Giriş
Bir ülkenin ekonomik büyümesi ve kalkınması için hayati bir öneme sahip olan ulusal tasarruf, genel olarak hanehalkı tasarrufları, şirket tasarrufları ve kamu tasarruflarının toplamından oluşmaktadır. Yüksek tasarruf oranları, sermaye birikimini teşvik ederek yatırımların artmasına ve dolayısıyla ekonomik büyüme potansiyelinin yükselmesine olanak tanır. Bu bağlamda, ulusal tasarrufların bileşenlerinin ve bu bileşenleri etkileyen faktörlerin derinlemesine incelenmesi, ekonomik politika yapıcıları için kritik bir öneme sahiptir.
Şirket tasarrufları, işletmelerin elde ettikleri kârlardan hissedarlara dağıtılmayan kısmı, yani dağıtılmayan kârlar aracılığıyla oluşur. Dağıtılmayan kârlar, şirketlerin öz kaynak finansmanının önemli bir kaynağını teşkil ederek yeni yatırımların finanse edilmesinde ve büyüme stratejilerinin hayata geçirilmesinde kritik bir rol oynar. Bazı ekonomilerde, dağıtılmayan kârların toplam özel tasarruflar içinde önemli bir yer tuttuğu gözlemlenmektedir. Bu durum, dağıtılmayan kârlar ile ulusal tasarruf oranı arasındaki ilişkinin ampirik olarak incelenmesini ve bu ilişkinin ekonomik sonuçlarının değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Bu blog yazısında, dağıtılmayan kârlar ile ülke tasarruf oranı arasındaki ilişki, modern kapitalizmin dinamiklerini derinlemesine analiz eden Thomas Piketty’nin “Kapital” adlı eserindeki temel kavramlar çerçevesinde değerlendirilecektir. Yazının temel amacı, dağıtılmayan kârların ulusal tasarruflar üzerindeki potansiyel etkilerini teorik ve ampirik bulgular ışığında tartışmak ve bu ilişkinin ekonomik eşitsizlik ve sermaye birikimi gibi temel konularla olan bağlantısını Piketty’nin perspektifinden sunmaktır.
Teorik Çerçeve: Dağıtılmayan Kârlar ve Tasarrufun Rolü
İktisat teorisinde tasarruf, genel olarak gelirin tüketilmeden kalan kısmı olarak tanımlanır. Şirketler düzeyinde ise tasarruf, elde edilen net kârın hissedarlara kâr payı olarak dağıtılmayan ve işletmede yeniden yatırım veya borç ödeme gibi amaçlarla tutulan bölümünü ifade eder. Dağıtılmayan kârlar, şirketlerin büyüme stratejilerini finanse etmelerinin yanı sıra, ekonomik dalgalanmalara karşı bir tampon görevi de görebilir. Tipik ve olgun anonim şirketler, yatırım sermayesi ihtiyaçlarının büyük bir kısmını dağıtılmayan kârlarından karşılayabilirler. Bu durum, bankalara ve kişisel varlıklara olan ihtiyacı azaltarak finansal sistemin işleyişi üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir.
Thomas Piketty’nin “Kapital” adlı eserinde doğrudan dağıtılmayan kârlar ve ulusal tasarruf oranı arasındaki ampirik ilişkiye odaklanılmasa da eserin temel argümanları bu ilişkinin anlaşılması için önemli bir çerçeve sunar. Piketty, kitabında modern kapitalist ekonomilerde sermayeden elde edilen getiri oranının (r) uzun vadede ekonomik büyüme hızını (g) aşma eğiliminde olduğunu (r> g) savunmaktadır. Bu eşitsizlik, zaman içinde servet ve gelir eşitsizliğinin artmasına yol açan temel bir dinamik olarak öne sürülmektedir.
Dağıtılmayan kârlar, şirketlerin bünyesinde sermaye birikiminin önemli bir mekanizmasını oluşturur. Yüksek kârlı şirketler, elde ettikleri kârın önemli bir bölümünü dağıtmayarak sermaye tabanlarını sürekli olarak genişletebilirler. Piketty’nin r> g tezi bağlamında düşünüldüğünde, eğer şirketlerin sermayesi yüksek bir getiri oranı (r) elde ediyorsa ve bu getiri oranı ekonomik büyüme hızının (g) üzerinde seyrediyorsa, dağıtılmayan kârlar aracılığıyla biriken şirket serveti, genel ekonomik büyümeden daha hızlı artma eğiliminde olabilir. Bu durum, ulusal servetin önemli bir bölümünün şirketler bünyesinde yoğunlaşmasına ve dolayısıyla servet eşitsizliğinin artmasına katkıda bulunabilir.
Piketty ayrıca, tasarruf oranlarının uzun vadede sermaye/gelir oranını belirlemede önemli bir rol oynadığını belirtir (β = s / g). Burada β sermaye/gelir oranını, s tasarruf oranını ve g ekonomik büyüme hızını temsil etmektedir. Şirketlerin yüksek oranda kâr elde etmeleri ve bu kârların önemli bir kısmını dağıtmayarak tasarruf etmeleri, ülke genelindeki toplam tasarruf oranını yukarıya çekebilir. Dolayısıyla, dağıtılmayan kârların yüksek olduğu bir ekonomik ortamda, diğer koşullar sabit kalmak kaydıyla, ülke tasarruf oranının da yüksek olması beklenebilir.
Dağıtılmayan Kârların Ulusal Tasarruflar Üzerindeki Etkileri
Şirket kârlılıklarının yüksek olduğu ve şirketlerin önemli miktarda kârı bünyelerinde tuttukları dönemlerde, dağıtılmayan kârların özel tasarruflar içinde kayda değer bir paya sahip olması teorik olarak muhtemeldir.
Dağıtılmayan kârlar ile ulusal tasarruf oranı arasındaki ilişki, çeşitli faktörlerden etkilenebilir:
- Şirket Kârlılığı: Şirketlerin elde ettikleri kâr miktarı, dağıtılabilecek ve dağıtılmayacak kâr miktarını doğrudan etkiler. Yüksek kârlılık oranları, daha fazla dağıtılmayan kâr potansiyeli anlamına gelir ve bu da ulusal tasarrufları olumlu yönde etkileyebilir.
- Yatırım Fırsatları: Şirketlerin karşılaştığı yatırım fırsatlarının bolluğu ve çekiciliği, dağıtılmayan kârların ne kadarının yeniden yatırıma yönlendirileceğini ve ne kadarının tasarruf olarak kalacağını belirleyebilir. Yüksek yatırım fırsatları, dağıtılmayan kârların yatırıma dönüşmesine ve dolayısıyla gelecekteki kârlılık ve tasarrufların artmasına yol açabilir.
- Şirket Büyüklüğü ve Yaşı: Büyük ve olgun şirketler, genellikle daha istikrarlı kâr akışlarına ve daha az yatırım ihtiyacına sahip olabilirler, bu da daha yüksek oranda dağıtılmayan kâr biriktirmelerine neden olabilir. Yeni kurulan şirketler ise genellikle yatırımlarını finanse etmek için nakde daha fazla ihtiyaç duyarlar ve kâr dağıtımı konusunda daha temkinli olabilirler.
- Finansal Gelişmişlik: Ülkenin finansal sisteminin gelişmişlik düzeyi, şirketlerin dış finansmana erişimini ve dolayısıyla dağıtılmayan kârlara olan bağımlılıklarını etkileyebilir. Gelişmiş finansal sistemler, şirketlerin yatırım ihtiyaçlarını dış kaynaklardan karşılamalarını kolaylaştırarak dağıtılmayan kârların tasarruf olarak kalma olasılığını artırabilir.
- Vergi Politikaları: Kurumlar vergisi oranları ve yatırım teşvikleri gibi vergi politikaları, şirketlerin kâr dağıtım kararlarını ve dolayısıyla dağıtılmayan kâr miktarını etkileyebilir. Vergi avantajları, şirketleri kârlarını yeniden yatırmaya veya bünyelerinde tutmaya teşvik edebilir.
- Makroekonomik Koşullar: Ekonomik büyüme hızı, enflasyon, faiz oranları ve döviz kuru gibi makroekonomik faktörler hem şirket kârlılıklarını hem de genel tasarruf eğilimlerini etkileyerek dağıtılmayan kârlar ve ulusal tasarruf oranı arasındaki ilişkiyi dolaylı olarak şekillendirebilir.
Çalışmalar, şirketlerin kâr payı politikalarını etkileyen çeşitli mikro ve makro faktörleri incelemektedir. Bu çalışmalar, şirketlerin kârlılıkları, yatırım fırsatları, büyüklükleri, likidite durumları ve borçluluk oranları gibi faktörlerin kâr dağıtım kararları üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Dağıtılmayan kârlar, kâr dağıtımının bir sonucu olarak ortaya çıktığından, bu faktörler dolaylı olarak dağıtılmayan kâr miktarını ve dolayısıyla ulusal tasarruf oranını da etkileyebilir.
Piketty’nin Perspektifinden Dağıtılmayan Kârlar ve Eşitsizlik
Piketty’nin “Kapital” adlı eseri, eşitsizlik olgusunu merkeze alarak modern kapitalist ekonomilerin temel dinamiklerini anlamaya çalışır. Dağıtılmayan kârlar aracılığıyla şirketler bünyesinde biriken sermaye, Piketty’nin analizinde önemli bir yer tutan sermaye yoğunlaşması sürecine katkıda bulunur. Eğer şirketlerin elde ettiği getiri oranı (r) ekonomik büyüme hızını (g) sürekli olarak aşıyorsa, bu durum, zaman içinde şirket sahiplerinin ve yöneticilerinin elindeki servetin toplumun geri kalanına göre daha hızlı artmasına ve dolayısıyla eşitsizliğin derinleşmesine yol açabilir.
Piketty, eşitsizliğin azaltılması için artan oranlı gelir vergisi ve servet vergisi gibi politikaları önermektedir. Dağıtılmayan kârlar yoluyla biriken şirket serveti üzerindeki potansiyel vergilendirme, bu servetin toplumun geneline daha yaygın bir şekilde dağıtılmasına katkıda bulunabilir. Ancak, Piketty’nin de belirttiği gibi, bu tür politikaların uygulanması, sermayenin “kutsal hakkı”na meydan okuduğu için önemli siyasi ve ekonomik zorluklar içerebilir.
Şirket Tasarruflarındaki Artışın Temel Nedenleri
- Büyük ve hızlı büyüyen şirketlerin daha fazla tasarruf eğiliminde olması. Büyüme potansiyeli yüksek şirketler, gelecekteki yatırımlarını finanse etmek amacıyla daha fazla kazançlarını bünyelerinde tutabilirler.
- Yatırımlardaki yavaşlama. Özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde veya kârlı yatırım fırsatlarının azalması durumunda şirketler, elde ettikleri kârları yatırıma yönlendirmek yerine tasarruf etmeyi tercih edebilirler. Türkiye örneğinde 2021 yılında yatırımlardaki yavaşlama, şirket tasarruflarında önemli bir artışa neden olmuştur.
- Gelecekteki finansman ihtiyaçları. Şirketler, ileride gerçekleştirmeyi planladıkları projeler veya olası ekonomik dalgalanmalar için hazırlıklı olmak amacıyla kârlarının bir kısmını dağıtmayarak bünyelerinde tutarlar. Bu durum, şirketlerin mali yapılarını güçlendirme ve büyüme hedeflerine ulaşma stratejilerinin bir parçası olabilir.
- Dış finansmana erişim zorluğu veya maliyeti. Sermaye piyasalarından yeterli veya uygun maliyetli fon sağlayamayan şirketler, yatırım ihtiyaçlarını karşılamak için daha fazla iç kaynaklara (dağıtılmamış kârlara) yönelebilirler. Özellikle yeni kurulan veya gelişmekte olan şirketler, dış finansman bulmakta zorlandıkları için kârlarını kolay kolay dağıtmazlar.
- Kâr payı dağıtım politikaları ve yatırım kararları arasındaki denge. Şirketler, yatırım yapma önceliklerine göre kâr payı dağıtım oranlarını ayarlayabilirler. Eğer kârlı yatırım olanakları sınırlıysa veya şirket dış kaynaklardan kolayca fon sağlayamıyorsa, daha fazla kârı bünyesinde tutarak tasarruflarını artırabilir.
- Vergi avantajları (kaynaklarda doğrudan belirtilmese de bazı durumlarda dağıtılmamış kârlar üzerinden uygulanan vergi oranlarının kâr paylarına göre daha düşük olması şirketleri tasarrufa yönlendirebilir).
Bu Eğilimin Küresel Ekonomik Sonuçları
Artan yatırım potansiyeli (tasarruflar yatırıma dönüştüğünde). Şirketlerde biriken yüksek tasarruflar, gelecekte yapılacak yatırımlar için önemli bir kaynak oluşturabilir ve bu durum ekonomik büyümeyi destekleyebilir. Azalan kâr payı ödemeleri ise şirketlerin daha fazla kârı bünyelerinde tutması, hissedarlara yapılan kâr payı ödemelerinde düşüşe neden olabilir. Bu durum, yatırımcıların getiri beklentilerini etkileyebilir. Sermayenin etkin olmayan dağılımı riski (tasarruflar âtıl kalırsa), eğer şirketler, biriken tasarrufları verimli projelere yatırmazlarsa veya âtıl durumda tutarlarsa, bu durum ekonomide sermayenin etkin olmayan bir şekilde dağılmasına yol açabilir.
Ekonomik büyüme üzerindeki karmaşık etkiler konusu şirket tasarruflarındaki artışın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi, tasarrufların nedenine ve nasıl kullanıldığına bağlıdır. Eğer tasarruflar, gelecekteki stratejik yatırımlar için yapılıyorsa büyümeyi destekleyebilir. Ancak yatırım fırsatlarının olmaması nedeniyle tasarruf yapılıyorsa, bu durum ekonomik aktivitede bir yavaşlamayı yansıtabilir veya daha da kötüleştirebilir. Düşük yurt içi tasarrufların genel olarak yatırımları ve dolayısıyla büyümeyi olumsuz etkilediği belirtilmektedir. Ancak şirket tasarruflarındaki son dönemdeki artışın nedenleri ve gelecekteki yatırım planlarıyla ilişkisi, bu etkinin yönünü belirleyecektir. Finansal kırılganlık; yüksek şirket tasarrufları, özellikle gelişmekte olan ülkelerde dış finansmana olan bağımlılığı azaltabilir. Ancak küresel sermaye akışlarındaki ani değişiklikler, yüksek dış finansman kullanan şirketler için kırılganlık yaratabilir.
Sonuç ve Politika İmplikasyonları
Dağıtılmayan kârlar, şirketlerin büyümesi ve yatırım yapması için kritik bir öz kaynak finansman kaynağı olmasının yanı sıra, ulusal tasarruf oranını da önemli ölçüde etkileyebilecek bir faktördür. Dağıtılmayan kârların yüksek olduğu ekonomik ortamlarda, ülke tasarruf oranının da yüksek olması beklenebilir. Ancak, bu durum aynı zamanda sermayenin şirketler bünyesinde yoğunlaşmasına ve dolayısıyla servet eşitsizliğinin artmasına da katkıda bulunabilir.
Thomas Piketty’nin “Kapital” adlı eseri, bu dinamikleri anlamak için önemli bir teorik çerçeve sunmaktadır. Piketty’nin r> g tezi, dağıtılmayan kârlar aracılığıyla biriken şirket servetinin ekonomik büyümeden daha hızlı artma potansiyeline işaret ederek eşitsizlik konusuna dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, politika yapıcıların, şirketlerin kâr dağıtım kararlarını ve dağıtılmayan kârların ulusal tasarruflar ve eşitsizlik üzerindeki etkilerini dikkate alan kapsamlı politikalar geliştirmesi önem arz etmektedir.