Giriş
İslami ekonomik sistem de ve dolayısıyla İslami bankacılıkta en belirgin özellik faizin yasaklanmasıdır. Faiz, tefecilik (usury) ve Riba terimleri eşanlamlı gibi görünse de teknik olarak farklı anlamlara gelir. Tefecilik, yüksek oranlarla verilen ve borçlunun sömürülmesine yol açan tüketim kredilerini ifade eder. Faiz ise finans ve ekonomi teorisinde parayı kullanmanın maliyetidir. Faiz, tüm tek tanrılı dinlerde yasaklanmıştır. İslami ekonomik ilkeler, özellikle bankacılık olmak üzere finans sektöründe belirgin bir şekilde uygulanmaktadır. İslami finans, son yirmi yılda hem Müslüman ülkelerde hem de dünya genelinde büyük çaplı bir büyüme göstermiştir.
Bu büyüme, finansal sistemlerdeki geniş makroekonomik ve yapısal reformlar, sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, özelleştirme, finansal piyasaların küresel entegrasyonu ve yenilikçi İslami ürünlerin tanıtılması gibi faktörlerden etkilenmektedir. İslami finans şu anda yeni sofistike seviyelere ulaşmaktadır. Ancak, kendine özgü araçları ve piyasaları ile tam bir İslami finansal sistem hala evriminin erken aşamalarındadır. İslami araçlar, finansal piyasalar ve düzenlemelerle ilgili birçok sorun ve zorluğun ele alınması ve çözülmesi gerekmektedir.
Bu blog yazısı, sağlanan kaynaklara dayanarak, İslami finans ve bankacılığın temel özelliklerini, kullanılan başlıca finansman sözleşmelerini, tarihsel gelişimini, mevcut uygulamalarını, karşılaştığı zorlukları ve geleceğe yönelik beklentilerini akademik bir yaklaşımla ele alacaktır. İslami finans, yalnızca dini inançlara uygun bir finansal sistem sunmakla kalmayıp, aynı zamanda adalet, etkinlik ve istikrar gibi ekonomik rasyonellerle de desteklenen bir alternatif olarak incelenecektir.
İslami Finansın Temel İlkeleri: Riba’nın Yasaklanması ve Kar-Zarar Ortaklığı
İslami finansın temel taşı, Riba’nın veya faizin yasaklanmasıdır. Riba, teknik olarak “bir kredi üzerinden anaparanın üzerinde elde edilen her türlü fazla menfaat” anlamına gelir. Bu tanım, tüketim veya ticari kredilerde alınan faiz ve tefeciliği kapsar. Günümüzdeki rekabetçi finans sektöründe belirlenen piyasa faiz oranlarının 14 yüzyıl önce yasaklanan faiz kapsamına girip girmediği konusunda tartışmalar olsa da bu konu artık faizin her türlü biçiminin ve tezahürünün izin verilmemesi gerektiği yönünde karara bağlanmıştır.
Faizin yasaklanmasının arkasında hem dini otorite hem de ekonomik rasyoneller bulunmaktadır. Faizin sadece tüketimden vazgeçmenin bir ödülü olarak görülmesi yerine, sermayenin yeniden yatırım yapılması ve büyümesiyle sonuçlanması halinde haklı çıkarılabileceği ileri sürülmüştür. Ayrıca, faiz, sermayenin üretkenliğinden bağımsız olarak para üzerinden ödendiği için haklı gösterilemez. Ticari kredilerde bile, borçlu zarar etse bile anapara ve bileşik faizi geri ödemek zorunda kalabilir. Tam tersine, borçlu büyük kârlar elde edebilir, ancak borç veren sadece kararlaştırılan faiz oranını alır ve bu oran gerçek kârın küçük bir kısmı olabilir. Bu durum, toplumun kaynaklarının verimsiz tahsisine yol açar ve gelirin ve servetin dağılımındaki eşitsizliği artırır.
İslami finans, faizin yasaklanmasına ek olarak başka temel ilkelere dayanır. Bunlar arasında risk paylaşımı, bireylerin hak ve görevleri, mülkiyet hakları ve sözleşmelerin kutsallığı bulunur. İslami finans, yalnızca bankacılıkla sınırlı değildir; finansal araçları, finansal piyasaları ve her türlü finansal aracılığı kapsar. İslami finans, kar maksimizasyonu yerine Kutsal Kur’an’ın öğretilerini yerine getirmeyi amaçlar. Sömürücü veya haksız sözleşmeler (Gharar – aşırı risk veya spekülasyon içerenler) İslami hukukta uygulanamaz kabul edilir. Ancak, ahlaki olarak kabul edilebilir yatırımlardan elde edilen adil ve meşru kârlar ve ekonomik-sosyal “katma değer” elde edilmesi kınanmaz.
İslami finansın ikinci temel prensibi kar-zarar ortaklığıdır (Profit-Loss-Sharing – PLS). Bu prensip, finansal işlemlerde tüm tarafların projenin riskini ve sonucunda ortaya çıkan kârı veya zararı paylaşmasını gerektirir. Geleneksel bankacılıkta borç veren (banka), projenin başarısızlığı durumunda bile anaparasını ve kararlaştırılan faizi geri alma hakkına sahiptir. Oysa PLS sisteminde, borç veren (fon sağlayıcı) ve borçlu (girişimci), projenin sonucuna göre kârı veya zararı paylaşır. Bu, riski sadece girişimciye yüklemek yerine, her iki taraf arasında daha adil bir dağılım sağlar. PLS sistemi, finansmanı en üretken iş girişimlerine yönlendirerek sermaye tahsisinin verimliliğini artırabilir. Ayrıca, borçlu ve borç verenin iş girişiminin başarısını sağlamak için daha yakın işbirliği yapmasına neden olur, bu da toplum için daha üretkendir.
İslami Bankacılığın Büyümesi ve Mevcut Durumu
İslami bankacılık, son yirmi yılda hem Müslüman hem de Müslüman olmayan ülkelerde hızla genişleyen, geleneksel faiz bazlı bankacılığa karşı gelişmekte olan bir alternatif olarak kendini kanıtlamıştır. İslami finans kurumlarının yönetimi altındaki fonların yıllık %15 ila %20 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. Dünya genelinde 60’tan fazla ülkede 250’den fazla İslami finans kurumu faaliyet göstermektedir. İran, Pakistan ve Sudan gibi üç ülkede, tüm bankacılık sistemi İslami bankacılığa dönüştürülmüştür.
Diğer ülkelerde ise geleneksel bankalarla birlikte İslami bankalar faaliyet göstermektedir. İslami bankacılık, Müslüman ülkelerdeki kredi piyasasının en hızlı büyüyen segmentidir. Pazar payları 1970’lerin sonlarındaki %2’den 1990’ların ortalarında %15’e yükselmiştir. Geleneksel ticari bankalar da İslami finans sözleşmeleri sunmaya başlamıştır. Citibank, Bank of America, HSBC gibi küresel finans kuruluşları da bu pazardaki potansiyeli görmüş ve İslami bankacılık iştirakleri kurmuş veya bu alanda önemli işlemler yürütmeye başlamıştır.
İslami bankacılığın tam büyüklüğünü hesaplamak zordur. Pakistan gibi ülkeler tüm finansal kurumlarını İslami olarak tanımlasa da bazı işlemlerin hala geleneksel bankacılık gibi işlediği söylenmektedir. Suudi Arabistan ise geleneksel ve İslami bankacılık arasındaki ayrımı resmi olarak kabul etmemektedir. Birçok İslami banka, kendi ülkelerindeki en büyük bankalar arasında yer almaktadır. İslami bankalar, ticari zeminde rekabet etmek için daha uygun maliyetli finansal paketler sunmaya başlamıştır.
İslami bankacılığın büyümesindeki ana faktörlerden biri, İslam dininin küresel çapta yayılmasıdır. Müslümanlar, prensiplerine uyan finansal araçları giderek daha fazla aramaktadır. Bazı gayrimüslimler de ticari olarak sağlam olduğu için İslami bankacılığa katılmaktadır.
İslami ve Geleneksel Bankacılık Çerçevelerinin Karşılaştırılması
İslami ve geleneksel bankacılık çerçeveleri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. İslami bankalar, yatırım mevduatlarının ne anapara değerini ne de getirisini garanti eder. Bu bankalar, temel olarak yatırımcıların fonlarını toplayarak onlara profesyonel yatırım yönetimi sunar. Bu durum, İslami bankaların işleyişi ile Batı’daki yatırım şirketleri arasında ilginç bir benzerlik ortaya koymaktadır. Ancak, temel fark, yatırım şirketlerinin sermayelerini halka satması, İslami bankaların ise halktan mevduat kabul etmesidir.
Yatırım şirketlerinin hissedarları şirketin özkaynak sermayesinin orantılı bir kısmına sahipken ve oy hakları gibi haklara sahipken, İslami bankalardaki yatırımcılar (katılımcılar) bankanın net kâr veya zararını sözleşmelerinde belirtilen kar-zarar paylaşım oranına göre paylaşma hakkına sahiptir. Yatırım mevduatları vade sonunda çekilebilir ve en iyi durumda nominal değerle çekilebilir. Ayrıca, katılımcıların bankanın özkaynak sermayesinin herhangi bir kısmına sahip olmadıkları için oy hakları yoktur.
İslami bankacılığın paradigm versiyonu ile mevcut uygulamalar arasında bazı sapmalar vardır. Örneğin, uygulamada çoğu zaman tüm mevduatlar (yatırımlar dahil) açık veya örtülü olarak garanti edilmektedir. PLS prensibi hiçbir zaman tam olarak uygulanmamakta, yatırım mevduatları için beklenen getiri oranları garanti edilmekte ve bankaların kârından ayrıştırılmaktadır. Ayrıca, teminat konusunda takdir yetkisi bulunmaktadır; İslami bankalar, PLS modları dahil olmak üzere tesislerini vermeden önce teminatın gerekli olup olmadığına karar vermede belirli bir takdir yetkisi kullanabilirler. Bu uygulamalar sonucunda, olası kârlar için pazarlık yapmayı meşrulaştırmak için gereken belirsizlik unsuru önemli ölçüde azalmış veya ortadan kalkmıştır. PLS finansman modları, risk unsurlarının azaltılmasıyla non-PLS modlarına benzetilmiştir. Bu nedenle, İslami bankacılığın mevcut uygulamada paradigm versiyonu ile geleneksel bankacılık arasında hibrit bir şekilde yürütüldüğü söylenebilir.
Şeriat Uygun Yatırımlar ve İslami Fonlar
İslami finans, Şeriat uyumlu yatırımları da kapsar. Bunlar arasında İslami finansman sözleşmeleri (İcara, Murabaha, Diminishing Musharakah, Salam, İstisna vb.) aracılığıyla yapılan yatırımlar yer alır. İslami yatırımlar, risk arbitrajı, junk bond’lar, spekülatif sigorta gibi konvansiyonel finansal araçlardan kaçınır. İslami bankalar, tüm yatırımlarında varlık dayanağına sahip olmak zorundadır, bu nedenle teorik olarak bile kayıpları gerçek varlığın değeri kadar olabilir.
İslami fonlar da Şeriat temelli yatırım prensiplerini içerir. Bu fonlar, rekabetçi performans sunmayı ve etik iş uygulamalarını teşvik etmeyi hedefler. Şeriat uyumlu bir hisse senedi fonu yapısının ayrılmaz bir bileşeni, nitelikli bir Şeriat denetleme kurulu tarafından denetlenmesidir. Bu kurul, fon yönetim politikası, Şeriat filtreleri, yatırım stratejisi ve izleme konularında tavsiye ve denetim rolü üstlenir.
Şeriat uyumlu yatırımlarda “tarama” (screening) önemlidir. Bu, alkol, tütün, domuz ürünleri, faiz bazlı finansal kurumlar (bankalar, sigorta şirketleri) ve belirli eğlence türleri gibi Şeriat’a göre birincil işi yasak olan şirketlerin hisse senetlerinin yatırım portföylerinden çıkarılması anlamına gelir. Ayrıca, borcun toplam varlıklara oranı, alacakların toplam varlıklara oranı ve faiz gelirinin gelirlere oranı gibi finansal oran filtreleri de kullanılır.
“Saflaştırma” (purification) ise, portföyden faiz (Riba) veya diğer saf olmayan gelir kaynaklarından elde edilen gelir veya kazancın (temettü ve sermaye kazançları dahil) elimine edilmesi işlemidir. Saf olmayan portföy geliri hayır kurumlarına bağışlanır.
Dow Jones İslam Piyasası Endeksleri gibi endeksler, Şeriat hukukuna uygun hisse senetlerini takip ederek İslami yatırımcılara araçlar sunar. Bu endeksler, alkol, domuz ürünleri, geleneksel finansal hizmetler, belirli eğlence türleri, tütün ve silah üretimi gibi Şeriat’a aykırı işleri olan şirketleri hariç tutar. Ayrıca, belirli finansal oran filtrelerini geçen şirketler endekse dahil edilir.
İslami Bankacılığın Karşılaştığı Sorunlar ve Zorluklar
İslami finans piyasaları, tam bir İslami finansal sistemin gerekli diğer bileşenleri olmadığında potansiyelinin çok altında faaliyet göstermektedir. Bir dizi sınırlama ve zorluğun ele alınması gerekmektedir.
- Tek Tip Düzenleyici ve Hukuki Çerçeve Eksikliği: İslami finansal sistemi destekleyen tek tip bir düzenleyici ve hukuki çerçeve henüz geliştirilmemiştir. Mevcut bankacılık düzenlemeleri genellikle Batı bankacılık modeline dayanmaktadır. İslami finans kurumları, İslami prensiplere uygun bir düzenleyici kurumun yokluğu nedeniyle Müslüman olmayan ülkelerde faaliyet göstermekte zorlanmaktadır.
- Risk Analizi ve Yönetimi Araçları: Özellikle Batı piyasalarındaki İslami bankalar için, para birimi ve emtia piyasalarındaki yüksek volatiliteye karşı korunma araçları (hedging) sunan risk analiz ve risk yönetimi araçlarına ihtiyaç vardır. Faiz oranlarının yokluğunda, İslami bir bankadaki risk yöneticisi geleneksel bir bankanın risk yöneticisinden daha büyük bir zorlukla karşılaşır. Ayrıca, İslami bankalar, İslami bankalararası piyasanın geliştirilebileceği benzer kurumların kritik kütlesinden faydalanamama olasılığı nedeniyle, geleneksel bankalardan daha yüksek düzeyde likidite tutmak zorunda kalabilirler, bu da rekabet güçleri üzerinde olumsuz bir etki yaratır.
- Muhasebe Prosedürleri ve Standartları: İslami yasalara uygun sağlam muhasebe prosedürleri ve standartlarına ihtiyaç vardır. Finansal araçların doğası ve muamelesindeki farklılıklar nedeniyle Batı muhasebe prosedürleri yeterli değildir. Bilgi açıklama, yatırımcı güvenini artırma ve izleme için iyi tanımlanmış prosedürler ve standartlar gereklidir. İslam Finans Kurumları İçin Muhasebe ve Denetim Organizasyonu (AAOIFI) tarafından belirlenen standartlara tam olarak uyum henüz gerçekleşmemiştir.
- Şeriat Yorumlarındaki Tek Tip Olmama: İslami ülkelerde uygulanan dini prensiplerde tek tip olmama durumu vardır. Evrensel olarak kabul edilmiş merkezi bir İslami dini otorite bulunmadığından, İslami bankalar kendi dini kurullarını veya Şeriat danışmanlarını oluşturmuş ve yeni araçlar için onay almak zorundadır. Farklı düşünce okullarının İslami prensipleri farklı yorumlaması, aynı finansal araçların bir kurul tarafından reddedilip diğeri tarafından kabul edilebileceği anlamına gelir. Bu durum, aynı aracın tüm ülkelerde kabul görmemesine yol açabilir. Ayrıca, İslami bankacılığın ne olduğu veya neyin İslami bankacılık ürünü olduğu konusunda net bir tanım eksikliği bulunmaktadır. Bu sorunlar, farklı düşünce okullarını temsil eden tek tip bir konsey oluşturularak ele alınabilir.
- Ölçek ve Rekabet Gücü: Birçok İslami finans kurumu son derece küçüktür ve piyasa genişledikçe ve büyük uluslararası bankaları çektikçe önemli oyuncu olarak kalmaları zordur. Küresel anlamda rekabetçi olabilmek için, İslami bankaların birleşme veya işbirliği konusunda karşılıklı anlayışlara ulaşmaları gerekmektedir.
- İkincil Piyasa ve Likidite: İslami ürünler için ikincil piyasa son derece sığ ve likittir ve para piyasaları neredeyse yok denecek kadar azdır. Varlık-yükümlülük yönetimi için araçlar da eksiktir. Bu likidite artırıcı araçların eksikliği, potansiyel yatırımcıların büyük bir kesimini dışlamıştır. Ancak, menkul kıymetleştirme yoluyla daha likit araçlar ortaya çıkmaktadır.
İslami Hisse Senedi Piyasası: Beklentiler ve Zorluklar
Birçok Müslüman ülkenin yerleşik hisse senedi piyasaları bulunmaktadır, ancak bu piyasalar genellikle Batı tarzı uygulamalara ve düzenlemelere sahiptir. Bu piyasaların birçoğu şimdi İslami prensiplere uygun ticareti uygulamaya çalışmaktadır. Malezya, İslami prensiplere göre ticareti kolaylaştırmak için gerekli altyapıyı kurma konusunda büyük ilerleme kaydetmiştir.
İslami bir hisse senedi piyasası tasarlamanın en zor yönlerinden biri “Kumar” (Qimar) konusudur. Bu kavram, piyasadaki belirsizlikten kaynaklanan kısa vadeli kazançlar için hisse senedi alım satımı yani spekülasyonu kapsar. Batı piyasalarında, ılımlı seviyelerde spekülasyon oldukça kabul edilebilirken ve piyasaya likidite sağlayabilirken, İslami açıdan spekülasyonla ilgili bir dizi sorunun çözülmesi gerekmektedir. Arbitraj ve kısa satış gibi uygulamalar da kumar ve aşırı riskle ilişkili olduğu için İslami açıdan kabul edilemez olarak görülür.
Türev ürün ticareti de tartışmalıdır. Opsiyon sözleşmeleri, alıcının yalnızca kendisi için faydalı olduğunda sözleşmeyi kullanacağı, satıcı için ise potansiyel bir zarar olacağı anlamına gelir. Alıcının satıcıya zarar verme olasılığı bile bu tür bir sözleşmeyi İslam’da kabul edilemez hale getirebilir. Ayrıca, zararın mal veya hizmetlerde tanımlanabilir bir işlemle değil, bir türev pozisyonla ilgili olması ek zorluklar yaratır. Türev ürünler, spekülasyon ve korunma (hedging) arasında bir etkileşim içerir ve spekülasyon da İslam’da bir tür tefecilik olarak görüldüğü için sorunludur. Geleneksel Batı tarzı sigorta da İslam’da yasaklanmıştır.
İslami bir ekonomide, geleneksel Batı finansal menkul kıymetleri (adi hisse senetleri, tahviller ve imtiyazlı hisse senetleri) sorun yaratabilir. Adi hisse senetleri kar ve zarar paylaşımı prensibine yakından uydukları için en basitleridir, ancak yine de Şeriat’a uygunlukları detaylı inceleme gerektirir. Tüm adi hisse senetleri İslami bir borsada işlem görmek için uygun olmayabilir.
Tahviller, faiz bazlı oldukları ve temerrüt durumunda borçluya cezalar uygulandığı için kabul edilemez. Cezalar, İslam’da faizin yasaklanmasının ana nedeni olan tefeciliğe yakın olduğu için İslami değildir. İslami borç menkul kıymetlerinin çözümü, geleneksel tahvilleri işleme dayalı sözleşmelere dönüştürmekte yatar. Murabaha veya Bai Muajjal sözleşmeleri, firmanın bir varlık satın alması gibi belirli bir işlemle ilişkilendirilmiş borç araçları oluşturmak için kullanılabilir. Ancak, bu tür işlemler bile faizle benzerlikleri nedeniyle sorgulanmıştır.
İmtiyazlı hisse senetleri, geleneksel borç finansmanına benzeyen sabit gelirli menkul kıymetlerdir ve bu nedenle geleneksel Batı tarzı imtiyazlı hisse senetleri de kabul edilemez. Ancak, imtiyazlı hisse senetlerinin daha fazla özkaynak özelliği taşıyacak şekilde yeniden yapılandırılması, yatırımcının getirisi orijinal yatırım tutarı üzerinden sabit bir getiri olmadığı sürece kabul edilebilir olabilir.
İslami borsada listelenecek şirketler ve kabul edilebilir faaliyet türleri de önemlidir. Yalnızca kabul edilebilir iş alanlarında faaliyet gösteren şirketler borsada listelenebilir. Kumar hizmetleri, domuz ürünleri ve alkol ürünleri gibi faaliyetler “Haram”dır (açıkça yasaktır). Çevresel bozulmaya yol açan faaliyetler gibi “Mekruh” (cesaret kırıcı ancak yasak olmayan) faaliyetlerden de kaçınılması tavsiye edilir.
Sonuç
Son yirmi yılda, İslami finans, Müslüman ülkelerde ve dünya genelinde büyük ölçekli bir büyüme yaşamıştır. Bu büyüme, İslami prensiplere dayalı sosyopolitik ve ekonomik sistemlere duyulan arzu ve daha güçlü bir İslami kimlik gibi çeşitli faktörlerin sonucudur. İslami finans şu anda yeni sofistike seviyelere ulaşmaktadır. Ancak, tanımlanabilir araçları ve piyasaları olan tam bir İslami finansal sistem hala evriminin erken aşamasındadır. İslami araçlar, finansal piyasalar ve düzenleme ile ilgili birçok sorun ve zorluğun ele alınması ve çözülmesi gerekmektedir.
İslami finansal sistemin daha fazla büyümesi ve gelişmesi, büyük ölçüde piyasaya sunulan yeniliklerin niteliğine bağlı olacaktır. Likiditeyi artırmak, ikincil ve bankalararası piyasalar geliştirmek ve varlık-yükümlülük ve risk yönetimi gerçekleştirmek için İslami finansal araçların geliştirilmesine finansal ve insan kaynakları tahsis edilmelidir. Menkul kıymetleştirme doğru yönde atılmış bir adım olsa da daha fazla sofistikasyon gerektirir. İslami finans piyasalarında pazarlanabilirliği, negotiability’yi ve likiditeyi artırmak için finansal varlıkların daha fazla unbundling (ayırma) ve repackaging (yeniden paketleme) yapılmasına ihtiyaç vardır. Mevcut piyasa işlemleri, likidite artırıcı ürünlerin yetersizliği nedeniyle kısıtlıdır. İkincil piyasalar sığdır ve varlık-yükümlülük yönetimi için araçlar mevcut değildir.
İslami finansal sistem, faiz bazlı finansal kanalların dışında kasıtlı olarak tutulan âtıl tasarrufları harekete geçirerek ve sermaye piyasalarının gelişimini kolaylaştırarak İslami ve gayrimüslim ülkelerin ekonomik kalkınmasında hayati bir rol oynayabilir. Ayrıca, bu tür sistemlerin gelişmesi, tasarruf sahipleri ve borçluların iş ihtiyaçlarına, sosyal değerlerine ve dini inançlarına uygun finansal araçları seçmelerini sağlayacaktır. İslami finansın karşılaştığı düzenleyici uyum, risk yönetimi, standartlaşma ve likidite gibi zorlukların aşılması, bu sistemin küresel finans içindeki yerini sağlamlaştırması için kritik öneme sahiptir. Süregelen çabalar ve yeniliklerle İslami finansın gelecekteki potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesi beklenmektedir.