Giriş
Hukuk sistemleri, toplumun değişen ihtiyaçlarına adapte olabilme yeteneğiyle dinamik yapılar sergiler. Bu adaptasyonun en dikkat çekici örneklerinden biri de belirli bir ücret karşılığında bir eserin imal edilmesini konu alan İstisna Akdi‘dir. Arapça “s-n-a” (sanat ve mahareti gerektiren bir şey yapmak, imal etmek, üretmek) kökünden türetilmiş olan İstisna’, sözlük anlamıyla bir sanatkârdan, icra ettiği sanatla ilgili bir şeyi imal etmesini istemek veya ısmarlamak anlamına gelir.
İslam hukukunda bu kavram, belirli bir ücret karşılığında, sanatkârın kendi sanatıyla ilgili ve ısmarlayan tarafından özellikleri belirlenmiş bir şeyi imal etmesini talep ettiği bir akit olarak tanımlanmıştır. Mecelle’nin 388. maddesi de bu tanımı benimseyerek örneklerle açıklamıştır; örneğin bir pabuççuya ayakkabı, bir marangoza kayık veya gemi, bir fabrikacıya tüfek siparişi verilmesi gibi durumlar İstisna akdine örnek teşkil eder.
Modern hukukta ise İstisna akdi, bir tarafın (müteahhit) diğer tarafın (iş sahibi) vermeyi taahhüt ettiği bedel (semen) karşılığında bir şeyin imalini üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanır. Türk Borçlar Kanunu’nun (BK) 355. maddesi de benzer bir tanım sunar: “İstisna bir akittir ki, onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeyi taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini; iltizam eder”. Gerek İslam hukukunda gerekse modern hukukta, İstisna akdinde asıl önemli olan, harcanan emek değil, bu emek sonucunda ortaya çıkacak olan somut mal veya eserdir.
Bu çalışmada, İstisna akdinin mahiyeti, hukuki nitelikleri, unsurları ve İslam hukuku ile modern hukuktaki yeri, kaynaklar ışığında detaylı bir şekilde incelenecek, özellikle “örf” ve “istihsan” gibi kavramların akdin geçerliliğindeki rolü vurgulanacaktır. Bu akdin günümüz dünyasındaki öneminin ve uygulama alanlarının genişlemesinin ardındaki hukuki esneklik de ele alınacaktır.
İstisna Akdinin Tanımı ve Kapsamı
İstisna akdinin temelinde, bir imalat veya üretim süreci yatar. Bu akdin ana özelliği, ısmarlanan şeyin hammaddesinin sanatkâra ait olması şartıdır. Eğer hammaddeler ısmarlayana ait olsaydı, bu tür bir sözleşme İstisna’ akdi değil, bir hizmet akdi (icare-i ademi) olarak değerlendirilirdi.
Modern hukukta ise İstisna akdi, bir iş görme akdi olarak kabul edilse de burada asıl önem verilen husus, çalışmanın kendisinden ziyade, bu çalışma sonucunda ortaya çıkan ve objektif olarak değerlendirilebilecek olan sonuç yani “eser”dir. Bu bağlamda, Bilge ve Tunçomağ gibi hukukçular, BK 388. maddesindeki “şey” kelimesi yerine “eser” kelimesinin kullanılmasını veya akdin “eser sözleşmesi” olarak adlandırılmasını önermişlerdir.
İslam hukukunda İstisna’ akdi, sadece insanlar arasında teamül haline gelmiş olan şeyler için geçerlidir. Ancak, insanların ihtiyaçları zamanla değişip çoğaldıkça, bu akde konu olabilecek “şey” kavramının da günümüz hukukunda olduğu gibi çok daha geniş anlamlı, “eser” şeklinde anlaşılması uygun görülmektedir. Müellif, bu yazı boyunca İslam hukukundaki “müstesni'” yerine “ısmarlayan”, “sani'” yerine “ısmarlanan kimse”, “masnu'” yerine ise “ısmarlanan şey” terimlerini kullanacağını belirtmiştir.
İstisna’ Akdinin Hukuki Mahiyeti
İstisna akdinin hukuki mahiyeti konusunda İslam hukukçuları arasında farklı görüşler mevcuttur.
1. Va’d (Söz Verme) Görüşü: Hanefi hukukçularından el-Hâkim eş-Şehid, Sahhar ve Muhammed b. Seleme gibi bazı isimler, İstisna’ akdinin aslında bir akit değil, bir va’d (söz verme) olduğunu savunmuşlardır. Bu görüşe göre, akit, ısmarlanan kimsenin şeyi bitirip ısmarlayana teslim ettiği anda kurulur; daha öncesinde bir akit söz konusu değildir ve bu akit bir bey’ (alım-satım) akdidir. Bu sebeple ısmarlanan kimse, istenen şeyi yapmaya zorlanamaz, tıpkı selem akdinin aksine. Ayrıca, ısmarlayanın, ısmarlanan şey tamamlanmadan veya tamamlandıktan sonra görmeden akitten vazgeçebilmesi, eğer bir akit olsaydı mümkün olmaması gereken bir muhayyerlik hakkıdır. Bu muhayyerlik hakkının varlığı, İstisna’yı bir satım vaadi yapar, bir malın satımı değil.
2. Akid Görüşü (Cumhûr-u Ulema): İslam hukukçularının çoğunluğu (Cumhûr-u ulema), İstisna’ın bir akid olduğunu kabul eder. Bu görüşe itiraz edenler, akde konu olan şeyin genellikle ma’dûm (mevcut olmayan) bir şey olduğunu sorarlar. Cumhûr ise bu duruma, ma’dûmun bazen hükmen mevcut gibi kabul edilebileceğini belirterek cevap verir. Örneğin, hayvan boğazlarken besmele çekmeyi unutan kimsenin besmelesinin unutma özründen dolayı hükmen mevcut sayılması buna örnek teşkil eder. İnsanların teamülü nedeniyle İstisna’ akdinde de ma’dûm hükmen var kabul edilmiştir. Gerçekte var olanın hükmen yok sayılmasına örnek olarak da suya ihtiyacı olan bir kimsenin yanındaki suyun teyemmümün caiz olması için hükmen yok farz edilmesi gösterilir.
Cumhûr’a yöneltilen diğer bir itiraz ise, diğer akitlerde mal olmasını şart koşan Cumhûr’un, İstisna’ akdinde bir şeyin yapılmasını (sanat) kabul etmesidir. Cumhûr bu itiraza, İstisna’ akdinde akde konu olan şeyin iş değil, mal olduğunu, bu sebeple ısmarlanan kimsenin kendisinin yapmadığı veya akitten önce yaptığı bir malı vermesi halinde akdin geçerli olacağını belirterek yanıt verir.
Bir başka itiraz da ısmarlanan kimsenin ölümüyle İstisna’ akdinin son bulmasıdır, oysa akitleri taraflardan birinin ölümü sona erdirmez. Bu itiraz, akdin icare akdine benzemesi sebebiyle, icare akdinde olduğu gibi ısmarlanan kimsenin ölmesiyle İstisna’ akdinin de sona ermesinin doğal olduğu ve bunun İstisna’ın bir akit olmasını engellemeyeceği şeklinde cevaplandırılmıştır.
İmam Muhammed’in Bakış Açısı: İmam Muhammed, İstisna’ akdinin bir va’d değil, bir akit olduğunu kanıtlamak için kıyas ve istihsanı delil gösterir; oysa va’d için böyle bir delile ihtiyaç yoktur. İstisna’ akdi sadece teamülün geçerli olduğu şeylerde geçerliyken, va’d her şeyde geçerlidir. İmam Muhammed aynı zamanda İstisna’ akdini şira (satım) olarak da adlandırır; çünkü ısmarlayan, ısmarladığı şeyi gördüğü zaman muhayyerlik hakkına sahiptir, zira görmediği bir şeyi satın almıştır. Va’dde ise muhayyerliğe ihtiyaç yoktur. İstisna’ akdinde tarafların birbirlerini dava etme hakları varken, vaadini yerine getirmeyen aleyhine dava açılamaz. Ayrıca, İstisna’ akdinde ısmarlanan kimse imal etmeye zorlanabilirken, vaadeden zorlanamaz. Son olarak, İstisna’ akdinde ısmarlayanın da ısmarladığı şeyden vazgeçemediği belirtilir.
Ebu’l Yusr’un Görüşü: Ebu’l Yusr’a göre hem ısmarlayanın hem de ısmarlananın muhayyerlik hakkına sahip olmaları, İstisna’ akdinin bir bey’ akdi olmadığına delil teşkil etmez. Şari’in ma’dûmu mevcut kabul ettiği bey’-i mukayada (trampa) buna örnek olarak verilebilir. İstisna’ akdinde parayı alan ısmarlanan kimse, parayı aldığı anda paraya malik olur; eğer bir va’d olsaydı bu mümkün olmazdı.
İstisna’ın Diğer Akidlerle Karşılaştırılması: İstisna’ akdi, selem akdine benzer, zira her ikisinde de ma’dûmun (mevcut olmayan) satışı söz konusudur. Ancak İstisna’, ücretin hemen verilmesinin şart olmaması, ısmarlanan şeyin yapılması ve teslimi için bir sürenin belirlenmemesi, ısmarlanan şeyin çarşıda pazarda bulunan şeylerden olmaması bakımından selem akdinden farklıdır.
İstisna’ akdi, icare akdine (hizmet akdi) de benzemekle birlikte, ısmarlanan şeyin hammaddesinin ısmarlanan kimseye ait olmasıyla icare akdinden ayrılır.
Mezhepler Arası Farklılaşma: Hanefilere göre İstisna’ akdi, bir bey’ (alım-satım) akdidir, satış va’di veya icare akdi değildir. Bu akitte asıl olan sanatkârın işi değil, neticede ortaya çıkacak olan eserdir. Bu sebeple, sanatkarın kendisinin veya bir başkasının akitten önce yaptığı ve şartlara uygun bir şeyi getirmesi halinde akit geçerlidir. Malikiler ve Şafiiler, İstisna’ akdini selem akdi olarak kabul eder ve bu nedenle selem akdinde bulunması gereken şartlara tabi tutarlar.
Hanbeliler ise, ısmarlanan bir şeyle ilgili akdi bey’-i mevsuf olarak isimlendirirler ve belirli bir sürenin öngörülmemesi durumunda bu akdin selem akdi olmaktan çıktığını belirtirler. Bu üç mezhebe göre de İstisna’ akdi, selem akdi ve insanların örfü esasına göre geçerlidir. Selemde aranan şartlar İstisna’da da aranır; ayrıca akit anında paranın tamamının teslimi gerekir. Şafiilere göre, teslim için süre verilsin veya verilmesin, bedel hemen ödeniyorsa böyle bir akit geçerlidir.
İstisna’ Akdinin Hukuki Esası
İstisna’ akdinin hukuki geçerliliği, özellikle Hanefiler için, örf ve istihsan kavramlarına dayanır. Hanefiler, İstisna’ akdini, ameli icma’ ile sabit olmuş bir istihsan çeşidi olarak görürler. Çünkü bu akit, kıyasa göre değil, insanların örf haline getirmesi sebebiyle istihsana göre geçerlidir.
Örf ve İstihsanın Rolü: Kıyasa göre İstisna’ akdinin hukuki geçerliliği yoktur. Zira İstisna’ akdi, henüz mevcut olmayan bir şeyin satışıdır ve bu bir selem akdi değildir. İmam Züfer gibi Hanefi hukukçuları da ma’dûmun alım-satımı söz konusu olduğundan İstisna’ akdini geçerli saymamışlardır. Peygamberimiz (s.a.v.), mevcut olmayan bir şeyin satımını yasaklamış, ancak selem akdine izin vermiştir. İstisna’ akdinin geçerliliği, insanların bu akit hususunda icma’ı olduğu için istihsan ile sağlanmıştır. İnsanlar bunu yüzyıllardır uygulamışlardır ve bu durumda kıyas, icma’ ile terk edilmiştir. İnsanların her istediklerini her yerde, her zaman ve istedikleri özellikte bulmalarının mümkün olmaması, onları ısmarlamaya mecbur bırakmıştır. Bu akdin geçerli sayılmaması durumunda insanların büyük bir güçlük ve sıkıntı yaşayacakları açıktır.
İslam hukukçuları, İstisna’ akdini yalnızca insanların ısmarlamayı örf haline getirdikleri şeyler için geçerli saymışlardır. Bunun nedeni, mevcut örf sebebiyle, bu akdi geçersiz kılan kıyasın uygulanmasından vazgeçilmesidir. Hanefiler, örf-ü amm (genel örf) karşısında kıyası terk etmekte ve buna “örf sebebiyle istihsan” adını vermektedirler. Zira örf-ü amm, şer’i bir nassı tahsis edebilmektedir.
Ma’dûmun Satışı ve Garar (Aldatma): İslam hukukçuları, akit anında mevcut olmayan bir şeyin alım-satımının caiz olmadığı konusunda genellikle ittifak etmişlerdir. Bunun nedeni, böyle bir alışverişin “meçhul alışveriş” olması ve taraflar arasında anlaşmazlığa yol açabilmesidir. Hz. Peygamber’in “meçhul alışverişi” nehyeden hadisi delil olarak gösterilmiştir. Şirazi ise, hadiste nehyedilenin, sadece aldatmaya yönelik ve zarara sebep olan ma’dûmun satışı olduğu görüşündedir. Bu nedenle, akit esnasında mevcut olmasa bile, örfe göre gelecekte gerçekleşecek olan bir şeyin alım-satımının (selem ve İstisna’ akdinde olduğu gibi) nehyedilmediğini belirtir.
Hadislerde zikredilen nehyin illeti, alım-satıma konu olan şeyin varlığı veya yokluğu değil, hadiste zikredilen “bey’u’l-garar” (meçhul satış veya aldatma içeren satış) kavramıdır. Bey’u’l-garar, satıcının müşteriye teslim edemeyeceği bir malı satmasıdır ve bu malın akit esnasında mevcut olup olmamasının bir önemi yoktur. İbn Kayyim el-Cevziyye de hadiste geçen ifadeyle Hz. Peygamber’in Hâkim b. Hizam’dan, akit esnasında kendisine ait olan belirli bir şeyi ya da teslim edebileceği bir şeyi satmasını istemiş olabileceğini söyler. Yazar, ma’dûmun alım-satımında zarar ve aldatmanın var olup olmadığına bakılmasının daha uygun olduğunu, zira ma’dûmun satışını mutlak olarak yasaklayan bir ayet, hadis veya sahabe kavli olmadığını belirtir.
Sonuç olarak, İstisna’ akdi, ma’dûmun alım-satımı açısından incelendiğinde, şer’i nasslara aykırı olmadığı, aksine İslam hukukçuları arasında ihtilaf edilen bir kaynak olan istihsanla ve örfle geçerli sayıldığı görülür. Hz. Peygamber’in, insanların faydasına olan, anlaşmazlığa ve tarafların zararına sebep olmadığı sürece, örf haline gelmiş akitlere müdahale etmediği de belirtilmiştir.
İstisna’ Akdinin Unsurları
İstisna’ akdinin geçerliliği için belirli unsurların bulunması şarttır:
A. Ismarlanan Şey (Eser, Masnu’) İstisna’ akdinin varlığından söz edebilmek için her şeyden önce ortada ısmarlanan şeyin (eser) bulunması gereklidir. Bu şeyin cinsi, çeşidi, miktarı ve diğer özelliklerinin kesin olarak belirtilmesi lazımdır. Çünkü satıma konu olan şey, üretilecek olan eserdir. İslam hukukçuları, İstisna’ akdinin sadece insanların ısmarlamayı örf haline getirdikleri şeyler için geçerli olacağını kabul etmişlerdir. Bu örfün “örf-ü amm” (genel örf) olması şart koşulmuştur, zira örf-ü amm, şer’i bir nassı tahsis edebilir.
Klasik fıkıh kitaplarında leğen, ibrik gibi örnekler verilirken, Mecelle’de fabrikadan, tüfekten bahsedilmesi, İstisna’ akdinin konusunun toplumun ihtiyaçlarına göre değişebileceğini ve genişleyebileceğini göstermektedir. Günümüzde sağlık, ziraat, ekonomi, eğitim ve sanayi, özellikle harp sanayii gibi alanlarda İstisna’ akdine konu olan birçok yeni şeyin ortaya çıkması muhtemeldir. Türk hukukunda da “eser” kavramı geniş yorumlanmaktadır; insan emeği ürünü olup bir bütün görünümü arz eden ve ekonomik değeri bulunan her hukuki varlık, maddi nitelikte olsun olmasın eser sayılır.
B. Meydana Getirme (İmal) İstisna’ akdinde akde konu olan, harcanacak emek veya maharet değil, meydana getirilecek olan şey yani eserdir. Ebu Sa’id el-Berdî’nin aksine, İslam hukukçularının çoğunluğu, akdin konusunun sanatkârın işi veya sanatı değil, imal edeceği eser olduğu görüşündedir. Bu sebeple ısmarlanan şeyin özellikleri belirtilir ve neticede o özellikleri taşıyan bir eserin ortaya çıkması hedeflenir. Bu görüş, İmam Muhammed’in İstisna’ akdinde görme muhayyerliğini kabul etmesiyle de desteklenir, zira görme muhayyerliği ancak bir mal üzerinde söz konusu olabilir.
“Meydana getirme” terimi de ısmarlanan şey (eser) gibi geniş yorumlanmalıdır. Örfün dinamik yapısı gereği, ısmarlanan şeyin meydana getirilme şekli de zamanla ve toplumlara göre değişecek ve genişleyecektir. Modern hukukta da “meydana getirme” terimi, yeni bir eser meydana getirmek kadar, mevcut bir eseri değiştirmek veya tamirini de kapsamaktadır. Yeni bir bina, yol, köprü inşası, makina, alet, mobilya imali, elektrik tesisatı, gemi inşası gibi faaliyetler günümüzde İstisna’ akdinin konusunu teşkil etmektedir.
C. Ücret İstisna’ akdinde, ısmarlanan şeye ödenecek ücretin de belirtilmesi gerekmektedir. Selem akdindeki gibi ücretin peşin ödenmesi şart değildir; peşin verilebileceği gibi, bir kısmı peşin, kalanı eserin teslimi anında ya da hepsi teslim anında ödenebilir. Hanefiler, selem akdinin aksine ücretin geciktirilmesinin caiz olduğu görüşündedirler. Ismarlanan kimse, eseri ısmarlayana teslim ettiği anda ücrete malik olur ve teslim etmeden önce ücret talep edemez.
Modern hukukta karşılığın mutlaka para ile tayin edilmesi gerekse de taraflar bazı hallerde mali değeri olan bir eşya veya çalışmayı da karşılık olarak gösterebilmektedir. İslam hukuku açısından da taraflar arasında anlaşmazlığa sebebiyet vermeyecek şeylerin ücret olarak tespit edilebilmesi, akdin kurulmasını kolaylaştırması bakımından mahzurlu görülmemiştir.
D. Taraflar Arasında Anlaşma İstisna’ akdinin oluşabilmesi için, ısmarlanan eser ve karşılık (semen) konusunda tarafların anlaşmış olmaları (icab ve kabul) gerekmektedir. Ayrıca, tüm akitlerde olduğu gibi tarafların ehliyeti de aranır. İstisna’ akdi bugünkü hukukta da rızai akit sayılır. Tarafların, sanatkâr tarafından yapılacak olan ve eser niteliği taşıyan şeyin açık bir şekilde belirtilmiş iş görme sonucu üzerinde anlaşmaları, İstisna’ akdinin tamam olması için yeterlidir. Sanatkârın eseri teslim borcu ve ısmarlayanın ücret ödeme borcu bu anlaşmadan kendiliğinden doğan sonuçlardır.
İstisna’ Akdinin Hükmü
İstisna’ akdi, ısmarlanan şeyin meydana getirilmesinden önce bağlayıcı bir özelliğe sahip değildir. Ismarlanan şeyin imal edilmesinden sonra, ancak ısmarlayanın görmesinden önce tarafların her ikisinin de akdi devam ettirme, feshetme ve vazgeçme hakları vardır. Bu nedenle, ısmarlanan kimse, imal ettiği şeyi ısmarlayan henüz görmeden önce başkasına satabilir.
İmal edilmiş olan şeyin ısmarlayana ait bir şey olmadığı, ancak benzerinin imal eden kimsenin zimmetinde olduğu belirtilir. Ismarlanan kimse, imal ettiği şeyi ısmarlayana getirdiğinde, o şeyi ısmarlayana tahsis ettiği için muhayyerlik hakkı düşer ve bu malı artık başkasına satamaz.
Ismarlayanın Muhayyerlik Hakkı: Ismarlayan kimse ısmarladığı şeyi gördüğü zaman muhayyerlik hakkına sahiptir. İsterse ısmarladığı bu şeyi alır, isterse almaz. İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed‘e göre, ısmarlayan isterse akdi feshedebilir, çünkü görmediği bir şeyi satın aldığından muhayyerlik hakkına sahiptir. Bu safhada ısmarlanan kimsenin muhayyerlik hakkı yoktur, çünkü görmediği şeyi satmıştır.
İmam Ebu Yusuf’un Görüşü ve Mecelle: İmam Ebu Yusuf, ısmarlayanın, ısmarlanan şeyi görmesinin artık bağlayıcı olduğu ve ısmarlayanın muhayyerlik hakkının olmadığı görüşündedir. Ona göre, ısmarlanan şey, ısmarlayanın belirttiği şartlara ve isteğe uygun olduğu takdirde artık ısmarlayanın muhayyerlik hakkı ortadan kalkar. Aksi takdirde, ısmarlanan kimsenin zararına olacaktır; çünkü ısmarlayanın isteğine uygun hazırladığı şeyin değer kaybına uğraması veya rağbet edenin bulunamaması ihtimali vardır. Bu görüş, İmam Ebu Hanife ve İmam Muhammed’in görüşüne itiraz olarak ortaya konulmuştur. Mecelle de İmam Ebu Yusuf’un bu görüşünü benimsemiştir.
Bu görüş, taraflar arasında anlaşmazlığı ve ısmarlanan kimsenin zarara girmesini önlemesi bakımından daha makul kabul edilir. Ayrıca, İslam hukukunda akitlerin genel hatlarıyla bağlayıcı olması esasına da uygun düşer. Günümüzde özellikle büyük meblağlara mal olan siparişlerde, İstisna’ akdinin bağlayıcı bir akit olma özelliği taşıması son derece önemlidir, zira bu tür büyük siparişler bağlayıcı olmayan akitlerle gerçekleştirilemezler.
Sonuç
İstisna’ akdi, İslam hukukunun köklü geçmişinden günümüz modern hukuk sistemlerine uzanan, kendine has özelliklere sahip, esnek ve dinamik bir sözleşme türüdür. Sanat ve zanaatın ürünü olan “eser”in imalini esas alan bu akit, ham maddenin sanatkâra ait olması ve emeğin değil, ortaya çıkacak sonucun ön planda tutulması gibi temel prensiplerle hizmet akdinden ayrışır. İslam hukukçuları arasında hukuki mahiyeti konusunda tartışmalar yaşanmış olsa da Hanefiler başta olmak üzere çoğunluğun bu akdi bir “satım akdi” olarak kabul etmesi, özellikle örf ve istihsan gibi hukuki dayanakların gücüyle mümkün olmuştur.
Kıyasın aksine, toplumun genel ihtiyaçları ve teamülleri doğrultusunda geçerlilik kazanan İstisna’ akdi, mevcut olmayan bir şeyin (ma’dûm) satışının caiz olmaması ilkesine bir istisna teşkil ederek, “bey’u’l-garar” (aldatma içeren satış) yasağının dar yorumlanmasının bir örneğini sunar.
Akdin geçerliliği için ısmarlanan şeyin tüm özelliklerinin belirlenmesi, üretimin “meydana getirme” kavramının geniş bir yorumla ele alınması ve ücretin peşin ödenme şartının aranmaması gibi kolaylaştırıcı unsurlar, İstisna’ akdini zamanın ve toplumların değişen dinamiklerine karşı uyumlu kılmıştır. Özellikle Mecelle ve modern hukukta benimsenen, ısmarlayanın eseri görmesiyle akdin bağlayıcı hale gelmesi ilkesi, tarafların haklarını dengeleyerek ticari güvenliği sağlamıştır.
Günümüzde teknolojik gelişmeler ve sanayi dallarındaki çeşitlenme ile birlikte İstisna’ akdinin uygulama alanları, geleneksel zanaatlardan sağlık, ziraat, ekonomi, eğitim ve ileri sanayi gibi pek çok sektöre yayılmıştır. Bu genişleme, hukukun insan ihtiyaçlarına göre şekillenen ve yaşayan bir yapısı olduğunu kanıtlamaktadır. İstisna’ akdi, hukukun katı kurallar yerine esnek ve adaptif çözümler sunarak toplumun işleyişini kolaylaştırdığının ve hukuki prensiplerin, özellikle örf ve istihsanın, pratik hayattaki sorunlara nasıl çözümler ürettiğinin somut bir örneğidir. Gelecekte de bu akdin, insanlığın yeni üretim ve yaratım ihtiyaçlarına cevap vererek önemini koruyacağı kuşkusuzdur.