GİRİŞ: Belirsizlik Denizinde Küresel Ekonominin Rotası
Küresel ekonomi, 2024 yılında gösterdiği dirençli büyümenin ardından, 2025 ve 2026 yıllarına yönelik daha karmaşık ve zorlu bir döneme giriyor. Ekonomik aktivitedeki dayanıklılığa rağmen, son dönemde ortaya çıkan veriler ve artan jeopolitik gerilimler, küresel büyüme beklentileri üzerinde bir yavaşlamaya işaret etmektedir. Özellikle, G20 ekonomileri genelinde artan ticaret bariyerleri ve yükselen politika belirsizliği hem hanehalkı harcamalarını hem de yatırımları olumsuz etkileyen temel faktörler olarak öne çıkmaktadır. OECD’nin Mart 2025 tarihli “Belirsizlik İçinde Yön Bulmak” başlıklı Ara Raporu, bu çalkantılı dönemde dünya ekonomisinin karşı karşıya olduğu temel riskleri, büyüme ve enflasyon projeksiyonlarını ve bu zorluklarla başa çıkmak için gereken politika önceliklerini kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir.
Bu makale, OECD’nin ilgili raporundaki bulguları temel alarak, küresel GSYİH büyümesindeki yavaşlamanın dinamiklerini, enflasyonist baskıların kalıcılığını ve merkez bankaları ile hükümetlerin benimsemesi gereken stratejileri ele almaktadır. Özellikle, uluslararası ticaretteki yeni korumacı politikaların ekonomik büyümeye ve enflasyona olan potansiyel etkileri, farklı ülke ve bölgeler üzerindeki asimetrik yansımalarıyla birlikte incelenecektir. Raporun ortaya koyduğu senaryolar ışığında, politika yapıcıların mali disiplini sağlama, para politikasını dikkatli bir şekilde ayarlama ve uzun vadeli büyümeyi destekleyecek yapısal reformları hayata geçirme gerekliliği vurgulanacaktır. Bu çerçevede, küresel ekonominin önümüzdeki iki yıllık seyrini şekillendirecek temel eğilimler ve politika gereksinimleri detaylı bir şekilde tartışılacaktır.
1. Küresel Büyümenin Mevcut Durumu ve Yakın Gelecek Projeksiyonları
1.1. 2024’ün Dirençli Performansından 2025’in Yavaşlama Sinyallerine
2024 yılı, küresel ekonominin beklenenden daha dirençli bir performans sergilediği bir yıl oldu. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde güçlü seyreden iç talep ve Çin dahil birçok büyük gelişmekte olan piyasa ekonomisindeki sağlam genişlemeler, küresel üretimin canlı kalmasını sağladı. Ancak 2025’in ilk çeyreğine girilirken, yüksek frekanslı göstergeler küresel büyümede bir zayıflamaya işaret etmeye başladı. İşletme ve tüketici güveni bazı ülkelerde zayıflarken, ekonomik politika belirsizliği ölçütleri dünya genelinde belirgin bir şekilde yükseldi.
OECD projeksiyonlarına göre, küresel GSYİH büyümesinin 2024’teki %3,2 seviyesinden 2025’te %3,1’e ve 2026’da %3,0’a gerilemesi beklenmektedir. Bu yavaşlamanın arkasındaki temel nedenler; birçok G20 ekonomisinde yükselen ticaret engelleri, artan jeopolitik ve politika belirsizliğinin yatırım ve hanehalkı harcamaları üzerindeki baskısıdır.
1.2. Bölgesel ve Ülke Bazında Büyüme Farklılıkları
Projeksiyonlar, büyüme performansının ülkeler ve bölgeler arasında önemli ölçüde farklılaşacağını göstermektedir:
- Amerika Birleşik Devletleri: 2024’teki güçlü temposunun ardından, ABD’de yıllık GSYİH büyümesinin 2025’te %2,2’ye ve 2026’da %1,6’ya yavaşlaması öngörülüyor.
- Euro Bölgesi: Artan belirsizliğin büyümeyi sınırlamasıyla, Euro Bölgesi’nde GSYİH büyümesinin 2025’te %1,0 ve 2026’da %1,2 gibi mütevazı seviyelerde kalması beklenmektedir.
- Çin: Politika desteklerinin tarifelerin olumsuz etkilerini büyük ölçüde dengelemesiyle, Çin’de büyümenin 2025’te %4,8 olması, 2026’da ise %4,4’e yavaşlaması bekleniyor.
- Türkiye: Diğer birçok ekonomiden pozitif ayrışarak, Türkiye’de GSYİH büyümesinin 2025’te %3,1 ve 2026’da %3,9 olması beklenmektedir.
- Kanada ve Meksika: ABD ile olan yoğun ticari ilişkileri ve artan gümrük tarifelerinden doğrudan etkilenmeleri nedeniyle, bu ülkelerde büyümenin ciddi şekilde yavaşlayacağı, hatta Meksika’nın bir resesyon yaşayabileceği öngörülüyor.
2. Enflasyonun Seyri: Kalıcı Baskılar ve Politika Zorlukları
Enflasyonist baskılar birçok ekonomide varlığını sürdürmektedir. Özellikle hizmet enflasyonu, sıkı iş gücü piyasalarının da etkisiyle yüksek seviyelerde kalmaya devam ederken, mal enflasyonu da çok düşük seviyelerden yeniden yükselişe geçmiştir. OECD projeksiyonlarına göre, G20 ekonomilerinde manşet enflasyonun 2025’te %3,8’e ve 2026’da %3,2’ye gerilemesi beklenmektedir.
Ancak endişe verici olan, çekirdek enflasyonun birçok ülkede 2026 yılında dahi merkez bankası hedeflerinin üzerinde kalacağının öngörülmesidir. Özellikle ABD dahil olmak üzere gelişmiş G20 ekonomilerinin yarısından fazlasında çekirdek enflasyonun projeksiyon dönemi sonunda hala hedeflerin üzerinde olacağı tahmin edilmektedir. Bu durum, artan ticaret maliyetlerinin nihai mal fiyatlarına yansımasıyla daha da karmaşık bir hal alabilir ve para politikasının beklenenden daha uzun süre kısıtlayıcı kalmasını gerektirebilir. Türkiye için enflasyon tahminleri ise 2024’teki %58,5’lik yüksek seviyeden, 2025’te %31,4’e ve 2026’da %17,3’e önemli bir düşüş öngörmektedir.
3. Ticaret Politikalarındaki Değişimler ve Küresel Ekonomiye Etkileri
Raporun en kritik vurgularından biri, son dönemde uygulamaya konulan ve küresel büyümeyi sekteye uğratıp enflasyonu artırma potansiyeli taşıyan ticaret politikalarındaki önemli değişikliklerdir. Özellikle ABD’nin Çin, Kanada ve Meksika gibi ticaret ortaklarına yönelik gümrük vergilerini artırması ve bu ülkelerin misilleme adımları, küresel ticaret ortamını derinden etkilemektedir.
3.1. Tarife Artışlarının Doğrudan ve Dolaylı Sonuçları
Yükseltilen gümrük vergileri, uygulayan hükümetler için gelir yaratsa da küresel aktivite, gelirler ve düzenli vergi gelirleri üzerinde bir yük oluşturmaktadır. Bu politikalar, ithal nihai malların tüketici fiyatlarını ve işletmeler için ara malı maliyetlerini artırmaktadır. Özellikle Kuzey Amerika gibi entegre piyasalarda, girdilerin sınırı birkaç kez geçtiği ve her aşamada vergiye tabi tutulduğu durumlarda maliyet artışlarının etkisi katlanarak büyümektedir.
3.2. Alternatif Senaryolar ve Riskler
OECD, baz senaryosuna ek olarak farklı tarife senaryolarını da incelemiştir:
- Daha Hafif Tarife Senaryosu: ABD’nin, USMCA (ABD-Meksika-Kanada Anlaşması) uyumlu ürünler için uyguladığı tarife muafiyetlerini uzatması durumunda, Kanada ve Meksika ekonomilerinin daha güçlü bir büyüme sergilemesi, enflasyonun ise daha düşük olması beklenmektedir.
- Daha Fazla Ticari Ayrışma Riski: En büyük risklerden biri, küresel ekonominin daha fazla parçalanmasıdır. OECD’nin simülasyonuna göre, ABD’nin tüm ülkelere yönelik emtia dışı ithalata %10 ek tarife getirmesi ve diğer ülkelerin de aynı şekilde karşılık vermesi durumunda, küresel üretim üçüncü yılda yaklaşık %0,3 oranında düşebilir ve küresel enflasyon yıllık ortalama 0,4 puan artabilir. Bu senaryoda dünya ticaret hacmi yaklaşık %2 oranında azalacaktır.
4. Politika Gereksinimleri: Belirsizlikte İzlenmesi Gereken Yol Haritası
OECD raporu, mevcut belirsizlik ortamında politika yapıcılar için üç temel alanda net bir yol haritası sunmaktadır: para politikası, maliye politikası ve yapısal reformlar.
4.1. Para Politikası: Tetikte Olma Gerekliliği
Artan belirsizlik ve yüksek ticaret maliyetlerinin ücret ve fiyat baskılarını artırma potansiyeli göz önüne alındığında, merkez bankalarının tetikte olması gerekmektedir. Enflasyon beklentileri sağlam bir şekilde çıpalanmış kalırsa ve ticaret gerilimleri daha da artmazsa, enflasyonun ılımlı seyrettiği ekonomilerde politika faizi indirimleri devam edebilir. Ancak ABD gibi çekirdek enflasyonun hedefin üzerinde kalmasının beklendiği ülkelerde faizlerin 2026’ya kadar değişmemesi öngörülmektedir.
4.2. Maliye Politikası: Borç Sürdürülebilirliği ve Disiplin
Hükümet borçlarının zaten yüksek seviyelerde olduğu bir dönemde, mali disiplin kritik önem taşımaktadır. Yaşlanan nüfus, iklim değişikliği ile mücadele ve savunma harcamalarındaki artış gibi mevcut ve gelecekteki harcama baskılarını karşılayabilmek ve gelecekteki şoklara müdahale edebilmek için mali alan yaratılması zorunludur. Bu bağlamda, harcamaları kontrol altına almak, gelirleri artırmak ve tüm bunları güvenilir orta vadeli mali planlar çerçevesinde yapmak, borç yükünün istikrara kavuşturulması için anahtar niteliğindedir.
4.3. Uluslararası İşbirliği ve Yapısal Reformlar
Rapor, hükümetlerin sorunlarını küresel ticaret sistemi içinde birlikte çözme yolları bulması gerektiğini vurgulamaktadır. Ticari parçalanmadan kaçınma çabaları, tedarik zincirlerinin direncini artıracak reformlarla birleştirilmelidir. Ayrıca, iddialı yapısal reformlar iç piyasaları sağlıklı tutmak için hayati öneme sahiptir. Bu reformlar şunları içerebilir:
- Rekabeti teşvik eden düzenleyici reformlar: Firmaların pazara girişindeki aşırı düzenleyici yüklerin kaldırılması.
- Yapay zekâ (AI) teknolojilerinin yayılımının teşvik edilmesi: Yüksek hızlı dijital altyapının sağlanması, açık ve rekabetçi piyasaların korunması ve işçilerin becerilerini geliştirmeleri için fırsatlar sunulması.
- Yetişkin becerilerinin geliştirilmesi: OECD araştırmalarına göre, yetişkin beceri sonuçlarındaki açığın kapatılması verimlilik seviyesini önemli ölçüde artırma potansiyeline sahiptir.
SONUÇ: İşbirliği ve Reform Yoluyla Direnç İnşa Etmek
OECD’nin Mart 2025 Ekonomik Görünüm Ara Raporu, küresel ekonominin bir yol ayrımında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. 2024’ün göreceli istikrarının ardından, artan ticari korumacılık, jeopolitik belirsizlikler ve inatçı enflasyonist baskılar, 2025 ve 2026 yılları için daha yavaş bir büyüme ve karmaşık bir politika ortamı öngörmektedir. Raporun temel mesajı, uluslararası işbirliğinin bu zorlu dönemde her zamankinden daha kritik olduğudur. Ülkelerin tek taraflı ve misillemeye dayalı ticaret politikaları izlemesi, küresel refah için ciddi bir tehdit oluşturmakta ve tüm ekonomiler için daha düşük büyüme ve daha yüksek enflasyon anlamına gelmektedir.
Bu bağlamda, politika yapıcıların çok yönlü bir strateji benimsemesi gerekmektedir. Bir yandan, para politikası enflasyonist beklentilerin yeniden alevlenmesini önlemek için dikkatli ve veri odaklı bir yaklaşım sergilemelidir. Diğer yandan, maliye politikası, artan borç yükleri ve gelecekteki harcama taahhütleri karşısında sürdürülebilirliği sağlamak adına disiplinli bir duruş sergilemelidir. Ancak uzun vadeli refahın anahtarı, bu makroekonomik politikaların yanı sıra, üretkenliği artıracak ve ekonomileri daha rekabetçi hale getirecek iddialı yapısal reformların hayata geçirilmesinde yatmaktadır.
Rekabeti artıran düzenlemeler, dijitalleşme ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerin benimsenmesini kolaylaştıran politikalar ve insan sermayesine yapılan yatırımlar, küresel ekonominin mevcut belirsizlik denizinden daha güçlü ve dirençli bir şekilde çıkmasını sağlayacak temel çıpalardır. Sonuç olarak, “Belirsizlik İçinde Yön Bulmak”, yalnızca anlık şoklara tepki vermeyi değil, aynı zamanda gelecekteki büyümeyi güvence altına alacak proaktif ve işbirlikçi politikaları benimsemeyi gerektirmektedir.
Kaynakça
OECD (2025), OECD Economic Outlook, Interim Report March 2025: Steering through Uncertainty, OECD Publishing, Paris, https://doi.org/10.1787/89af4857-en.