. Eğer bu evlilik gerçekleşmiş olsaydı, Mustafa Kemal bir “Saray Damadı” olarak Anadolu’ya geçecek, bu durum Millî Mücadele’nin ideolojik yapısını, meşruiyet zeminini ve Cumhuriyet’e giden yolu tamamen farklı bir mecrada akıtabilecekti.
Sabiha Sultan’ın kişisel tercihi ve Mustafa Kemal’in rasyonel vazgeçişi, Paşa’yı saray duvarları arasından çekip çıkarmış; onu “Milletin Atası” olma yolunda daha bağımsız ve devrimci bir lider haline getirmiştir. Sonuç itibarıyla, bu iki figürün hayatlarının kısa süreliğine kesişmesi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinin en dramatik ve stratejik hikayelerinden biri olarak tarihteki yerini korumaktadır.

