Giriş
Geleneksel ekonomik sistemlerde merkez bankaları, para politikalarının yürütülmesinden, finansal istikrarın sağlanmasından ve fiyat istikrarı gibi makroekonomik hedeflere ulaşılmasından sorumlu kritik kurumlardır. Ancak, İslam ekonomisinin temelini oluşturan faiz yasağı (riba) prensibi, geleneksel merkez bankacılığı yapısını sorgulanır hale getirmekte ve İslami prensiplere uygun bir merkez bankacılığı sisteminin mümkün olup olmadığı sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu blog yazısı, İslami bankacılığın küresel çapta artan önemini ve geleneksel finans sistemine alternatif olma potansiyelini göz önünde bulundurarak, İslam ekonomisi perspektifinden merkez bankacılığının rolünü, karşılaştığı teorik ve pratik sorunları, sunulan çözüm önerilerini ve gelecekteki potansiyelini ele almayı amaçlamaktadır. Faizsiz finans alanındaki akademik çalışmaların sayısı artmakla birlikte, merkez bankacılığı bağlamındaki çalışmaların oldukça sınırlı olduğu belirtilmiştir.
İslami Finansın Temel Felsefesi ve Geleneksel Bankacılıktan Farkları
İslami finans, konvansiyonel finans sisteminin işlevlerini yerine getirmeyi amaçlayan, ancak bunu yaparken İslami prensiplere riayet eden, özellikle kar-zarar ortaklığı ilkesine dayanan bir sistemdir. Temel amaç, kredi mekanizmasından uzaklaşmak ve risk paylaşımını gerçekleştirmektir. Faizli borç sözleşmelerinde riskin çoğunun finanse edilen tarafa yüklenmesi, ekonomik ve sosyal adaletsizliklere yol açtığı için İslam’da doğrudan yasaklanmıştır. Bu nedenle, İslami finansın en belirgin özelliği risk paylaşımıdır.
İslami finans kurumları ile geleneksel bankacılık sistemleri arasında önemli farklar bulunmaktadır. Geleneksel bankacılıkta mevduatların getirisi kesin ve garanti edilirken, İslami finans kurumlarında bu kesin değildir ve garanti edilmez. İslami bankalar, faizli işlemler yerine Murabaha, Mudarebe, Muşaraka, İcare, Selem, Sukuk ve Tekafül gibi İslami finansman yöntemlerini kullanır. Ayrıca, İslami bankaların öz kaynak nedeniyle oluşabilecek bir sermaye riski varken, geleneksel bankalarda bu yoktur.
İslami bankacılık fikri, teorik olarak 1950’lerde ortaya çıkmış olup, ilk İslami bankalar 1960’ta Malezya ve Mısır’da, daha sonra 1974’te Dubai’de kurulmuştur. Son birkaç on yılda, İslami ve hatta İslami olmayan ülkelerde katlanarak büyümüş ve geleneksel bankacılığa rakip olarak kabul edilmiştir. Günümüzde 135 ülkede 505’ten fazla İslami finans kurumu faaliyet göstermektedir ve Malezya, Irak ve Suudi Arabistan gibi ülkelerde İslami bankacılık sektörde hâkim konumdadır. Ancak, pazar payı ve müşteri sayısı açısından geleneksel bankacılığın gerisindedir, bu nedenle pazar lideri olmak için daha fazla çaba gerekmektedir.
İslami Merkez Bankacılığının Karşılaştığı Temel Sorunlar
İslami bankacılığın makro ve mikro düzeyde karşılaştığı sorunlar ve zorluklar politikacılar ve sektör yöneticileri tarafından net bir şekilde belirlenmelidir.
Makro Düzeydeki Sorunlar:
- Likidite ve Sermaye Yeterliliği: İslami bankacılığın önemli eleştirilerinden biri, parayı sadece bir takas aracı olarak görmesidir. Oysa geleneksel bankalar likidite depolamaya önem verir ve yeterli miktarda likidite bulundurur. Teorik olarak, İslami bankaların varlıklarının likiditesinin geleneksel bankalara göre çok daha düşük bir olasılıkla karşılaşması beklenir. Ancak likidite oranındaki dalgalanma, İslami bankaların özel sektöre kredi sağlama yeteneğini önemli ölçüde etkileyebilir. İslami bankaların, sistem içinde iyi işleyen ve Şeriat’ın cevaz verdiği bir piyasaya sahip olmaması, daha yüksek düzeyde nakit bulundurma zorunluluğuna yol açar. Ayrıca, Şeriat destekli sigorta sisteminin olmaması da yüksek likidite gerekliliğini artırır.
- Varlıkların Değerlemesi: İslami bankaların sabit bir getiri oranı olmadığında varlıklarının değerinde kayıplar yaşayabileceği eleştirileri bulunmaktadır.
- Risk Yönetimi: İslami bankalar ahlaki ve ticari risk olmak üzere ikili riskle karşı karşıyadır. Beklenmeyen piyasa davranışlarından kaynaklanan riskler de mevcuttur. Risk yönetimi araçları ve yöntemleri bankada uygulanmalıdır.
- Finansal İstikrar: Faizsiz bir sistemde bankacılık mevduat sigortasının olmaması durumunda mevduat sahipleri sabit değerli yükümlülüklere katlanırken, varlık değerleri sabit kalmayabilir ve iflasa yol açabilir. Eleştirmenler, yüksek riskli projelere yapılan yatırımların bu sorunu daha da belirginleştirdiğine inanmaktadır.
- Sermaye Piyasaları ve Finansal Araçların Eksikliği: Eleştirmenlere göre, farklı ülkelerde geleneksel bankacılık altında faaliyet gösteren İslami bankalar, ilk fonlarını yatırmak için yeterli pazar ve sermaye araçlarına sahip değildir.
- Regülasyonlar ve İşlemlerdeki Güçlükler: Birçok İslam ülkesi hukuki altyapı oluşturma girişimlerinde bulunsa da henüz ortak, tek ve standart bir hukuki zemin ve regülasyon bulunmamaktadır. Ülkeler arasındaki uygulama farklılıkları ve sınırlı standartlaşma, müşteri güvenini zayıflatmaktadır. Mezhep farklılıkları da küresel standartlaşma önünde önemli bir engeldir.
- Sistemin Kimliği ve Algısı: İslami bankacılık ürünlerinin geleneksel bankacılık ürünlerine benzemesi ve ürün/hizmet fiyatlama stratejileri açısından kayda değer bir fark olmaması gibi eleştiriler bulunmaktadır.
Mikro Düzeydeki Sorunlar:
- Fon Maliyetinin Kontrolü: Faiz yasağı nedeniyle, İslami bankacılık sisteminde fonların maliyeti önceden bilinememekte ve mevduat sahiplerine bilinmeyen bir kâr payı ödenmektedir.
- Murabaha Yönteminin Aşırı Vurgulanması: İslam bankacılığına yönelik birçok eleştiri, Murabaha finansman yöntemine aşırı vurgu yapılmasına işaret etmektedir. Murabaha sözleşmeleri şeriata uygun olmasına rağmen, aldatmalardan muaf değildir.
İslami Merkez Bankacılığına Yönelik Çözüm Önerileri ve Yaklaşımlar
İslami bankacılığın karşılaştığı sorunların üstesinden gelmek ve sektörün potansiyelini tam olarak kullanmak için çeşitli çözümler ve öneriler sunulmuştur.
Teorik ve Felsefi Yaklaşımlar:
- Pür Faizsiz Bir Sistem Kurma Gayretleri: İslam iktisatçıları, pür faizsiz bir sistem kurma gayretindedir. Bu, merkez bankalarının da faizsiz hale dönüştürülmesine bağlıdır.
- Tam Rezerv Bankacılığı: Birçok İslam ekonomisti, merkez bankalarının “Tam Rezerv Bankacılığı” sistemini kullanması gerektiğini savunmaktadır. Bu sistem, bankaların karşılıksız para yaratmasını engelleyerek enflasyonist etkileri azaltmayı amaçlar. Eğer yeterli kaynak bulunamaması gibi geçerli sebeplerle kısmi rezerv bankacılığı zaruri ise, elde edilecek gelirin sosyal politikalar ve kamu finansmanında kullanılması şartına bağlı olarak bu kaide delinebilir.
- Etik Değerlerin Gözetilmesi: Faizsiz bir merkez bankası, parasal istikrar, ekonomik büyüme ve tam istihdamın yanı sıra sürdürülebilir yatırımları destekleyici ve ekonomik adaleti sağlayıcı bir rol üstlenmelidir. Para politikası araçlarını belirlerken “etik kurullarla” (fetva kurulları) birlikte hareket etmelidir. Bu, para politikalarının ahlaki değerler gözetilerek üretilmesini sağlar.
Para Politikası Araçları ve Uygulamalar:
- Kâr-Zarar Ortaklığı: Reeskont oranı yerine kâr-zarar ortaklığı modelleri önerilebilir. Merkez bankaları, likidite sorunu yaşayan bankalara borç verirken, bankaların işlemlerinin kârına ve zararına ortak olabilir.
- Sukuk Kullanımı: Sukuk, açık piyasa işlemlerinde merkez bankalarının kullanabileceği alternatif bir araç olarak değerlendirilmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Katılım Bankacılığı Müdürlüğü’nü kurarak ve Borsa İstanbul bünyesinde “Taahhütlü İşlemler Pazarı”nı oluşturarak sukuk tabanlı repo-ters repo benzeri işlemleri başlatmıştır. Bu, katılım bankalarının TCMB ile ve diğer bankalarla plasman yapmasına olanak sağlamıştır. Uluslararası İslami Likidite Yönetimi Kuruluşunun (IILM) kurucu üyeliği ve sukuklarının teminat olarak kabulü de likidite yönetimini kolaylaştıran adımlardır. Malezya, sukuk ihracında dünya lideri konumundadır ve kamusal yatırım projelerinin finansmanında sukuk kullanımına büyük önem vermektedir.
- Qard al-Hasan (Faizsiz Borç): Zorunlu karşılıklar için Karz-ı Hasen esasına dayalı modeller önerilmiştir. Bu sayede, parası olanlar paralarını altın karşılığı yatırır, ihtiyacı olanlar buradan faizsiz borç alır ve müessesenin işletme giderlerini karşılayacak bir ücret öder.
- Sermaye Piyasalarının Geliştirilmesi: Bankaların fonların nakit tutulması yerine murabaha, icara, katılma ve sukuk gibi İslami finansman kıymetlerinin alımına tahsis edilmesi yoluyla tüm kaynakların karlı bir şekilde değerlendirilmesi önerilmektedir.
- Finansal Mühendislik Çalışmaları: Faizsiz finans kurumlarının geleneksel finans kurumlarına karşı yaşadığı dezavantajlı durumu ortadan kaldıran finansal mühendislik çalışmalarının önemi vurgulanmıştır.
- Vergi Teşvikleri: İslami finansal enstrümanlara yönelik talebi artırmak için gelir vergileri, KDV gibi satış vergileri ve işlem vergilerinde düzenlemeler yapılması, çifte vergilendirme uygulamalarının giderilmesi önerilmiştir. Malezya’da, İslami finansı destekleyici düzenlemeler ve konut alımında damga vergisi indirimi gibi teşvikler uygulanmıştır.
- Şeriat Uyumlu Yönetişim ve Denetim: İslami finans sektörünün işleyişini kontrol etmek için uygun standartlaşmış ve düzenleyici bir organa ihtiyaç vardır. Malezya’da Merkez Bankası bünyesinde, kararları bağlayıcı olan Şeriat Danışma Konseyi (SAC) kurulmuştur. Türkiye de 2018 yılında Türkiye Katılım Bankaları Birliği (TKBB) bünyesinde merkezi bir danışma kurulu oluşturmuştur. Bu kurullar, İslami bankaların işlemlerinin İslam hukukuna uygunluğunu denetler ve yeni finansal araçların onaylanmasında rol oynar.
Türkiye ve Malezya’daki Örnek Uygulamalar:
-
Türkiye:
- TCMB, Şubat 2021’de idare merkezi bünyesinde Katılım Bankacılığı Müdürlüğü‘nü kurarak, katılım bankaları ile ilişkilerde etkinliği artırmayı ve sektörün gelişimine katkıda bulunmayı hedeflemiştir. Bu adım, Türkiye’nin faizsiz finansın dünyadaki merkezlerinden biri olma hedefini desteklemektedir.
- Katılım bankacılığının genel bankacılık sektöründeki payı uzun süredir %5 civarında iken, son dönemde %7’yi geçmiştir. Kısa vadede pazar payının %15’e çıkarılması hedeflenmektedir.
- Katılım bankaları 2011’den itibaren açık piyasa işlemleri ve bankalararası para piyasalarına üye olmuştur.
- Hazine ve Maliye Bakanlığı Varlık Kiralama Şirketleri (HMVKAŞ) tarafından ihraç edilen kira sertifikaları 2012’den itibaren teminat olarak kabul edilmiştir.
- Likidite yönetimi için TCMB bünyesinde üst banttan likidite imkânı sunulmuş ve Geç Likidite Penceresi imkânı repo işlemi ile de yapılabilir hale getirilmiştir.
- Likidite Riski Yönetimi: Türkiye’deki katılım bankalarının likidite riski, önceki dönem likidite riski ve kredi genişliği ile pozitif yönlü ilişki göstermektedir, yani kredi genişlemesi arttıkça likidite riski de artmaktadır.
-
Malezya:
- İslami finans alanında dünya lideri ülkelerden biridir. 1983 yılında İslami bankacılık uygulamaları başlamış ve 65 milyar dolardan fazla sermayesiyle model bir ülke konumundadır.
- Ülkede dual/ikili bankacılık sistemi uygulanmaktadır; hem yerli ve yabancı İslami bankalar hem de konvansiyonel bankalar faaliyet göstermektedir.
- Malezya’da Şeriat kurallarınca uygun görülen Mudaraba, Muşaraka, Murabaha, Selem, Vadîa gibi çok çeşitli İslami kontrat modelleri uygulanmaktadır.
- 2002 yılında Şeriat hükümlerine uygun olarak Sukuk ihracına başlanmıştır ve Malezya günümüzde sukuk ihracında dünyanın önde gelen ülkeleri arasındadır. 2016 yılında küresel sukuk ihracında %46,4’lük pazar payı ile dünya lideridir. Kamu yatırım projelerinin finansmanında sukuk ihracını tercih etmiştir. “Yeşil sukuk” gibi inovatif ürünler de geliştirilmiştir.
- Tekafül (İslami sigorta) uygulamaları da Malezya’da gelişmektedir.
- Bank Negara Malaysia (Malezya Merkez Bankası) bünyesinde merkezi bir Fetva Danışma Kurulu (SAC) bulunmaktadır ve kararları bağlayıcıdır. Bu, Malezya’yı merkezi otoritenin güçlü olduğu “Proaktif” yaklaşım kategorisine sokmaktadır.
- Malezya’da İslami finans sektörünün büyüklüğü 2014 yılında toplam küresel İslami varlıkların %13’üne ulaşmıştır, ancak geleneksel bankacılık sektörüne kıyasla hala küçüktür.
Sonuç
İslami bir merkez bankacılığı sisteminin kurulması, en azından teorik olarak mümkün görünmektedir. Böyle bir sistem, geleneksel merkez bankalarının asli görevlerini yerine getirmenin yanı sıra, reel ekonomiyi desteklemeyi, gelir adaletini sağlamayı ve ahlaki değerleri gözeten para politikaları yürütmeyi hedeflemelidir. Ayrıca, karşılıksız para basmaktan kaçınarak tam rezerv bankacılığı esasına göre çalışması ve kısmi rezerv bankacılığının zorunlu olduğu durumlarda elde edilecek gelirleri sosyal devlet ilkesi gereğince kamu finansmanında kullanması gerektiği vurgulanmaktadır.
İslami merkez bankacılığı, bankalarla ilişkilerini kâr-zarar esasına dayalı modellerle yürütmeli, kâr amacı gütmemeli ve devlet eliyle yönetilmelidir. Bu ütopyanın gerçekleşmesi için kâr-zarar ortaklığına dayanan ve fonksiyonel olarak başarılı modellerin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Mevcut merkez bankacılığı sistemine eklemlenen “faizsiz pencereler” aracılığıyla aşamalı bir dönüşümün, devrimsel yaklaşımlara kıyasla daha uygun ve işlevsel bir yaklaşım olabileceği sonucuna varılmıştır. Türkiye ve Malezya gibi ülkelerin bu alandaki çabaları, İslami finansın küresel finans sisteminde daha etkin bir rol oynaması için önemli adımlar teşkil etmektedir. Ancak, küresel ölçekte standartlaşma, ortak hukuki zemin ve eğitimli profesyonellerin yetiştirilmesi gibi konularda daha fazla çaba sarf edilmesi gerekmektedir.