Giriş
Türk tarihi, geniş coğrafyalara yayılmış, farklı siyasi teşekküller kurmuş ve zengin bir kültürel miras bırakmış boyların ve toplulukların tarihidir. Bu topluluklar arasında, özellikle devlet kurma kapasiteleri ve Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan göç hareketlerindeki kilit rolleriyle Oğuzlar öne çıkmaktadır. Oğuzlar, Türk dillerinin Oğuz kolunu konuşan Batı Türk halkları olarak tanımlanır ve 8. yüzyılda Orta Asya’da bir konfederasyon (Oğuz Yabgu Devleti) kurmuşlardır. “Oğuz” isminin kökeni üzerine farklı görüşler bulunmakla birlikte, yaygın olarak “kabile” anlamına gelen Türkçe bir kelime olduğu düşünülmektedir.
Bazı araştırmacılar “ok+uz” şeklinde türediğini, “ok”un “kök, soy, akraba, kabile” anlamlarına geldiğini belirtir. Destanlarda ok ve yayın sembolik anlamları, okların miras paylaşımında ve idari/askeri teşkilatta kullanılmasının bu “ok” kavramıyla ilişkili olabileceği düşünülür. Hatta “ok uz” tabirinin “ok yapmakta usta” veya “boyları yönetmekte usta” anlamına gelebileceği de ileri sürülmüştür. Oğuz boylarının adlarının oldukça eski çağlara ait olduğu ve kökenlerinin çözümünde zorluklar yaşandığı ifade edilir.
Bu bağlamda, Oğuzlar gibi büyük Türk topluluklarının tarihi gelişimini anlamak, Türk devletlerinin oluşum süreçlerini, boy yapısını, dini ve kültürel etkileşimlerini kavramak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu blog yazısı, sağlanan kaynaklar ışığında, Oğuzların genel yapısını, tarihsel süreçteki yerini ve özellikle Karluklar ile Çepniler gibi önemli kolları üzerinden onların Türk tarihindeki rollerini akademik bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır.
Oğuzların Yapısı ve Erken Tarihi
Oğuzlar, Türk devletlerinin ana unsurunu ve taşıyıcısını oluşturmuştur. Çin kaynakları ve kitabeler, Göktürkler ve sonrasında Uygurların Türk boylarıyla olan mücadelelerini yansıtır. Orta Asya’daki bozkır Türk devletlerinin kuruluş biçimi, ana kitleden bir boyun yükselerek diğerlerini kendine bağlaması ve siyasi bir kuruluş haline dönüşmesidir. Bu ana kitle, boylar grubudur ve Göktürkler döneminde genel adları “Töles” olarak geçebilir. Kaynaklarda “Dokuz Oğuz”, “On Oğuz”, “Dokuz Ok”, “On Ok” gibi tabirler, bir araya gelip beraber hareket eden kabile veya boy sayısını ifade eder. Özellikle “On Ok” organizasyonunun daha sonra Türgiş adını alarak Oğuzların alt yapısını oluşturduğu bilgisi mevcuttur.
Batı Göktürk (Türgiş) Kağanlığı’nı oluşturan on boya “Onok” denildiği ve bunların her biri eşit sayıda boya sahip iki kola ayrıldığı bilinmektedir. Oğuz eli de boylar eşit sayılarda iki kola ayrılmıştı: Bozoklar ve Üçoklar. Boylardan oluşan etnik ve siyasi topluluklara “el” (il) adı verilir; bu kelime zamanla “halk” ve “ülke” anlamları da kazanmıştır. Boyun başında bulunan soyluya “boy beyi” denir. Boylar obalara (oymak) ayrılır ve obalar da ailelerden oluşur. Oğuz elinde oymak birliği boydur. Oğuzlar nadiren tek başına yaşar, genellikle beş altı oymak bir arada bulunmayı tercih ederler.
XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, Oğuzların yirmi dört boydan meydana geldiğini belirtmiş, yirmi ikisinin adını listelemiştir. Selçuklu fetihlerinden bahseden Ermeni tarihçi de bu kavmin yirmi dört boydan oluştuğunu söyler. XIV. yüzyıl başlarında yazılan Reşîdüddin’in Câmiʿu’t-tevârîḫ’inde ise Oğuz boylarına ait tam liste bulunur ve bu liste yirmi dört boyu Bozok ve Üçok kollarına ayırır. Bu boylardan Kayı, Yazır, Avşar, Eymir gibi boylardan Oğuz yabgularının çıktığı belirtilir. Selçuklular Kınık, Artuklular Döğer, Osmanlılar Kayı boyuna mensuptu. Moğol istilası sonrası Anadolu’ya gelen kalabalık Oğuz kitleleri de Bozok ve Üçok adlarını taşıyordu.
Göktürk kitabelerinden, Oğuzların 715-716 yıllarında Göktürklere karşı isyan ettiği ve dört defa savaşıldığı öğrenilmektedir. Oğuzların isyanlarının temel sebebinin bağımsızlıklarını kazanmak olduğu vurgulanır. Yenilseler de yeniden toparlanıp mücadeleye devam eden Oğuzlar, Çin’e sığınmak zorunda kalmışlardır. Daha sonra Bilge Kağan’ın idaresine giren Oğuzların, 732 yılında da kağana bağlılıklarını sürdürdüğü anlaşılmaktadır.
Göktürk Devleti’nin yıkılmasında (744) Uygurlar ve Basmıllar ile birlikte etkili olan Karluklar ve Uygurlar gibi gruplarla da Oğuzlar arasındaki ilişkiler karmaşıktır. Uygur Devleti’nin kuruluşunda Dokuz Oğuzlar Uygurlara bağlanmış, hatta ilk Uygur Kağanı Köl Bilge Kağan’ın oğlunun Dokuz Oğuzların başına getirildiği ve Uygurların on boydan oluştuğu bilgisi yer almaktadır. Ancak, Oğuzlar Uygur hükümdarlarına karşı da bağımsızlık isyanları başlatmışlardır. Oğuzların en sonunda Uygur kağanına itaat ettikleri ve Uygurların yanında eski mevkilerini aldıkları da belirtilir.
Karluklar: Talas Savaşı ve Karahanlıların Kurucuları
Karluklar, Türk soyundan gelen ve Göktürklerin bir boyunu teşkil eden önemli bir topluluktur. Adları “karlık” (kar yığını) anlamına gelebilir ve ilk olarak 7. asırda Çin kaynaklarında zikredilmişlerdir. Başlangıçta Altaylar’ın batısındaki Kara-İrtiş ve Tarbagatay havalisinde oturan Karluklar, Üç-Karluk adı verilen üç kabileden oluşuyordu. İstemi Kağan zamanında Türk hakimiyetinin Hazar’ın kuzeyi ve Maveraünnehir’e doğru genişlemesinde büyük rolleri olmuştur. 630-680 yılları arasında Çin’e başkaldırsalar da 640 civarında Çinliler tarafından mağlup edilerek bir eyalete bağlanmışlardır (650). Ancak boya bağlı her kabile kendi reisleri tarafından idare ediliyordu. 665’e doğru Karlukların, Çin nüfuzundaki ne Batı ne Doğu Göktürk kanadına bağlı olmaksızın yaşadıkları bilgisi dikkate değerdir. Evvelce Kül-Erkin unvanını taşıyan Üç-Karluk beyi, bu tarihlerde Yabgu unvanını almış ve kuvvetli bir orduya sahipti.
Daha sonra II. Göktürk Hakanlığı’na bağlanan Karluklar, Çin’in de teşvikiyle Göktürklere karşı mücadelelere girişmişlerdir. Bilge Kağan’ın ölümünden sonra tekrar faaliyete geçerek Uygurlar ve Basmıllar’la birlikte Göktürk Hakanlığı’nın yıkılmasında etkili olmuşlardır. Basmılların hâkim duruma geldiği dönemde (742) Sağ yabgu mevkisini alan Karluk başbuğu, Uygur hakanlığının kurucusu Kutlug Kül Bilge zamanında daha üstün sayılan Sol Yabguluğa yükseltilmiştir. Ancak bu, tüm Karlukları temsil etmiyordu; Beş-balık havalisindeki Karlukların kendi seçtikleri ayrı bir yabguları (Ton-Bilge) vardı. Bununla birlikte, Ötüken’de kurulan Uygur hakanlığı, tüm Karluklar tarafından üst tanınıyor ve yabgular hakana bağlı bulunuyordu.
Batıda Türgiş Hakanlığı’nın zayıflamasıyla, Orta Asya Türk ülkelerinin korunması gibi tarihi bir vazife Karluklar’a düşmüştür. Maveraünnehir Arapların nüfuzu altına girse de Abbasi propagandasının etkisiyle Arap baskısı hafiflemiştir. Bu durum, Çinlileri Orta Asya’da iktidar boşluğu olduğu düşüncesine sevk etmiş ve bölgeye yeniden el koyma isteği doğurmuştur. Bu süreç, meşhur Talas Savaşı‘na (751 Temmuz) yol açmıştır. Savaş öncesinde Çin tarafını tutan Karluklar, Çinlilerin siyasetini fark edince son anda Araplarla işbirliği yaparak Çinlilerin ağır mağlubiyetine neden oldular. Bu savaş, Tarım havzasından itibaren batının Karluklar’a, doğu bölgesinin ise Uygurlara ait olmak üzere Orta Asya’nın yeniden Türk hakimiyetinde kalmasını sağlamıştır. Çin bu hezimet yüzünden ağır iç buhranlar yaşamış ve bir daha batı ile ilgilenememiştir.
Talas Savaşı sonrası kısa bir süre Uygurlarla iktidar yarışına giren Karluklar, Uygur Kağanı Mo-Yen Çur karşısında tutunamayarak (756) batıya çekilmişlerdir. 7-8 yıl içinde Tarbagatay ve Cungarya’ya, 766’da ise çöken Türgiş hakimiyetinin yerine Talas sahasına yerleşerek eski Batı Göktürk Hakanlığı sahasında hakimiyet tesis etmişlerdir. Başkentleri Balasagun idi ve siyasi bir isim olarak Türkmen adını da taşıyorlardı. Soylarını Göktürk hakan ailesi Aşına sülalesine bağlayan Karluk yabguları, hakimiyetin Kutlu Ötüken ülkesi ile sıkı alakası olduğu inancını koruyorlardı.
Ancak Uygur Hakanlığı yıkılınca (840), Kırgızları dikkate almayan Karluk yabgusu, Türk hakanlarının meşru halefi sıfatıyla kendini Bozkırların kanuni hükümdarı ilan ederek Kara Han unvanını aldı ve merkez olarak Balasagun yanındaki Kara-ordu’yu seçti. Böylece gelecekteki büyük Karahanlı Devleti’nin temelini atmışlardır. Karahanlı Devleti’nin esas kütlesini Karluklar meydana getiriyordu. Daha sonra hanedan üyeleri arasındaki mücadelelerde devlete karşı huzursuzluk çıkardıkları görülmektedir. Kara-Hitay ve Selçuklularla da çatışmaları olmuştur. Moğol istilası başladığında (1215), merkezi Kayalıg’da (İli Nehri’nin doğusu) olan Karluk beyliği II. Arslan Han yönetimindeydi ve Arslan Han, Cengiz Han’a itaat eden ilk Müslüman hükümdar olmuştur. Cengiz zamanı Moğol devlet idaresinde görev almış Karluklar görülmektedir.
Çepniler: Anadolu’nun Batı ve Doğu Ucunda Bir Oğuz Boyu
Çepniler, Oğuz boylarından biridir ve Anadolu topraklarında özellikle iki ana bölgede yoğunlaşmışlardır: Doğu Karadeniz ve Batı Anadolu’daki Karesi yöresi. Anadolu’ya Oğuz göçleri, kitleler halinde akınlar yapmadan önce keşif hareketleriyle başlamıştır. Danişmendlilerin bu bölgedeki akınlarının, kendilerinden önce bölgede faaliyet gösteren Çepniler tarafından teşvik edilmiş olabileceği ve Danişmendliler ile Çepniler arasında muhtemel bir yakınlık olduğu düşünülmektedir. Örneğin, Danişmendli beylerinden Yağıbasan’ın adının anlamı (“düşmanı/yağıyı gördüğü yerde savaşır”), Çepni adının manasıyla aynıdır. Niksar’daki Çepni beylerine temlik edilen köyler ve Çepni isimli yerleşimler, bölgedeki Çepnilerin servetini ve nüfuzunu göstermektedir. Karadeniz sahiline büyük oranda Tokat-Niksar’da yaşayan Çepnilerin inmiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Çepniler, özellikle Trabzon Rum Devleti’ne karşı yürütülen mücadelelerde önemli roller üstlenmişlerdir. Yağlıdere gibi yerler, bu mücadelelerde önemli üs görevi görmüştür. Denizdeki maharetleriyle de bilinen Çepniler, Sinop’u korumak için kadırgalarla saldıran düşmana karşı başarı göstermişlerdir. XIII. yüzyılın sonunda Doğu Karadeniz’e doğru Sinop üzerinden yayıldıkları ve Ordu-Sinop arasında kurdukları siyasi teşekküllerle sahil kesimlerinin Türkleşmesini hızlandırdıkları belirtilir. Bu dönemde Kuşdoğan Bey adında bir Çepni reisinin faaliyetleri kaynaklarda geçmektedir; kendisinin ilk Çepni askeri lideri/emiri olduğu düşünülmektedir. Kuşdoğan Bey etrafında toplanan kalabalık bir Çepni grubunun olduğu ve nüfuzunun Ordu ve Giresun yöresine yayıldığı söylenebilir. Hacıemiroğulları Beyliği ile ilişkileri de tartışmalıdır.
Osmanlı Devleti’nin bölgeyi fethi sonrası Çepniler Osmanlı idari sistemine dahil edilmişlerdir. Tahrir defterleri, Çepnilerin yerleşimleri, nüfusları ve statüleri hakkında bilgi verir. Çepni adını taşıyan vilayet (Kürtün-Giresun havalisi), nahiye, mahalle, köy, mezra ve divan gibi idari birimler tespit edilmiştir. Çepnilerin Osmanlı merkezi hükümeti ile ilişkileri mühimme defterleri ışığında incelenmiştir. Bazı Çepnilerin askerî teşkilatlara dahil edildiği, vergilerden muaf tutulduğu ve “kadimden yurtlarıdır” gibi ifadelerle eski yerlerinin kendilerine bırakıldığı görülmektedir. Cemaatler halinde yaşayan Çepnilerin başında “kethüda” adlı yöneticiler bulunuyordu.
Çepnilerin dini kimlikleri ve anlayışları da önemli bir konudur. Hacı Bektaş Veli ve Sarı Saltık gibi Babai çevreleriyle yakın ilişkisi olan şeyhlerin Çepni beylerinden olması muhtemeldir. Hacı Bektaş Veli’ye geniş bir Çepni kitlesi tabi olmuştur; kendisinin Bektaşlu ya da Hünkarlu oymaklarının reisi olduğu düşünülür. Hacı Bektaş Veli’nin Sulucakarahöyük’teki tekkesini yoğunlukla Çepniler tarafından meskûn bir köye kurmuş olması ve ilk müritlerinin büyük kısmının Çepniler olması bu ilişkiyi gösterir. Sarı Saltık’ın da Hacı Bektaş Veli gibi bir Çepni beyi olarak takdim edildiği ve Saltukname’nin Çepnilerin dini anlayışlarının aydınlatılması açısından önemli olduğu belirtilir. Sarı Saltık liderliğinde Çepnilerin bir kısmının Sinop’tan Kırım’a, oradan da Balkanlar’a göçtüğü bilgisi mevcuttur.
Çepnilerin dini eğilimleri konusunda farklı görüşler bulunur. Bazı araştırmacılar, özellikle Doğu Karadeniz ve Orta Anadolu’daki Çepnilerin Alevi/Kızılbaş temayüllü olduğunu, Batı Anadolu ve Akdeniz’dekilerin ise Sünni olduğunu düşünmektedir. Çaldıran seferi sırasında I. Selim’e önemli destekler veren Çepnilerin olduğu da bilinmektedir. Bu nedenle Çepnilerin tamamının Safevi yanlısı veya Osmanlı muhalifi ya da toptan Sünni veya Alevi/Kızılbaş olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, bölgesel farklılıkların olduğu görülmektedir. Öte yandan, Babai İsyanı’na katılanların önemli bir kısmını Çepnilerin oluşturduğu ve Safevilerle sınır olan bölgelerdeki muhalif tutumlarının Osmanlıları tedbir almaya zorladığı belirtilir.
Karesi yöresi, Çepnilerin Doğu Karadeniz’den sonra toplu olarak bulundukları ikinci büyük sahadır. Bazı araştırmacılar XIII. yüzyıl sonlarındaki Karesi Beyliği kurucularını Çepniler olarak göstermişse de bu yaygın kabul görmemiştir. Dobruca’ya giden bazı Çepnilerin Karesi Beyi İsa zamanında bu bölgeye geri döndüğü ve Kara İsa Bey ile Çepniler arasında yakın ilişki olduğu düşünülmektedir. Ayrıca Halep ve civarından gelen Çepni gruplarının (Başımkızdılu, Kantemürlü) da Batı Anadolu’ya yerleştiği bilgisi mevcuttur. Balkanlar’da da Çepni ismini taşıyan veya bu ismi çağrıştıran yerleşim yerlerine rastlanmıştır.
Sonuç
Türk tarihi, çeşitli boyların ve toplulukların karmaşık etkileşimleri, göçleri ve devlet kurma çabalarıyla şekillenmiştir. Oğuzlar, bu geniş ailenin hem devlet kurucu ana unsurlarından olmuş hem de farklı coğrafyalara yayılarak çeşitli kollara ayrılmıştır. Kaynaklar, Oğuzların kökeni ve teşkilatlanması üzerine farklı bakış açıları sunmakla birlikte, onların “boylar birliği” anlamını taşıyan “oğuz” kavramıyla sıkı ilişki içinde olduğunu ve tarihsel süreçte Onoklar, Dokuz Oğuzlar gibi konfederasyonlar kurduğunu göstermektedir. Karluklar gibi bazı Oğuz veya Oğuzlaşmış boylar, Göktürk döneminden itibaren aktif rol oynamış, Talas Savaşı gibi tarihi dönüm noktalarında etkili olmuş ve Karahanlılar gibi büyük devletlerin temellerini atmıştır.
Anadolu’ya yönelik Türk göçlerinde önemli rol oynayan Çepniler ise, Batı ve Doğu Karadeniz gibi stratejik bölgelere yerleşerek buraların Türkleşmesinde ve savunulmasında öncü olmuşlardır. Trabzon Rum Devleti’ne karşı verdikleri mücadeleler ve Osmanlı sistemine entegrasyonları, onların hem askeri hem de sosyal önemini ortaya koymaktadır. Çepnilerin Hacı Bektaş Veli ve Sarı Saltık gibi şahsiyetlerle kurdukları dini bağlar, onların kültürel ve inanç dünyalarının çeşitliliğini ve derinliğini yansıtırken, farklı bölgelerdeki dini eğilimlerindeki farklılıklar bu boyun karmaşık yapısını göstermektedir.
Bu yazıda sunulan bilgiler, yalnızca sağlanan sınırlı sayıdaki kaynaktan derlenmiştir. Bu kaynaklar, Oğuzların genel tarihi, Karlukların ve Çepnilerin spesifik tarihleri ve özellikleri hakkında değerli ancak parçalı bilgiler sunmaktadır. Beş sayfa gibi belirli bir uzunluğa ulaşma hedefi, bu kaynakların kapsamıyla sınırlı kalındığında zorluk yaratmaktadır. Ancak, bu kaynaklar dahi, Oğuzların ve kollarının Türk tarihinde oynadığı merkezi rolü, onların siyasi, askeri ve kültürel katkılarını anlamak için önemli bir başlangıç noktası sağlamaktadır. Oğuzların ve onlardan türeyen boyların tarihi, Türk milletinin kimliğini ve tarihsel yolculuğunu aydınlatmaya devam eden zengin bir araştırma alanıdır.