Giriş
Çağdaş uluslararası düzen, “hiper-küreselleşme” döneminin kesin olarak sona erdiğine işaret eden yapısal bir dönüşümden geçmektedir. Modern ekonomik ilişkilerde verimlilik odaklı modelin yerini, jeopolitik risklerin minimize edildiği “dayanıklılık” (resilience) merkezli bir doktrin almaktadır. Küresel ticaretin dönüşümü odağında, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği gibi gelişmiş demokrasilerin Çin Halk Cumhuriyeti’ne (ÇHC) karşı benimsediği “de-risking” (risk azaltma) stratejisi ile Pekin’in buna yanıt olarak geliştirdiği “Dual Circulation” (Çift Dolaşım) modeli yer almaktadır. Ekonomik karşılıklı bağımlılığın “silahlaştırıldığı” bu yeni dönemde, kritik minerallerden farmasötik ürünlere, yarı iletkenlerden yeşil enerji teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede tedarik zinciri güvenliği, ulusal güvenliğin bir parçası haline gelmiştir. Bu yazıda, küresel ticaretin jeopolitik dönüşümünü, tedarik zinciri kırılganlıklarını ve bu süreçlerin makroekonomik etkilerini analiz edeceğiz.
1. Kavramsal Dönüşüm: Decoupling’den De-risking’e
Küresel ticaret literatüründe son yılların en çok tartışılan kavramı, ekonomik bağların tamamen koparılması anlamına gelen “decoupling” olmuştur. Ancak, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki bağların tamamen koparılmasının imkansızlığı ve bunun yaratacağı devasa maliyetler, Batı’yı daha kalibre edilmiş bir alternatif olan “de-risking” kavramına yöneltmiştir.
De-risking Kavramının Kökeni ve Yayılımı De-risking kavramı, ilk olarak Mart 2023’te Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tarafından Çin ile ilişkileri tanımlamak amacıyla önerilmiştir. Bu yaklaşım, ekonomik bağları tamamen kesmek yerine, stratejik sektörlerde Çin’e olan asimetrik bağımlılığı azaltmayı ve ulusal güvenlik için risk teşkil eden ileri teknolojileri koruma altına almayı hedefler. ABD yönetimi de bu terimi hızla benimseyerek, ekonomik güvenliği “küçük bir bahçe ve yüksek bir çit” (small yard, high fence) metaforuyla, yani dar bir teknoloji kümesini sıkı koruma altına alarak tanımlamıştır. G7 liderleri de Mayıs 2023 Hiroşima Zirvesi’nde, “ayrışma değil, risk azaltma” kararlılığını resmileştirmiştir.
2. Çin’in Stratejik Hamlesi: “Çift Dolaşım” (Dual Circulation)
Pekin yönetimi, Batı’nın risk azaltma hamlelerini “maskelenmiş bir ayrışma” olarak görmekte ve kendi ekonomik direncini artırmak için “Dual Circulation” (Çift Dolaşım) stratejisini uygulamaktadır.
Stratejinin Altı Sütunu Çin’in bu stratejisi altı ana temel üzerine inşa edilmiştir:
- Endüstriyel Yükseltme: Devlet işletmelerinin rolünün vurgulanması ve kritik sektörlere sermaye aktarımı.
- Pazar Yönetişimi: Fikri mülkiyet ve tekelcilik karşıtı düzenlemelerle piyasa disiplininin artırılması.
- Sosyal Yeniden Dengeleme: Bölgesel kalkınma ve sosyal refahın artırılması.
- İç Talep: Dış ticarete olan bağımlılığı azaltmak için iç tüketimin büyümenin lokomotifi haline getirilmesi.
- Dışa Açılma: Uluslararası standartlarla uyum ve yabancı yatırımlara belirli sektörlerde alan açılması.
- De-risking (Çin Versiyonu): Teknolojik kendi kendine yeterlilik ve kritik girdilerin yerelleştirilmesi.
Çin, bu modelle hem küresel ekonomiye olan entegrasyonunu sürdürmeyi hem de olası bir ekonomik abluka durumunda hayatta kalabilecek bir iç pazar ekosistemi kurmayı amaçlamaktadır.
3. Tedarik Zincirlerinin Silahlaştırılması ve Kritik Sektörler
Ekonomik bağımlılık, günümüzde bir güç projeksiyon aracı olarak kullanılmaktadır. Çin, özellikle bazı kritik sektörlerdeki hakimiyetini jeopolitik hedefleri doğrultusunda bir kaldıraç olarak kullanma kapasitesine sahiptir.
A. Kritik Mineraller ve Nadir Toprak Elementleri
Çin, dünyadaki nadir toprak elementlerinin %60’ından fazlasını üretmekte ve işleme kapasitesinin %85’inden fazlasını kontrol etmektedir. Bu elementler; elektrikli araç motorları, rüzgâr türbinleri ve savunma sanayi teknolojileri için vazgeçilmezdir. 2025 yılında Hollanda ile yaşanan bir anlaşmazlık sonrası Çin’in uyguladığı ihracat kısıtlamaları, Avrupa’daki otomotiv üretim hatlarının durmasına neden olmuştur.
B. Farmasötik Ürünler: İlaç Tedariği Riski
Tedarik zinciri silahlaştırmasının en çarpıcı örneklerinden biri ilaç sektörüdür. ABD’de kullanılan jenerik ilaçların aktif farmasötik bileşenlerinin (API) yaklaşık dörtte biri doğrudan veya Hindistan üzerinden dolaylı olarak Çin’den gelmektedir. Antibiyotiklerden kanser ilaçlarına kadar birçok kritik ilacın bileşenlerinde Çin’in %90’ın üzerinde pazar payına sahip olduğu kalemler bulunmaktadır. Bu durum, jeopolitik bir kriz anında halk sağlığının bir şantaj aracına dönüşme riskini barındırmaktadır.
C. Yarı İletkenler ve “Foundational” Çipler
Gelişmiş AI çiplerine odaklanılsa da küresel ekonominin “iş yükünü” çeken 28nm ve üzeri “foundational” (temel) çiplerde Çin devasa yatırımlar yapmaktadır. Çin’in bu sektördeki üretim kapasitesinin 2027 yılına kadar küresel pazarın %47’sine ulaşması beklenmektedir. Bu durum, Batılı üreticilerin piyasadan silinmesi ve dünyanın en basit elektronik cihazlar için bile Pekin’e bağımlı hale gelmesi riskini doğurmaktadır.
4. Ticaret Maliyeti Şokları ve Enflasyonist Baskılar
Tedarik zincirlerini yeniden yapılandırma ve risk azaltma çabalarının ekonomik bir bedeli vardır. Araştırmalar, ticaret maliyetlerindeki artışın enflasyon üzerinde doğrudan ve kalıcı etkileri olduğunu göstermektedir.
Enflasyonun Sürekliliği Ticaret maliyeti şokları ikiye ayrılmaktadır:
- Nihai Ürün Şokları: Büyük ama kısa süreli enflasyon artışlarına neden olur (yaklaşık 1 yıl sürer).
- Ara Malı Şokları: Daha mütevazı ancak çok daha kalıcı enflasyonist baskılar yaratır (5 yıla kadar sürebilir).
Ara malı maliyetlerindeki artış, üretim zinciri boyunca yayıldığı ve firmalar maliyetleri fiyatlara kademeli olarak yansıttığı için “ikinci tur” etkilerle enflasyonun kronikleşmesine yol açmaktadır. Bu durum, merkez bankalarının para politikası kararlarını zorlaştırmakta ve ekonomik büyümeyi baskılamaktadır.
5. Jeostratejik Yanıtlar: Friend-shoring ve Near-shoring
Batı dünyası, Çin’e olan bağımlılığı kırmak için tedarik zincirlerini “dost” ülkelere kaydırmayı hedefleyen “friend-shoring” ve daha yakın coğrafyalara taşımayı amaçlayan “near-shoring” stratejilerini uygulamaya koymuştur.
Uygulama ve Zorluklar ABD, özellikle yarı iletken üretimini teşvik etmek için CHIPS Yasası gibi devasa teşvik paketlerini devreye almıştır. Vietnam, Tayvan, Hindistan ve Meksika gibi ülkeler ABD’nin ithalatında daha fazla pay almaya başlamıştır. Ancak, bu değişim sanıldığı kadar hızlı veya kolay değildir. Birçok “alternatif” merkez, üretim süreçlerinde hala Çin menşeli ara mallara bağımlıdır; bu da de-risking stratejisinin aslında tam bir kopuş değil, sadece bir yeniden yapılandırma olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu süreçlerin getirdiği yüksek üretim maliyetleri, tüketiciler için kalıcı fiyat artışları anlamına gelmektedir.
Sonuç
Küresel ekonomi, on yıllardır süregelen serbest ticaret ve maliyet optimizasyonu döneminden, güvenlik ve dayanıklılığın öncelendiği yeni bir evreye geçiş yapmıştır. “De-risking” ve “Dual Circulation” arasındaki rekabet, önümüzdeki on yılın jeopolitik ve ekonomik haritasını belirleyecektir. Tedarik zincirlerinin silahlaştırılması, özellikle kritik mineraller ve farmasötik ürünler gibi alanlarda uluslararası ilişkileri daha kırılgan hale getirmektedir.
Bu geçiş süreci, sadece diplomatik bir söylem değişikliği değil, aynı zamanda kalıcı enflasyonist baskılar ve düşen büyüme oranları gibi somut ekonomik maliyetleri de beraberinde getirmektedir. Sonuç olarak, küresel aktörler için temel zorluk, ulusal güvenlik çıkarlarını korurken, küresel ticaretin sağladığı refah ve istikrardan tamamen vazgeçmemek olacaktır. Dünya, artık birbirinden bağımsız ekonomik adaların olduğu bir yer değil, “aşırı bağımlılık içermeyen bir karşılıklı bağımlılık” modelini inşa etmek zorundadır.