Türkiye’de siyasi manzara, son yıllarda yaşanan hızlı ekonomik değişimler, köklü sosyal yarılma hatları ve derinleşen politik kutuplaşma ile şekillenmektedir. Seçmen davranışları, yalnızca ekonomik koşullara verilen rasyonel tepkilerle değil, aynı zamanda kültürel kimlikler, dindarlık ve milliyetçilik gibi yapısal faktörlerle de güçlü bir etkileşim içindedir.
Ekonomik Dinamikler ve Seçmen Eğilimleri (2018-2023 Dönemi)
Türkiye, 2018-2023 yılları arasında yüksek enflasyon ve önemli bir ekonomik durgunluk deneyimlemiştir. Kaynaklar, düzensiz göçmen nüfusu da hesaba katıldığında bu durgunluğun kişi başı gelir üzerindeki etkisinin tahmin edilenden daha olumsuz olabileceğini belirtmektedir. Bununla birlikte, 2020 sonlarından itibaren iki yıllık süreçte yüksek ekonomik büyüme ve istihdam artışı kaydedildiği de ifade edilmektedir.
İktidarın ekonomik krizle mücadele stratejisi, Türk Lirası’nın (TL) alım gücünün düşmesine izin verirken, ihracat odaklı büyümeyle cari açığı eritme çabasına dayanmıştır. Bu durum, yurtiçi tüketimin daralmasına ve inşaat ile hizmet sektörlerinin küçülmesine yol açarken, AKP döneminin çoğunda 1999 seviyesinin gerisinde seyreden imalat sanayinin GSYH içindeki payının yeniden yükselmesine neden olmuştur. Merkez Bankası, enflasyonu ve döviz kurunu kontrol altına almak için faiz artırımına gidilmesi gerektiğini savunan finans uzmanlarına karşı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın düşük faizin enflasyonist olmadığı teorisini savunması nedeniyle 2018-2021 döneminde önemli miktarda döviz rezervi eritmiştir.
Resmi verilerin doğruluğuna ilişkin metodolojik tartışmalar da bu döneme damgasını vurmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından enflasyonun hatalı veya eksik ölçüldüğü yönündeki eleştiriler, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) büyüme oranlarının da deflatör ölçüm hataları nedeniyle gerçekte daha düşük olabileceği iddialarını beraberinde getirmiştir.
Seçmen davranışında ekonomik koşulların etkisi, “ekonomik oy” kavramıyla açıklanır. Bu kavram, seçmenin ulusal ekonomik performansa göre iktidardaki lideri veya partiyi seçimlerde ödüllendirmesi veya cezalandırması beklentisini ifade eder. Eğer ekonomi kötü gidiyorsa, iktidardakilerin yeniden seçimi kazanmasının zorlaşacağı varsayılır. KONDA araştırma şirketinin 2018 ve 2023 anket verileri, ekonomik gidişata dair algıların olumsuz yönde değiştiğini göstermektedir. Şubat 2018’den Şubat 2023’e, sokakta algılanan yıllık enflasyon %50’den %236’ya yükselmiştir.
Bu olumsuz algılara rağmen, seçmenlerin oy davranışları her zaman değişmeyebilir. Eğer seçmenler olumsuzluğun sorumluluğunu iktidara yüklemiyor veya daha iyi alternatifler görmüyorsa, mevcut lideri tercih edebilirler. Ancak, 2023 Şubat itibarıyla, özellikle en alt gelir grubundaki seçmen profilinde, iktidar değişikliğinin ekonomiyi daha da olumsuz etkileyeceğine olan inancın azaldığı tespit edilmiştir. Çoklu regresyon analizleri, ekonomiden duyulan memnuniyet seviyesinin seçmenlerin oy tercihi için önemli bir bağımsız değişken olduğunu ve ekonomik oy mekanizmasının 2018-2023 döneminde güçlendiğini ortaya koymuştur. Bu süreçte, iktidar partisinin alt ve orta gelir gruplarından aldığı oy düşerken, yüksek gelir sahiplerinin oranı seçmenleri arasında artmıştır.
Türkiye’de Toplumsal Yarılma Hatları ve Kimlik Siyaseti
Türkiye’de seçmen davranışlarını anlamak için ekonomik faktörlerin yanı sıra köklü toplumsal yarılma hatları da büyük önem taşımaktadır. Dünya Değerler Araştırması 2018 verileri, Türkiye’deki siyasal alanı şekillendiren iki ana yarılma hattını ortaya koymaktadır: sekülerlik karşısında dindarlık ve Türk milliyetçiliği karşısında (başta Kürtler olmak üzere) etnik ve diğer grupların talepleri.
Türkiye siyasetinde sıkça referans verilen “merkez-çevre” kuramı (Mardin, 1973), sekülerleşmiş askeri ve sivil bürokrasi ile onlara eklemlenmiş entelektüellerin oluşturduğu merkez ile çevredeki dindar halk kitleleri arasındaki siyasal ayrışmaya işaret eder. Bu çerçevede, mütedeyyin kimlikteki bireylerin AKP gibi partileri tercih ettiği, seküler kesimlerin ise muhalefet partilerinde yer aldığı düşünülür. Bu kimliksel yarılmanın derinliği, ekonomik performansa dayalı oy değişimlerini zayıf bırakabilmektedir. Nitekim, kültürel kimlikler üzerinden hizalanan partizan kimliklerin, özellikle son yirmi yılda oldukça katılık kazandığı ve iktidar bloku ile muhalefet arası oy geçişlerini zorlaştırdığı bilinmektedir.
Çoklu regresyon analizleri, dindarlığın oy tercihini güçlü bir şekilde etkilediğini göstermektedir. Düşük eğitimli ve daha dindar bireylerin ortalama gelir seviyelerinin de daha düşük olması nedeniyle, alt-orta gelir sahibi bireylerin Cumhur İttifakı seçmenleri arasında yoğunlaştığı gözlemlenmiştir. Ancak, eğitim ve dindarlık gibi faktörler sabit tutulduğunda, gelir seviyesinin oy tercihi ile bağımsız ilintisinin belirsizleştiği belirtilmektedir. Bu durum, Türkiye’de “sınıfsal oy” olgusundan ziyade, eğitim ve dindarlıkla örtüşen bir sosyal yarılma hattının daha belirleyici olduğunu göstermektedir.
Eğitim seviyesi, her analizde bir fark yaratmaya devam etmektedir. Lise altı eğitimli olanlara kıyasla, daha eğitimli olanların iktidardaki partilere/lidere oy verme olasılığı daha düşüktür; bu fark, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri için 2018’den 2023’e belirginleşmiş ve artmıştır. İlginç bir bulgu olarak, Sünnilik ile Erdoğan’a oy verme arasındaki güçlü ilintinin 2018’den 2023’e zayıfladığı tespit edilmiştir, hatta 2023’te Erdoğan’ın karşısında Alevi kimliği bilinen bir aday olmasına rağmen.
Genel olarak, ekonomik kaynaklı şikayetler meclis seçimlerinde iktidar bloğuna oy kaybettirmiş olsa da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde benzer şikayetlere sahip bazı seçmenlerin Erdoğan’ı tercih ettiği görülmektedir. Bu, ekonomik oy mekanizmasının geçerli olduğunu ancak kurumsal değişkenler ve aday profili nedeniyle etkisinin sınırlı kalabileceğini düşündürmektedir.
Politik Kutuplaşma ve Belirleyicileri
Politik kutuplaşma, bir toplumdaki bireylerin nüfusun belirli özelliklerine göre kümeler halinde gruplanması olarak tanımlanır. Kutuplaşma, en az iki grubun varlığını ve gruplar arasında yüksek düzeyde bir heterojenlik bulunmasını gerektirir. Ampirik araştırmalar, çeşitli kutuplaşma şekillerinin devletlerin kendi içinde ve birbirleri arasında şiddetli çatışma riskini artırdığını göstermektedir.
Gelir eşitsizliği, politik kutuplaşma üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve pozitif bir etkiye sahiptir; yani gelir eşitsizliği arttıkça politik kutuplaşma da artmaktadır. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH), kamu tüketim harcaması, dini çeşitlilik ve demokrasi düzeyi de politik kutuplaşma üzerinde güçlü etkilere sahip belirleyicilerdir.
Türkiye’de politik kutuplaşma, 2002’den bu yana genel olarak artış eğilimindedir, özellikle 2011’den sonra bu artış daha belirgin hale gelmiştir. 2013 Gezi Parkı olayları ve 15 Temmuz darbe girişimi gibi önemli dönüm noktaları, toplumdaki siyasi ve sosyal gerginlikleri artırarak kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Yerel seçimlerde kutuplaşma endeksi genel seçimlere göre daha yüksek seyretmektedir.
Coğrafi kutuplaşma, Türkiye’nin siyasi iklimini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu durum sadece siyasi görüşlere göre değil, aynı zamanda coğrafi olarak da farklılık göstermektedir. Kentleşmenin yüksek olduğu ilçelerde kutuplaşma daha yaygınken, kırsal kesimlerde daha düşük kalmaktadır. Büyükşehirlerde mahalle bazlı analizler, merkez mahallelerde kutuplaşmanın arttığını, çeper mahallelerde ise azaldığını göstermektedir.
Muhafazakâr sağ desteğin kaleleri olarak bilinen Erzurum, Kahramanmaraş, Konya, Sakarya, Kayseri ve Malatya gibi şehir merkezlerinde kutuplaşmada gözle görülür bir azalma ve oy çeşitliliğinde artış yaşanmıştır. Buna karşılık, Aydın, Denizli, Eskişehir, Tekirdağ, Muğla ve Mersin gibi muhalif şehirlerde kutuplaşma artışı tespit edilmiştir.
Yoksulluk ve Siyasal Davranış
Yoksulluk, insanların hayatlarını sürdürmek için yeterli kaynaklara (gıda, barınma, sağlık, eğitim gibi temel ihtiyaçlar) sahip olmama durumu olarak tanımlanır. Mutlak, göreli, öznel ve insani yoksulluk gibi farklı yaklaşımlar mevcuttur. Türkiye’de, 12 milyon 751 bin kişinin gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırı altında yaşamını sürdürmeye çalıştığı belirtilmektedir.
Yoksulluk kültürü (Oscar Lewis’in kavramı), işçi sınıfı ve köylülerden farklı, kendine özgü bir alt kültür olarak tanımlanır ve yoksulların marjinal koşullara hem uyum hem de tepkisidir. Türkiye’deki yoksul kesimlerde yoksulluk kültürünün belirgin özelliklerinden bazıları şunlardır: sosyo-ekonomik zayıflık, yüksek aile üye sayısı, düşük eğitim seviyesi, işsizlik ve kadercilik.
Ancak, Türkiye’deki yoksul kesimde, Oscar Lewis’in bazı iddialarının aksine, dışlanma ve çevreye karşı duyarsızlık özelliklerine rastlanmamıştır. Aksine, Türk kültüründeki manevi değerler ve yardımlaşma geleneği (örneğin iftar çadırları) sayesinde yoksullara yönelik toplumsal dışlanmanın olmadığı belirtilmiştir. Yoksulların siyasi ve medeni hakları konusunda duyarlı oldukları ve siyasi olaylara karşı ilgisiz kalmadıkları da tespit edilmiştir.
Yoksulluk kültürü, siyasal davranış ve katılma üzerinde önemli bir çevresel faktördür. Yoksullar, siyaset kurumunu ve siyasal partileri genellikle geçici rahatlama mekanizmaları olarak algılayabilirler. Siyasal katılma biçimlerinde, yoksulların ağırlıklı olarak “izleyici faaliyetler” (örneğin oy kullanma) gösterdiği, “geçiş faaliyetlerinin” (siyasi toplantılara katılma, liderlerle temas) daha az, “gladyatör faaliyetlerin” (siyasi makam için aday olma) ise neredeyse hiç görülmediği belirtilmiştir. Anket sonuçları, yoksul kesimin büyük çoğunluğunun maddi durumunu değiştiremeyeceğine inanarak bir tür çaresizlik ve kadercilik sergilediğini göstermiştir.
Araştırmalar, yoksulların siyaset algısında kitle iletişim araçları ve ailenin önemli aracı kurumlar olduğunu ortaya koymuştur. Medya, siyasal bilgi ve tutumların aktarımında büyük bir rol oynarken, aile de çocukluk döneminde siyasal toplumsallaşmayı etkileyen temel bir faktördür. Yoksulluk kültürünün bir sonucu olarak, yoksulların “tebaa kültürü”ne sahip olduğu, yani siyasal yöneticileri eğitimli, bilgili ve kültürlü kişiler olarak gördükleri ve icraatlarını sorgulamadıkları da belirtilmiştir. Devletin sosyal yardımlarının (gıda, yakacak vb.) siyasal katılımları üzerinde etkili olduğu da önemli bir bulgudur.
Gençlikte Kutuplaşma ve Siyasi Görüşler
Gençler arasındaki kutuplaşma eğilimleri, Türkiye’nin siyasi geleceği açısından önemli bulgular içermektedir. Araştırmalar, gençlerin ideolojik eğilimlerinin genel nüfusa kıyasla merkeze daha yakın olduğunu göstermektedir. Gençler arasında siyasi görüşlerdeki çeşitliliği en iyi açıklayan değişkenin dindarlık seviyesi olduğu tespit edilmiştir. Daha dindar genç katılımcılar kendilerini sağda konumlandırırken, dindar olmayan veya inançsız gençler daha solda konumlanma eğilimindedir.
Ekonomik konularda, gençlerin görüşlerinde belirgin bir fikir birliği veya aşırı kutuplaşma gözlenmemiştir. Gelir eşitliği ve özelleştirme gibi konularda çeşitli görüşler bulunsa da eşitlikçi politikalar hâlâ önemli destek görmektedir. Hatta sağ görüşlü genç katılımcılar arasında hükümet yanlısı kişilerin daha yoğun olması nedeniyle, normalde sağ görüşlülerden beklenmeyecek şekilde özelleştirme karşıtı eğilimler de gözlenmiştir.
Sosyal konularda ise gençlerin görüşlerinde daha belirgin ayrışmalar mevcuttur. Evlilik dışı cinsel ilişki ve LGBTİ hakları gibi sosyal muhafazakarlık temaları, siyasi fikir ayrılıklarının temelini oluşturmaktadır. Ancak, mültecilerin kabulü ve çocuk bakımında cinsiyetçi iş bölümü gibi konularda gençler arasında büyük ölçüde fikir birliği bulunduğu dikkat çekmektedir. Uluslararası literatürün aksine, Türkiye’deki sağ görüşlü gençlerin mültecilere karşı daha yanlı olduğu belirtilmiştir; bu durum, mültecilerin çoğunluğuyla aynı dini kimliğe sahip olmaları ve mevcut iktidarın politikalarını desteklemeleriyle açıklanabilir.
Cinsiyet bazında farklılıklar da mevcuttur: kadınlar, özellikle çocuk bakımı ve kürtaj gibi konularda genellikle daha özgürlükçü görüşler taşırken, erkekler daha muhafazakâr eğilimler sergilemektedir. Etnik köken de gençlerin siyasi ve sosyal görüşlerini şekillendiren bir faktördür; Kürt gençlerin anadilde eğitim hakkı konusunda Türklere kıyasla daha destekleyici tutumlar sergilediği görülmüştür.
Sonuç
Türkiye’deki seçmen davranışı ve politik kutuplaşma, ekonomik koşullar, kültürel ve kimliksel yarılma hatlarının karmaşık bir etkileşimi sonucu ortaya çıkmaktadır. 2018-2023 döneminde yaşanan ekonomik zorluklar, seçmenlerin ekonomik memnuniyet algılarını olumsuz etkilemiş ve ekonomik oy mekanizmasını güçlendirmiştir. Özellikle alt ve orta gelir gruplarının iktidara yönelik siyasi algılarında olumsuz bir değişim yaşanmıştır; iktidar partisinin bu gruplardan aldığı oy düşerken, yüksek gelir sahiplerinin oranı artmıştır.
Ancak, derinlemesine yerleşmiş dindarlık, eğitim ve etnisite gibi kimlik ve değer temelli sosyal yarılma hatları, oy davranışıyla kuvvetli bir ilintisini korumaktadır. Bu faktörler, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri için iktidar değişimi olasılığını azaltmaktadır. Nitekim, KONDA anketleri ile Mayıs 2023 seçim sonuçları karşılaştırıldığında, ekonomik şikayetlerin meclis seçimlerinde iktidar bloğuna oy kaybettirdiği, ancak cumhurbaşkanlığı seçiminde bazı seçmenlerin ekonomik şikayetlere rağmen Erdoğan’ı tercih ettiği gözlemlenmiştir. Bu durum, ekonomik oy mekanizmasının geçerli olduğunu, ancak kurumsal değişkenler ve aday profili nedeniyle etkisinin sınırlı kaldığını düşündürmektedir.
Türkiye’deki politik kutuplaşma, coğrafi olarak da belirginleşmiştir ve büyük şehirlerde merkez mahallelerde artarken, çeper mahallelerde azalma eğilimi göstermektedir. Gençler arasında ise ekonomik konulardaki görüşler nispeten daha dengeli olsa da dindar-seküler ayrımı siyasi görüşleri açıklayan en güçlü faktör olmayı sürdürmektedir. Yoksulluk kültürü, düşük eğitim seviyesi, kalabalık aileler ve işsizlik gibi sosyo-ekonomik özelliklerle belirginleşmekle birlikte, Türk kültüründeki yardımlaşma geleneği sayesinde dışlanma ve çevreye karşı duyarsızlık gibi özellikler bu kesimde görülmemektedir. Yoksulların siyasal sisteme yönelik algıları, pasif katılma eğilimleri ve siyasi liderlere duydukları tebaa kültürü etkisi, siyasal davranışlarını şekillendiren önemli unsurlardır.
Sonuç olarak, Türkiye’de siyasi rekabetin ve seçmen davranışının çok katmanlı bir yapısı olduğu görülmektedir. Ekonomik rasyonaliteler, köklü kimlikler ve toplumsal dinamikler arasındaki bu karmaşık etkileşim, ülkenin siyasi geleceğini anlamak için bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir.
Yağcı, A. H. (2023). “2018-23 Döneminde Türkiye’de Ekonomik Değişim ve Seçmen Eğilimleri”. Mülkiye Dergisi, 47(4), 1225-1257.
Akdede, Sacit Hadi & Keyifli, Nazlı. “Politik Kutuplaşma ve Gelirin Kişisel Dağılımı”. DergiPark.
Halktv. “AKP’nin seçmen tabanı ekonomik krizi önemsemiyor mu? | Kimlik ve ideoloji siyaseti…” YouTube videosu.
OKUROĞLU, Hümeyye. (2011). Türkiye’de Yoksulluk ve Siyasal Davranış: Serdivan Merkezli Bir Çalışma. Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Özdemir, Yrd. Doç. Dr. Eylem. Siyaset Sosyolojisi.
Research İstanbul. “Türkiye’de Kutuplaşmanın Coğrafi Evrimi ve Gençlikte Kutuplaşma”. Research İstanbul.
Kaynak belirtilmemiş. “SEÇMEN DAVRANıŞlaRı ilE EKONOMiK PERFORMANS ARASıNDAKi ILIşKilERiN TEORiKTEMEllERi VETDRKiYE UZERiNE GENELBiR DEGERlENDiRME”. AJindex. (Yazar veya tam yayın bilgisi mevcut değildir, makale başlığı ve platform bilgisi kullanılmıştır).
İlgili okuma:
- Türkiye Ekonomisinin Temel Sorunları ve Çözüm Önerileri
- Milli Kimlik, Uzlaşma ve Toplumsal Gelişme: Prof. Dr. Murat Çizakça’dan Gençlere Nasihatler
- Türkiye Solunun Kurucu Trajedisi: Mustafa Suphi ve Onbeşler
Görsel: Turkey 2018 elections, ballot box — Hedda Gabler, CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons.