Site icon Finans ve Bankacılık

AFGANİSTAN’IN YAKIN TARİHİ VE ULUSLARARASI MÜDAHALELER: BİR ÇÖKÜŞÜN ANATOMİSİ VE TALİBAN

Afganistan, taliban

Giriş

Afganistan, Orta Asya’nın güneyinde stratejik bir köprü ülke olarak jeopolitik açıdan her daim büyük güçlerin dikkatini çekmiş ve bu özelliği tarih boyunca sayısız işgal ve çatışmaya zemin hazırlamıştır. Son dönemde Taliban yönetiminde olan ülke hakkında bu blog yazısında, 20. yüzyılın sonlarından günümüze uzanan yakın tarihi ve bu süreçteki uluslararası ilişkileri analiz edilerek, ülkenin içinde bulunduğu karmaşık durum ve istikrarsızlığın nedenleri incelenecektir.

Büyük Oyun’dan Yeni Büyük Oyun’a: Uluslararası Güç Mücadelelerinin Merkezi

Ondokuzuncu yüzyılda İngiliz ve Rus İmparatorlukları arasındaki Orta Asya hakimiyeti mücadelesi olarak bilinen “Büyük Oyun“, Afganistan’ı bu rekabetin önemli bir parçası haline getirmiştir. İngilizlerin Hindistan’ı koruma stratejisi ve Rusya’nın sıcak denizlere inme ideali, Afganistan topraklarını bir çatışma alanına dönüştürmüştür. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise bu rekabetin aktörleri değişmiş, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş, Afganistan’ı “Yeni Büyük Oyun“un merkezi yapmıştır. ABD’nin bölgede Pakistan ve Hindistan üzerinden nüfuz kurma çabaları ile Sovyetler Birliği’nin Afganistan üzerindeki politikaları, ülkeyi uzun sürecek savaşların eşiğine getirmiştir.

Sovyet İşgali ve Direnişin Yükselişi (1979-1989)

Aralık 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’daki rejime karşı süregelen isyanı bastırmak amacıyla ülkeye müdahalesi, Soğuk Savaş’ın yumuşama dönemini sona erdirmiştir. Sovyetlerin Afganistan’ı işgali, ABD’nin bölgedeki etkisini artırmasından çekinmesine neden olmuş ve ABD, nükleer programı ve insan hakları ihlalleri gerekçesiyle 1977’de yardımı kestiği Pakistan’a tekrar yardım yapmaya başlamıştır. ABD’nin silah ve finansal desteğiyle güçlenen mücahit grupların direnişi, Sovyet birliklerine ağır kayıplar verdirmiş ve çatışmalar ülkenin kırsal alanlarına yayılmıştır.

Bu dönemde, ABD’li sosyal bilimciler ve askeri uzmanlar, Sovyetleri mağlup etmenin yolunun medreseleri destekleyerek gençler arasında Radikal İslam anlayışını yaymak olduğunu fark etmiş ve Afganistan ile Pakistan topraklarında binlerce medrese açıp desteklemeye başlamıştır. On yıl süren işgalin ardından, Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan Cenevre Anlaşması ile Sovyet birlikleri 1989’da Afganistan’dan çekilmiştir. Ancak bu çekilme, Afganistan’a barış getirmemiş, aksine iç savaşın fitilini ateşlemiştir.

İç Savaş ve Taliban’ın Yükselişi (1992-2001)

Sovyetlerin çekilmesinin ardından, Afganistan’daki çeşitli silahlı grupların birbirleriyle güç mücadelesine giriştiği kaotik bir dönem başlamıştır. Bu iç savaşta güvenlik sorunları ön plana çıkmış, ekonomik ve sosyal yaşam ciddi ölçüde sekteye uğramıştır. 1994 yılında Kandahar kentinde kurulan Taliban, toplumsal kargaşayı giderme ve şeriat yasaları çerçevesinde bir düzen tesis etme iddiasıyla kısa sürede önemli bir güç haline gelmiştir. Taliban’ın yükselişinde, Sovyet işgali sonrası Pakistan’a sığınan ve medreselerde eğitim gören Afgan mültecilerin önemli bir rolü olmuştur.

1996 yılına gelindiğinde Taliban, Afganistan’ın büyük bir bölümünü kontrol altına almış ve Afganistan İslam Emirliği‘ni ilan etmiştir. Taliban yönetimi sırasında Afganistan’ın altyapısı ve ekonomisi harap olmuş, temel ihtiyaçlar kıtlaşmış ve ülke uluslararası alanda büyük ölçüde yalnız kalmıştır. Ayrıca, Taliban’ın El-Kaide gibi terör örgütlerine ev sahipliği yapması, uluslararası güvenlik endişelerini artırmıştır.

11 Eylül Saldırıları ve ABD Müdahalesi (2001)

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleşen terör saldırılarının ardından, ABD yönetimi bu saldırılardan El-Kaide’yi sorumlu tutmuş ve Taliban yönetimini El-Kaide lideri Usame bin Ladin’i teslim etmeye çağırmıştır. Bu çağrıya olumsuz yanıt verilmesi üzerine, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon Afganistan’a askeri müdahale başlatarak Taliban rejimini devirmiştir. ABD’nin müdahalesinin temel gerekçeleri, terörle mücadele ve Afganistan’da yeni, istikrarlı bir rejim inşa etmek olmuştur.

Ulus İnşa Süreci ve Karşılaşılan Zorluklar (2001-2021)

Taliban yönetiminin devrilmesinin ardından ABD, Afganistan’da bir ulus inşa süreci başlatarak yeni bir rejim kurulmasına öncülük etmiş ve yaklaşık 20 yıl boyunca bu rejime siyasi, askeri ve ekonomik destek vermiştir. Bu süreçte, Afganistan’da 2004 yılında merkezi bir devlet yapısı öngören yeni bir anayasa oluşturulmuş, ulusal ve yerel seçimler gerçekleştirilmiş ve çeşitli kurumsal düzenlemeler yapılmıştır. Ekonomik boyutta ise halkın yaşam standardını yükseltmek ve özel sektör öncülüğünde bir ekonomik yapı oluşturmak amacıyla çalışmalar yürütülmüştür. Ancak, bu ulus inşa süreci pek çok zorlukla karşılaşmıştır.

ABD’nin Çekilmesi ve Çöküş (2020-2021)

ABD’nin Afganistan’dan çekilme kararı ve Taliban ile yapılan Doha Anlaşması (2020), ülkedeki dengeleri bir kez daha alt üst etmiştir. Anlaşma, ABD askerlerinin çekilmesi karşılığında Taliban’ın ABD ve müttefiklerinin güvenliğine tehdit oluşturan grupların Afganistan topraklarını kullanmasına engel olmasını öngörmüştür. Ancak, ABD’nin çekilme süreci tamamlanmadan Taliban’ın hızlı bir şekilde ülke genelinde ilerlemesi ve Ağustos 2021’de Kabil’i ele geçirmesi, ABD’nin desteklediği rejimin ani bir şekilde çöküşüne yol açmıştır. Bu çöküş, ulus inşa sürecinin ne kadar kırılgan ve sürdürülebilirlikten uzak olduğunu açıkça göstermiştir.

Aleksandr Dugin’in Avrasyacı Perspektifi

Yakın Rus siyasi tarihinin önemli düşünürlerinden Aleksandr Dugin, jeopolitik analizleri ve özellikle Rusya’nın çıkarlarını önceleyen Avrasyacı yaklaşımıyla tanınmaktadır. Yaptığı iddialı açıklamalar ve ortaya koyduğu fikirlerle dikkat çeken Dugin, 2001 yılında ABD’nin Afganistan’ı işgali ve yirmi yıl sonra, 2021’de bu ülkeden tamamen çekilme kararı alması gibi bölgesel ve küresel güvenlik açısından kritik gelişmeleri kendine özgü bir perspektifle yorumlamaktadır. Yazımızın bu kısmında Dugin’in Afganistan özelindeki analizlerini ve bu analizlerin yakın Rus siyasi tarihi ve onun Avrasyacı düşünce sistemi içindeki yerini inceleyelim.

Avrasyacılığın Temelleri ve Dugin’in Yorumu

Dugin’in düşünce sisteminin merkezinde yer alan Avrasyacılık, kökleri Çarlık Rusyası dönemine kadar uzanan bir fikir akımıdır. Bu akım, Rusya’nın coğrafi konumundan kaynaklanan Doğu ile Batı arasında köprü vazifesi gören Avrasyalı bir kimliğe sahip olduğunu savunur. Dugin, SSCB’nin dağılmasının ardından Rusya’nın yaşadığı kimlik ve ideoloji bunalımını gidermek amacıyla bu fikri yeniden ele almış ve jeopolitik bir vurguyla yeniden tanımlamıştır.

Dugin’e göre, ABD merkezli Atlantikçi tek kutuplu dünya düzenine karşı durmak ve dünya üzerindeki tüm halkların ve kültürlerin özgünlüğünü koruyacak Rusya merkezli bir Avrasya Bloku tesis etmek gereklidir. Bu bağlamda Rusya, Batılı değerlerin empoze edildiği liberal küreselleşmeye karşı, kültürel çeşitliliği ve çok kutuplu dünya düzenini kurma misyonunu üstlenmelidir. Dugin, Rusya’nın bu vizyon doğrultusunda hareket etmesinin, ABD karşısında üstünlük sağlayacak bir Avrasya İmparatorluğu’nun kurulmasıyla mümkün olacağını savunmaktadır.

Dugin’in Gözüyle ABD’nin Afganistan İşgali ve Çekilmesi

Dugin, ABD’nin 2001’deki Afganistan işgalini ve 2021’deki kaotik çekilişini, ABD’nin zayıflamasının ve tek kutuplu dünya düzeninin sonunun bir göstergesi olarak değerlendirmektedir. Ona göre, bu işgal ve çekilme, ABD’nin küresel hegemonyasının sorgulanmasına yol açmıştır.

Dugin, ABD’nin Afganistan’daki ulus inşa çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığını belirtmektedir. ABD’nin ülkede iktidarın demokratik seçimlerle belirlendiği ve insan haklarına saygı gösterecek bir yapı kurma hedefi pratikte hayata geçirilememiştir. Dugin’e göre, Afganistan gibi köklü bir düşünce sistemi ve kanunları (Peştunvali) olan bir ülkenin dışarıdan gelen ideolojilerle inşa edilmesi mümkün değildir. Nitekim, ABD’nin kendi kurumları arasındaki bürokratik çekişmeler ve koordinasyon eksikliği de bu süreci olumsuz etkilemiştir. Ayrıca, ABD’nin yaptığı büyük miktardaki dış yardımların, Afgan liderlerin kendi halklarına hesap verme sorumluluklarını ihmal etmelerine yol açtığı da Dugin tarafından dile getirilmektedir.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle ilgili olarak Dugin, bu durumun ABD için bir utanç verici başarısızlık olduğunu ve ABD’nin bu durumun bedelini ülke içinde de ödeyeceğini öngörmektedir. Hatta, ABD’nin parçalanabileceği yönünde iddialı bir tahminde bulunmaktadır. Dugin, ABD’nin Afganistan’da bıraktığı silahların Taliban tarafından Rusya’ya karşı kullanılabileceği yönündeki açıklamaların bir bahaneden öteye gitmeyeceğini düşünmekte ve Rusya’nın sağduyulu davranarak Taliban ile Türkiye’den daha önce bir anlaşmaya varacağını öngörmektedir.

Afganistan’ın Geleceği ve Rusya’nın Rolü (Dugin’in Perspektifi)

Dugin, Taliban’ın Afganistan’ın toprak bütünlüğünü koruyabileceğine dair kuşkulu bir yaklaşım sergilemektedir. Ülkede zamanla yeni muhalefet hatlarının ve gerilimlerin oluşabileceğini düşünmektedir. Afganistan’ın geleceği konusunda kesin yargılara varmak için henüz erken olduğunu belirten Dugin, ülkenin İran’la ortak bir dil bulabileceği gibi, tam tersi bir durumun da yaşanabileceğini ifade etmektedir. Ayrıca, Türkmenistan’ın da Afganistan’ın kontrolü altına girebileceği yönünde bir öngörüsü bulunmaktadır.

Dugin’e göre, Afganistan’da yaşanan gelişmeler Rusya için önemli bir sorundur. Ancak Rusya, geçmişte Afganistan’da yaşadığı başarısız deneyimleri göz önünde bulundurarak hareket etmelidir. Dugin, Afganistan’ın inşası için dışarıdan geleceklerin kendi ideolojileriyle değil, Afganistan’ın kendi köklü yapısını dikkate alarak hareket etmeleri gerektiğini vurgulamaktadır. Ona göre, Peştunvali, İslamcılık kisvesi altındaki ideoloji olarak Afganistan için ciddi bir sorundur ve geçmişte birçok imparatorluğun sonunu hazırlamıştır. Bu nedenle, Taliban ile nasıl başa çıkılacağı önemli bir konu olarak öne çıkmaktadır.

Sonuç: Dersler ve Geleceğe Yönelik Belirsizlikler

Afganistan’ın yakın tarihi, uluslararası müdahalelerin ve ulus inşa süreçlerinin karmaşıklığını ve yerel dinamiklerin önemini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Dış güçlerin iyi niyetli çabalarına rağmen, Afganistan’ın derinlere kök salmış toplumsal, siyasi ve ekonomik sorunlarına kalıcı çözümler bulunamamıştır. Etkili bir ulus inşa süreci için, tepeden inme yaklaşımlardan ziyade, Afgan halkının ihtiyaç ve taleplerine uygun, yerel aktörlerin katılımını ve sahiplenmesini sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi gerektiği açıktır.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle birlikte ülke, Taliban’ın kontrolüne geçmiş ve yeni bir belirsizlik dönemine girmiştir. Uluslararası toplumun bu yeni durumu nasıl değerlendireceği ve Afganistan halkının geleceği üzerindeki etkileri, önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gereken önemli bir gündem maddesi olmaya devam edecektir. Afganistan örneği, uluslararası ilişkilerde güç dengelerinin, bölgesel dinamiklerin ve iç faktörlerin bir ülkenin kaderini nasıl şekillendirebileceğine dair önemli dersler sunmaktadır.

Exit mobile version