Giriş
Nobel Ödülleri, Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine barış, bilim ve edebiyat gibi alanlarda insanlığa önemli katkılarda bulunan kişileri onurlandırmak amacıyla tesis edilmiş, küresel çapta en prestijli addedilen mükafatlardan biri olarak kabul edilmektedir. Ancak ödülün tarihi boyunca özellikle Barış ve Edebiyat kategorilerinde, politik saikler, Avrupa merkezci yaklaşımlar ve cinsiyetçi eleştiriler gibi çeşitli tartışmalara sahne olduğu gözlemlenmiştir.
2019 yılında Nobel Edebiyat Ödülü‘nün Avusturyalı yazar Peter Handke’ye verilmesi, ödülün itibarı ve seçici komitenin nesnelliği üzerine yeni ve yoğun bir tartışma dalgası başlatmıştır. Bu seçimin temelinde, Handke’nin Srebrenitsa Soykırımı’nı inkâr eden ve dönemin Sırp lideri Slobodan Miloseviç’e destek veren görüşleri yatmaktadır.
Bu blog yazısı, Peter Handke’nin edebi kimliğini ve Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülme gerekçelerini ele almanın yanı sıra, Handke’nin tartışmalı siyasi duruşu ile Srebrenitsa Soykırımı gerçeği arasındaki gerilimi inceleyecektir. Ayrıca, bu ödülün uluslararası camiada yarattığı yankılar ve Nobel Ödülleri’nin genel mahiyeti hakkındaki süregelen eleştiriler de değerlendirilecektir. Bu analiz, sanatın ve sanatçının etik sorumluluğu ile tarihsel gerçeklerin reddinin kabul edilebilirliği arasındaki karmaşık ilişkiyi aydınlatmayı hedeflemektedir.
Peter Handke’nin Edebi Mirası ve Nobel Edebiyat Ödülü
Peter Handke, 6 Aralık 1942’de Avusturya’da doğmuş, babasının kendisi doğmadan önce annesinden ayrılması ve annesinin daha sonra Bruno Handke ile evlenmesiyle erken yaşta ailevi zorluklarla karşılaşmıştır. 1944 yılında Doğu Berlin’e göç eden Handke ailesi, Rusların şehri işgal etmesinden hemen önce oradan ayrılmıştır. Din ağırlıklı bir okulda on iki yaşına kadar eğitim gören Handke, ardından normal liseye geçiş yapmıştır. Slovak kökenli anne tarafından büyükbabası sayesinde küçük yaşlardan itibaren bu kültüre ilgi duyan Handke, 1961’de hukuk fakültesine başlamış ve öğrencilik yıllarında yazmaya başlamıştır.
İlk roman denemesi “Die Hornissen”in yayımlanması kararlaştırılınca eğitimini yarıda bırakmış ve 1966 yılından itibaren tamamen yazarlığa odaklanmıştır. 1971’de annesinin intiharı, onun “Wunschloses Unglück” (Dileksiz Mutsuzluk) adlı romanına konu olmuştur. Yazar, 1973-78 yılları arasında Paris’te, 1978-79’da Amerika’da yaşamış ve 1979’da Salzburg’a geri dönmüştür. Handke, edebiyat dünyasında “Hauptmann Ödülü” (1967), “Büchner Ödülü” (1973) ve “Kafka Ödülü” gibi önemli ödüllere layık görülmüştür.
2019 yılında kendisine Nobel Edebiyat Ödülü verilmesi, İsveç Akademisi tarafından “dilsel ustalıkla insan deneyiminin çevresini ve özgüllüğünü araştıran etkili eserleri için” olarak gerekçelendirilmiştir. Handke, Nobel ödülü alanlar arasında son beş yılın en çok tartışılan ismi olarak da belirtilmiştir. Eserlerinde sıklıkla bireysellik temasını işleyen Handke, karakterleri üzerinden bireysellik ve toplum arasındaki çatışmalara dikkat çekmektedir. “Ben” olgusunu incelerken “iç dünya” (Innenwelt) ve “dış dünya” (Außenwelt) ayrımından faydalanarak bu iki dünya arasındaki inceliğe ve uzaklığa vurgu yapar.
Handke’nin eserlerindeki dil, okuyucuya sanki bilinç dışı bir yolculuğa çıkmış havası verir. Dil kullanımının ve olay örgüsünün işlediği temalara eklenmesiyle bazen okuması zor metinlere dönüşebilse de bu durum Handke’nin eserlerini zor metinleri seven okurlar için ideal kılar. Romanlarında dili yalnızca bir araç olarak kullanmayan yazar, konuya göre anlatmak ve vurgulamak istediği temayı dil-toplum ikiliğine dikkat çekerek güçlendirir. Ana karakterlerinin konuşmayı bırakması ve dilden vazgeçmesi gibi unsurlar, Handke’nin bireysellik temasını dil ve iletişim altyapısıyla ele aldığını göstermektedir.
Handke’nin önemli eserlerinden bazıları arasında “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi” (Die Angst des Tormanns beim Elfmeter) ve “Karanlık Bir Gecede Sessiz Evimden Çıktım” (Karanlık Bir Gecede Sessiz Evimden Çıktım) bulunmaktadır. 1970 yılında yayımlanan “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi”, eski bir kaleci olan Bloch’un işten çıkarılmasının ardından iç dünyasında yaşadığı kopmaları, dış dünyadan uzaklaşmasını ve varoluşsal krizlerini ele alır.
Roman, Bloch’un iç dünyasını anlatmakla kalmaz, dil ve dünya algılayışı üzerinden dilbilimsel bir yaklaşımla bireyselliği ve bireysel yalnızlığı da inceler. Eser, okuyucuya olayların uyku ile uyanıklık arasında geçiyormuş gibi hissettiren psiko-dilbilimsel bir inceleme sunar. Bloch’un uyku ve uyanıklık arasındaki anları, bireyin iç dünyası ile dış dünyası arasındaki geçişleri ve bu çizginin inceliğini vurgular. Romanda işlenen bir diğer ana tema ise yalnızlık ve boşluktur; anlatıcının okuyucuya uzaktan konuşuyormuş hissi vermesi, izolasyonu imgelerle anlatmanın ötesinde hissettirir.
“Karanlık Bir Gecede Sessiz Evimden Çıktım” romanında Handke, yine bireyselliği ele alırken ana karakterini bir yolculuğa çıkarır. Taxham kentinin eczacısı, günlük yaşamından sıkılarak çıktığı bu yolculukta düş ve gerçekliğin sınırında gezinir. Yolculuğu sırasında ona eşlik eden arkadaşları ve kaybettiği konuşma yetisi, düşsel atmosferi güçlendirir, bu da Handke’nin bu romanda da dil ve birey ilişkisini irdelediğini gösterir. Yazarın kitaplarında kullandığı temalar ve yazım dilinin gücü, okuyuculara farklı bir deneyim sunar. Zaman zaman takibi zorlaşabilen anlatımına rağmen, işlediği konuların yoğunluğu okuyucuyu hem duygusal hem de felsefi bir yolculuğa çıkarır.
Handke’nin 2019 Nobel Konuşması’nda (Nobel Lecture by Peter Handke) ifade ettiği görüşler ve aktardığı anılar da onun edebi dünyasına ışık tutmaktadır. Konuşmasına yaklaşık kırk yıl önce yazdığı “Walk About the Villages” adlı dramatik bir şiirden alıntılarla başlayan Handke, okuyucularına “Oyunu oyna. Her şeyi kendine odaklama. Zorlukları ara. Ama belirli bir sonuç hedefleme. Arka niyetlerden kaçın. Hiçbir şeyi saklama. Nazik ve güçlü ol. Dahil ol, kazanmak umurunda olmasın. Aşırı analiz etme, hesap yapma, ama tetikte ol, işaretler için tetikte ol. Savunmasız ol. Gözlerini göster, başkalarını derinlere bakmaya davet et; yeterli alan olduğundan emin ol ve herkesin kendi imgesini tanımaya çalış.
Heyecan duymadığın hiçbir karar verme. Kendini başarısızlığa bırak. Her şeyden önce, kendine zaman ver ve uzun yoldan git. Bir ağacın veya bir su kütlesinin sana söyleyeceklerini asla göz ardı etme. Çekildiğin yere dön ve güneşlenmeye izin ver. Akrabalarını boş ver, yabancılara destek ol, önemsiz şeylere eğilerek bak, terk edilmiş yerlere dal, kaderin yüksek dramına kapılma, çatışmayı kahkahalarla yok et. Haklı olduğunu kanıtlayana kadar gerçek renklerini göster ve yaprakların hışırtısı tatlıya dönsün. Köylerde dolaş” gibi öğütler vermiştir. Bu ifadeler, Handke’nin eserlerinde sıkça rastlanan bireyin doğa ile ilişkisi, varoluşsal arayışları ve toplumsal normlara karşı duruşu gibi temalarla örtüşmektedir.
Çocukluğundan bahseden Handke, annesinin kendisine anlattığı “benzersiz olaylar”dan etkilenerek yazar olduğunu belirtir. Özellikle zihinsel engelli bir sütçü kızın yaşadığı talihsiz olay ve bu kızın, istismara uğraması sonucu doğan çocuğa şefkatle yaklaşmasını anlatan olay, Handke’nin bir eserine (Short Letter, Long Farewell) esin kaynağı olmuştur. Annesinin iki erkek kardeşinin hikayeleri de Handke’nin yazarlığı için belirleyici olmuştur. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’nda şehit düşen amcalarının savaş ve eve dönüş hikayeleri, Handke’nin anlatılarında doğal bir dönüşümle yer bulmuştur.
Handke, sanat eserlerinin kendisine ilham verdiğini, ancak en erken ilhamın çocukluğunda dinlediği Slovence-Slav dini litanilerden geldiğini ve bunların yazarlık yolculuğuna eşlik ettiğini ifade etmiştir. Nobel konuşmasını Norveç’te yaşadığı küçük, ama benzersiz iki olayı anlatarak tamamlamış, bu olaylardaki insan sıcaklığı ve yaratma sevinci gibi temaların kendisini hala ısıttığını belirtmiştir. Bu detaylar, Handke’nin edebiyatının derinlerinde yatan insani gözlem, doğal yaşamla bağ ve içsel yolculukların önemini gözler önüne sermektedir.
Srebrenitsa Soykırımı ve Peter Handke’nin Tartışmalı Duruşu
Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı’nda, özellikle Bosna Savaşı sırasında, Temmuz 1995’te en az 8.372 Müslüman Boşnak erkek ve çocuğun sistematik olarak öldürülmesiyle tarihe geçmiştir. Ratko Mladić komutasındaki Sırp ordusu ve “Akrepler” adlı paramiliter grup tarafından gerçekleştirilen bu katliamda, kadın ve küçük yaştaki çocukların da öldürüldüğü belgelenmiştir. Birleşmiş Milletler’in Srebrenitsa’yı “güvenli bölge” ilan etmesine ve 400 silahlı Hollanda barış gücü askerinin varlığına rağmen, katliam önlenememiştir.
Bu olay, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı ve hukuksal olarak belgelenmiş ilk soykırım olarak kabul edilmektedir. Uluslararası Ceza Divanı (ICTY) tarafından soykırım, insanlığa karşı suçlar ve barışa karşı suçlar işlendiğine hükmedilmiş; Radko Mladiç ve Radovan Karadžić gibi savaş suçluları müebbet hapse mahkûm edilmiştir. Hatta Hollanda devleti dahi katliamı önlemede yetersiz kaldığı gerekçesiyle kısmen sorumlu bulunmuştur.
Peter Handke’nin Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesi, onun Srebrenitsa Soykırımı’nı inkâr eden ve eski Sırp lider Slobodan Milosevic’e duyduğu hayranlığı her fırsatta dile getiren görüşleri nedeniyle yoğun tepkilere yol açmıştır. Handke, Kosova’daki savaş sürerken yayımlanan bir makalesinde “Sırpları destekliyorsanız, ayağa kalkın” ifadelerini kullanmış ve Saraybosna’daki Müslüman Boşnakların “kendi kendilerini öldürdüklerini ve suçu Sırplara attıklarını” iddia etmiştir. Ayrıca, Sırpların Srebrenitsa’da soykırım yaptığına asla inanmadığını açıklamış, Milosevic’i cezaevinde ziyaret etmiş ve 2006’daki cenazesine katılarak “Yugoslavya için, Sırbistan için, Slobodan Milosevic için buradayım” demiştir. Handke, İsveç devlet televizyonuna verdiği röportajda dahi Srebrenitsa’da yaşanan soykırım için “kardeş cinayeti” ifadesini kullanmayı tercih etmiş ve bu göreceli yaklaşımının soykırımı inkâr etmek olmadığını savunmuştur.
Handke’nin bu tutumu, uluslararası kamuoyunda ve özellikle Srebrenitsa’da yakınlarını kaybeden Bosnalı yazar ve şairler arasında büyük öfke ve tepkilere neden olmuştur. Yazar Amina Siljak Jesenkovic, Handke’nin Lahey Mahkemesi’nin tanıdığı soykırımı inkâr ettiğine ve katliam yapan bir ismi oyununda baş kahraman yaptığına dikkat çekerek “ahlâkın olmadığı yerde sanat da olmaz” demiştir. Srebrenitsa Cehennemi kitabının yazarı Cemalettin Latic, ödülün Handke’ye verilmesini “rezil bir durum” olarak nitelendirmiş ve “Batı böylece yeniden katliam yapma hakkını kendinde bulacaktır” yorumunda bulunmuştur.
Bosna’daki zulümden kaçarak İstanbul’a gelen yazar Emine Şeçeroviç Kaşlı, Batı dünyasının ikiyüzlülüğüne tanık olunduğunu belirterek, soykırımı inkâr eden birine verilen bu ödülü “hiçbir vicdan kabul edemez” ifadesini kullanmıştır. Prof. Dr. Mujo Begic ise ödülün insanlık için utanç verici olduğunu, soykırım mağdurlarını aşağıladığını ve var olan İslamofobiyi tasdik ettiğini belirtmiştir.
Ödülün iptali için başlatılan imza kampanyasına 60 binden fazla kişi destek vermiş, ancak Nobel Komitesi Başkanı Anders Ollsson, kararı “Amaç, olağanüstü edebi eserleri kutlamak, kendisini değil” diyerek savunmuştur. Ancak bu açıklama tepkileri dindirmemiştir. Türkiye, Arnavutluk ve Kosova, ödül törenini boykot etmiştir. Türkiye’nin Stockholm Büyükelçisi Hakkı Emre Yunt, Handke’nin törenine katılmayacağını resmen açıklamıştır. Handke’nin ödül töreni öncesi Stockholm’de basın toplantısı düzenlemesi ve Srebrenitsa soykırımıyla ilgili soru soran gazetecileri “dışkılı tuvalet kâğıdı” gibi ifadelerle aşağılaması, tepkileri daha da artırmıştır. Nobel Komitesi üyesi Gun-Britt Sundström ve Peter Englund gibi isimler de bu karara tepki olarak görevlerinden istifa etmiş veya töreni boykot etmişlerdir. Bu olaylar, sanatın siyasetten ve etik değerlerden bağımsız değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorunsalını bir kez daha gündeme taşımıştır.
Nobel Ödülleri Etrafındaki Geniş Tartışmalar ve Eleştiriler
Nobel Ödülleri, tarihi boyunca sadece Handke’nin durumuyla değil, farklı nedenlerle de sayısız tartışmaya konu olmuştur. Kimilerine göre en saygın ödülken, kimilerine göre siyasi saiklerle verilen, Avrupa merkezci ve hatta anti-Amerikancı bir mükafattır. Ödülün bazen sahibine itibar kazandırırken, bazen de reddedilmesinin saygınlık nedeni olduğu belirtilmiştir. Türkiye’nin önemli sosyologlarından Cemil Meriç, Nobel Ödülleri’ni Avrupa’nın “kendi aile fertlerine” bahşettiği bir ihsan olarak nitelendirmiştir; ona göre zihnen Avrupa’ya ait olmayanlar bu mükafattan pay alamazlar.
Fransız yazar Jean P. Sartre’ın 1964’te ödülü almayı reddetmesi, “Yazar, her türlü kurumsallaşmayı reddetmelidir” felsefesinden kaynaklanmıştır. Yazar Alev Alatlı ise Soljenitsin’e verilen ödül sonrası “Saşa’yı da satın aldılar” yorumlarının yapıldığını aktararak, ödülün Batılı kodlara teslimiyetin bir nişanesi olarak algılandığını belirtmiştir. Öte yandan, Henri Bergson ve Albert Camus gibi yazarlar ödülü benimsemiş ve prestijini vurgulamışlardır.
Amerika’da Nobel Ödülleri’nin “Avrupa merkezci” olduğu gerekçesiyle sıkça eleştirildiği, hatta edebiyat alanında az sayıda Amerikalı yazara ödül verilmesi nedeniyle Nobel Akademisi’nin “anti-Amerikancı” olduğu iddiaları dile getirilmiştir. 2016 yılında ABD’li şarkıcı ve söz yazarı Bob Dylan’a “edebiyat ödülü” verilmesi, “edebiyatın sınırlarının nasıl belirleneceği” konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bilim ödüllerinin ise katılımcı ve ekibe dayalı yeni bilimsel yaklaşımı reddederek kişi üzerine yoğunlaştığı ve erkek-merkezli bir ödül yapısı olduğu yönünde eleştiriler de mevcuttur. Ayrıca, ödüllerin Oslo kulislerinde belirlendiği ve objektif bir zeminden ziyade taraflı bir seçim yapıldığı görüşleri de yaygınlık kazanmıştır.
2019’da Peter Handke’ye verilen ödül, Nobel’in itibarını daha da sorgulanır hale getirmiştir. Prof. Dr. İlber Ortaylı’ya göre Nobel Edebiyat Ödülleri “belirli bir dünyanın, belirli bir düşüncesine göre” verilmekte, Srebrenitsa Soykırımı’nı öven Handke’ye verilen ödül sonrasında “büyük bir edebiyat ödülü kasabalaştırılmıştır”. Slovak düşünür Slavoj Zizek, Handke’ye Nobel Edebiyat Ödülü verilmesinin trajikomik olduğunu belirtmiştir. Murat Bardakçı ise Nobel Ödülleri’nin zaman içinde mahiyetini kaybettiğini ifade ederek, “skandallarla zaten kirlenmiş olan Komite’nin, Peter Handke’yi seçmesi ile Handke’nin diline doladığı ve içerisinde zaten hep birden yüzmekte oldukları pisliğe bulanmıştır” yorumunu yapmıştır.
Yazar Selim İleri, ödüllerin yaşadığı itibar kaybını dile getirerek “Bu kadar karanlık noktaya gelmiş bir ödülü almak istemem” demiştir. Hak ettiği halde siyasi nedenlerle Nobel verilmeyen isimler arasında Yaşar Kemal’in ismi sıkça zikredilmiş, Kemal’in bu siyasi seçimi gündemde tutmak istercesine “ölene kadar da aday olmaya devam edeceğini” belirttiği kaydedilmiştir.
Türkiye’deki entelektüel camiada da Nobel’e dair görüşler çeşitlilik göstermektedir. Prof. Dr. Şaban Teoman Duralı, ödülün özellikle edebiyat alanında seviyesinin düştüğünü, “edebiyatın seviyesini öyle ayağa düşürdüler ki, geçen yıl edibe vereceklerine […] şarkıcıya (Bob Dylan) verdiler” diyerek eleştirmiştir. Yazar Mustafa Kutlu, Nobel’i “Hristiyan Batı dünyasının liberal, kapitalist, aydınlanmacı, seküler düşüncesiyle küresel sermayenin ve tüketim toplumunun kendi çıkar hesaplarına uygun olarak tasarlanmış, hegemonik bir ödül olarak dünyaya lanse edilmiş bir kalp akçedir” (sahte para) olarak tanımlamıştır.
Prof. Dr. Mehmet Oktay Taftalı ise ödülün kronolojisine bakıldığında “beyaz adamın, Avrupa merkeziyetçi kültür şovenizminin, erkek egemen seçkinciliğin izlerini çıplak gözle görülebileceğini” ifade ederek, bu sistemin “ödülü yozlaştırdığını” ve kapitalist hiyerarşinin bir yansıması olduğunu öne sürmüştür. Diğer yandan, Prof. Dr. Ümit Meriç gibi bazı isimler Nobel’i “beşeriyete hayrı olan bir ödül” olarak görmekte, Prof. Dr. Mehmet Akif Okur ise ödülün prestijini “bilimin üstünlüğü” paradigmasına ve güçlü kurumsal yapısına bağlamaktadır. Alfa Yayınları editörü Mustafa Küpüşoğlu da Nobel Ödülleri’nin “politik olarak en tartışmalı ödül” olduğunu, ancak “insanların dikkatini olmayan üzerinden de olsa bir meseleye çekmesini kıymetli” bulduğunu dile getirmiştir.
Peter Handke’nin ödülünden önceki diğer tartışmalı Nobel Barış Ödülü kararları da bulunmaktadır:
- Avrupa Birliği (AB) (2012): AB’nin ekonomik sorunlarla boğuşması ve silah sattığı iddialarına rağmen “insan hakları, demokrasi, barış ve uzlaşma anlayışıyla kararlı bir şekilde mücadele ettiği” gerekçesiyle ödül alması tepki çekmiştir.
- Barack Obama (2009): Göreve başlamasının henüz dokuzuncu ayında bu ödüle layık görülmesi şaşkınlık yaratmış, özellikle Irak ve Afganistan’daki politikaları nedeniyle eleştirilmiştir.
- Wangari Maathai (2004): Ödülü alan ilk Afrikalı olmasına rağmen, daha sonra AIDS virüsünün Batılılar tarafından siyahileri yok etmek için hazırlandığını savunması üzerine ödülün geri alınması istenmiştir.
- Henry Kissinger (1973): Vietnam Savaşı’nın sona ermesindeki katkısı nedeniyle ödül almasına rağmen, savaşın sürdüğü ve barışın sağlanamadığı tepkileriyle karşılaşmış; kendisiyle ödülü paylaşan Kuzey Vietnamlı siyasetçi Le Duc Tho ödülü almayı reddetmiştir.
- Aung San Suu Çii (1991): Myanmar lideri, Arakanlı Müslümanlara yönelik zulme sessiz kalması nedeniyle eleştirilerin hedefi olmuş, birçok ödülü elinden alınırken, Nobel Komitesi Nobel Ödülü’nün geri alınmayacağını açıklamıştır.
Bu örnekler, Nobel Ödülleri’nin sadece edebi veya bilimsel başarıyı değil, aynı zamanda siyasi ve etik tutumları da kapsayan karmaşık bir değerlendirme sürecine tabi tutulduğunu ve bu sürecin sürekli olarak tartışma konusu olduğunu göstermektedir.
Sonuç
Peter Handke’ye Nobel Edebiyat Ödülü verilmesiyle yeniden alevlenen tartışmalar, sadece bir yazarın edebi başarısının değil, aynı zamanda sanatçının ahlaki ve toplumsal sorumluluklarının da ödül değerlendirme sürecinde ne kadar belirleyici olması gerektiği sorunsalını derinleştirmiştir. İsveç Akademisi’nin Handke’nin “dilsel ustalığını” öne sürerek ödülü vermesi, onun Srebrenitsa Soykırımı’nı inkâr eden ve Slobodan Milosevic’i destekleyen açıkça ifade edilmiş görüşleri karşısında ciddi etik kaygılar doğurmuştur. Bu durum, Handke’nin edebi dehasının, mağdurların acılarını ve tarihsel gerçekleri hiçe sayan bir duruşla nasıl uzlaştırılabileceği konusunda uluslararası camiada büyük bir infial yaratmıştır. Amina Siljak Jesenkovic’in veciz ifadesiyle “ahlâkın olmadığı yerde sanat da olmaz” ilkesi, bu tartışmanın merkezini oluşturmaktadır.
Nobel Ödülleri’nin geçmişte de politik ve ideolojik eleştirilere hedef olduğu, Avrupa merkezci ve erkek egemen yapıya sahip olduğu yönündeki yaygın görüşler, Handke olayıyla birlikte daha da pekişmiştir. Yaşanan bu olay, ödülün “kasabalaştırıldığı” ve “kirlendiği” yönündeki eleştirilerin haklılığını destekler niteliktedir. Türkiye’den gelen tepkiler ve törenin boykot edilmesi, uluslararası vicdanın bu tür kararları kabullenmediğini açıkça ortaya koymuştur.
Sonuç olarak, Srebrenitsa gibi kabul edilmiş bir soykırımın inkarının, bir sanatçının en prestijli ödüllerden birine layık görülmesine engel teşkil etmemesi, Batı medeniyetinin değerler sistemi ve çifte standartları hakkında kritik soruları gündeme getirmektedir. Merhum Aliya İzzetbegoviç’in “Zalimleri affedip, affetmemekte serbestsiniz. Ancak ne yaparsanız yapın, soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır” sözü, Srebrenitsa Soykırımı’nın asla unutulmaması ve mağdurların sesine kulak verilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Sanat, yalnızca estetik haz ve entelektüel derinlik sunmakla kalmamalı, aynı zamanda insanlığın ortak değerlerine, adalete ve vicdana hizmet etmelidir. Peter Handke’ye verilen Nobel Ödülü, sanat ve ahlak arasındaki ilişkinin, tarihsel sorumluluğun ve küresel hafızanın karmaşık doğasını bir kez daha gözler önüne sermiş ve bu hayati tartışmayı sürdürme gerekliliğini vurgulamıştır.
Kaynakça
Bıogradlıja, Lejla. “Soykırım inkarcısına verilen Nobel Ödülü önceki tartışmalı kararları hatırlattı”. Anadolu Ajansı, 10 Aralık 2019.
Bursa Barosu AB ve Dış İlişkiler Komisyonu. “Bosna’da Yaşanan İnsanlık Dramlarını Asla Unutmayacağımız”. Bursa Barosu, (tarih belirtilmemiş).
Ekip. “GÖRÜŞ – Bitmeyen tartışma: Nobel Ödülleri”. Anadolu Ajansı, 5 Ekim 2023.
Gürel, Dilem. “Avusturya’dan Nobel’e: Peter Handke”. Doğa Filozofu, 2 Ocak 2025.
“Srebrenitsa katliamını reddeden Nobel Ödüllü yazar Peter Handke kimdir?”. Haberler.com, 9 Aralık 2019.
“Srebrenitsa Soykırımı”. Vikipedi, özgür ansiklopedi, (son güncelleme tarihi belirtilmemiş).
ŞAKACI. “Bosna soykırımını inkar eden Handke’ye Nobel”. DonanımHaber Forum, 7 Aralık 2019.
Öztürk, İlker Nuri ve Hatice Saka. “Ahlak yoksa sanat da olmaz”. Yeni Şafak, 10 Aralık 2019.

