
Bireysel ve Ticari Kredilerde Kefalet
Günümüz finans dünyasında, bireysel ve ticari kredi kullanımları yaygın bir olgu haline gelmiştir. Bu kredi süreçlerinde alacaklıların risklerini azaltmak amacıyla sıklıkla başvurulan yöntemlerden biri de “kefalet” müessesesidir. Bu makale, özellikle birden fazla kişinin aynı borç için kefil olduğu “birlikte kefalet” konusuna odaklanmaktadır. Birlikte kefalet, Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, tüketici kredileri ve ticari borçlar bağlamında farklı özellikler göstermektedir. Bu yazımızda, birlikte kefaletin türleri olan “adi birlikte kefalet” ve “müteselsil birlikte kefalet” kavramlarını, yasal düzenlemeler ışığında detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
Adi Birlikte Kefalet: Sorumluluğun Paylaştırılması İlkesi
Borçlar Kanunu’nun 587. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “adi birlikte kefalet”, birden çok kişinin aynı borca birlikte kefil olması durumunu ifade eder. Adi birlikte kefalette, her bir kefil kendi payı için “adi kefil” gibi, diğerlerinin payı için ise “kefile kefil” gibi sorumludur. Bir kefaletin adi birlikte kefalet olarak nitelendirilebilmesi için, kefalet sözleşmesinde müteselsil sorumluluğun kararlaştırılmamış olması veya yasada bu yönde bir düzenlemenin bulunmaması gerekmektedir. Dolayısıyla, kefalet sözleşmesinde “adi birlikte kefil” ibaresinin yer almasına gerek yoktur.
Adi kefilin temel özelliği, alacaklının alacağını tahsil etmek için öncelikle asil borçluya başvurmak ve varsa teminatındaki rehinleri paraya çevirmek zorunda olmasıdır. Ancak, asıl borçlunun iflası, konkordato mehli verilmesi veya Türkiye’de takibinin imkânsız hale gelmesi gibi durumlarda, alacaklı doğrudan kefiller hakkında takip başlatabilir. Bu durum, adi kefaletin tali niteliğini belirli sınırlar içerisinde esnetmektedir.
Birlikte kefillerin kendi aralarına düşen pay bakımından kefile kefil sıfatıyla sorumlu olması, bir kefilin kendi payına düşen sorumluluğu yerine getirmesine rağmen, diğer kefillerin kendi paylarına düşen borcu ifa edememeleri halinde, onların yerine borcu ifa etmek durumunda kalması anlamına gelir. Bu durumda, ödeme kabiliyeti olan birden fazla kefil varsa, ödenmeyen kısım bu kefiller arasında eşit olarak paylaştırılacaktır. Bu, adi birlikte kefalette sorumluluğun nihai olarak ödeme gücü olan kefiller arasında dağıtılması prensibini gösterir.
Her bir adi birlikte kefil, borcun tamamından değil, kendi payı oranında sorumludur. Kefillerin sorumlu oldukları pay, sözleşmede belirtilmemişse, her birinin borçtan eşit hisselerle sorumlu olduğu kabul edilir. Ancak, asıl borçtan kendi payıyla sınırlı sorumlu olan bir kefil; diğer kefillerin iflası, aleyhindeki takibin sonuçsuz kalması veya Türkiye’de takip başlatılmasının imkânsız hale gelmesi durumunda, diğer birlikte kefillerin payından da sorumlu olabilir. Bu durumda, diğer birlikte kefiller bu paydan doğan sorumluluğun aralarında bölünmesini talep edebilirler. Bu, dayanışma ilkesinin adi birlikte kefaletteki yansımalarından biridir.
Adi birlikte kefiller arasındaki rücu ilişkisi kanunda açıkça düzenlenmemiştir ve bu nedenle kefalet hükümlerinden çıkarılması gerekmektedir. Ancak, Borçlar Kanunu gereğince, ödeme yapan kefil, yaptığı ödeme oranında alacaklının haklarına halef olur. Bu haklar arasında alacaklının diğer kefillere karşı müracaat hakkı da bulunmaktadır. Ödeme yapan kefil, ödeme gücüne sahip olmayan diğer kefillere payları oranında rücu edebilecektir. Ancak bu rücu, ödenen miktarın tamamı için değil, kefilin payından fazla yaptığı ödeme için diğer kefillerin payı oranında söz konusu olur. Bu durum, adi birlikte kefaletteki rücu mekanizmasının, müteselsil kefalete göre daha karmaşık ve sınırlı olduğunu gösterir.
Müteselsil Birlikte Kefalet: Tam Sorumluluk ve Alacaklının Seçim Hakkı
Borçlar Kanunu’nun 587. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen müteselsil birlikte kefalet ise, kefillerin borçlu ile birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil olarak yükümlülük altına girmeleri durumunu ifade eder. Bu durumda, kefillerden her biri borcun tamamından sorumlu olur. Ancak, bir müteselsil kefil, daha önce veya aynı zamanda, Türkiye’de takip edilebilen bütün müteselsil kefillere karşı takibe girişilmedikçe, kendi payını ödemesi veya payı için ayni güvence sağlaması koşuluyla payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bu hüküm, müteselsil sorumluluğun katı uygulamasını belirli şartlar altında hafifletme amacını taşır.
Aksi yönde bir anlaşma yoksa, borcu ödeyen müteselsil kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olan diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Ticari borçlar bakımından, kanun gereği aksi kararlaştırılmadıkça müteselsil kefalet esastır. Bu durum, ticari ilişkilerdeki hızlı ve güvenilir tahsilat ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Müteselsil birlikte kefalette, kefillerin sorumluluğu asil borcun tamamına yöneliktir. Ancak, müteselsil birlikte kefillerden biri kısmi ödeme yaparsa, alacaklı bu ödemeyi kabul etmek zorundadır ve bu ödemeyi düşerek takibe devam etmelidir. Alacaklı, müteselsil kefilin kendi payı oranında yapmak istediği ödemeyi, borcun tamamından sorumlu olduğu gerekçesiyle reddedemez. Bu, müteselsil sorumluluğun mutlak olmadığına dair önemli bir istisnadır.
Birlikte kefillerin kendi aralarında müteselsilen borç altına girmesi durumunda, alacaklının öncelikle asil borçlu hakkında takip başlatması gerekmektedir. Asıl borçlu hakkındaki takip sonuçsuz kalırsa, alacaklı dilediği kefilden alacağının tamamını isteyebilir. Bu durumda, birlikte kefiller bölme def’inden feragat etmiş sayılırlar. Bölme def’inden feragat, her bir kefilin borcun tamamından sorumlu olmayı kabul etmesi anlamına gelir.
Birlikte kefillerin asıl borçlu ile beraber borç altına girmesi halinde ise, alacaklı aynı anda hem borçlu hem de kefiller hakkında takip başlatabilir. Her kefil borcun tamamından sorumlu olur ve bu durumda borçlu ve kefiller bölme def’inden ve tartışma def’inden feragat etmiş olurlar. Tartışma def’inden feragat, kefilin alacaklıya “önce borçluya git” deme hakkından vazgeçmesi demektir. Ancak, taraflar aralarında yapacakları anlaşmayla sadece tartışma def’inden feragat edebileceklerini kararlaştırabilirler. Tereddüt halinde, tarafların ikisinden de feragat ettikleri kabul edilmelidir. Bu durum, sözleşme serbestisi ilkesinin bir yansıması olarak taraflara farklı düzenlemeler yapma imkânı tanır.
Herhangi bir açıklama olmaksızın müteselsilen kefil olanlar hem kendi aralarında hem de borçlu ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar. Borçlular arasındaki teselsül, borçlulardan her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olması, ancak birinin borcu ödemesi halinde diğerini borçtan kurtarması anlamına gelir. Alacaklının her bir borçluya karşı bağımsız alacak hakkı vardır, ancak borç bir defa ifa edileceğinden alacaklının mal varlığında tek alacak olarak yer alır. Müteselsil birlikte kefalet, alacaklıya tahsilat açısından önemli bir kolaylık sağlar.
Müteselsil birlikte kefiller, borç nedeniyle kendi aralarında payları oranında sorumlu olduklarından, kendi payından fazla ödeme yapan bir kefil, borçluya karşı yaptığı ödemenin tamamı için, diğer kefillere karşı ise ödediği payını aşan kısım için rücu hakkına sahiptir. Müteselsil kefiller, borçtan sorumlu olacakları payı ve birbirlerine hangi oranda rücu edebileceklerini serbestçe kararlaştırabilirler. Bu tür bir anlaşma yoksa, Borçlar Kanunu gereği borç eşit olarak paylaştırılır. Bu, müteselsil kefiller arasındaki iç ilişkide adalet ilkesinin gözetildiğini gösterir.
Alacaklının birlikte kefillerden birini ibra etmesi durumunda, diğer kefillerin durumu ağırlaştırılamaz. Bu nedenle, kefilin ibrası, ibra edilen borçlunun payından fazla ödemede bulunan kefillere karşı sorumluluğunu ortadan kaldırmamalıdır. Alacaklının ibra nedeniyle diğer kefillere karşı sorumluluğunun doğmaması için, ibra sırasında, ibraya rağmen kendi payından fazla ödeme yapan diğer kefillerin kendisine başvurabileceği kararlaştırılmalıdır. Ancak, ibra edilen kefil tarafından verilmiş başka bir teminat varsa, ibra bu teminatların terkine yol açacağından ve alacaklı asıl borcun teminatını kefillerin aleyhine olarak eksiltemeyeceğinden kefili ibra edemez. Aksi takdirde, başka kişilerin kefaletine güvenilerek kefalet yükümlülüğü altına girildiği gerekçesiyle diğer kefiller sorumluluktan kurtulabilirler. Bu hükümler, kefalet müessesesinin bütünlüğünü ve kefiller arasındaki güven ilişkisini koruma amacını taşır.
Payından fazla ödeme yapan birlikte kefil, alacaklının elindeki teminatlar üzerinde hak kazanır. Ancak, rücu eden kefilin özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Kendi payı dışındaki kısım için alacağını elde ettikten sonra diğer kefillerin de rücu hakkı doğacaktır. Rücu eden kefilin, diğer kefiller hesabına ödeme yaparak Borçlar Kanunu’nun 526. maddesi gereğince vekâletsiz iş görme edimini yerine getirdiği kabul edilir. Kefil, kusurlu olarak teminatlar üzerindeki hakkını kaybederse veya teminatların değerinin düşmesine neden olursa, Borçlar Kanunu’nun 527. maddesi gereğince diğer birlikte kefillere karşı sorumlu olur. Bu, kefilin rücu hakkını kullanırken dürüstlük kuralına uygun davranması gerektiğini gösterir.
Borçlar Kanunu’nun 587. maddesinin üçüncü fıkrası, bir kişinin aynı borca başka kimselerin de kefil olacağı düşüncesiyle kefil olması ve alacaklının bu durumu bilebilecek durumda olması halinde, diğerlerinin kefil olmamasını sorumluluktan kurtulma sebebi olarak düzenler. Ancak bunun için, kefilin alacaklı tarafından anlaşılabilir bir şekilde, asıl borç için kendi yanında başka kefillerin de borçlanacağı varsayımıyla kefil olması gerekir. Bu hüküm emredici olmayıp, aksi kararlaştırılabilir. Bu, irade serbestisi ilkesinin kefalet sözleşmelerindeki önemini vurgular.
Ödemede bulunan kefil, sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanarak ödediğini geri isteyebilir. Bu, hukukun genel prensiplerinin kefalet ilişkilerinde de geçerli olduğunu gösterir.
Sonuç: Birlikte Kefaletin Önemi ve Hukuki Çerçevesi
Özellikle bankaların kullandırdığı kredilerde birden fazla kişinin aynı borca kefil olması sıkça karşılaşılan bir durumdur. Aynı borç nedeniyle borçlunun haricinde birden fazla üçüncü kişinin şahsi sorumluluk üstlenmesi, hem alacağına karşılık teminat elde eden alacaklıyı rahatlatmakta, hem de başkasının borcu nedeniyle sorumluluk altına giren kefilin başka kefillerin de varlığı nedeniyle kendini güvende hissetmesini sağlamaktadır. Birlikte kefalet müessesesi, Yeni Borçlar Kanunu ile İsviçre Borçlar Kanunu’na paralel düzenlemelerle önemli ölçüde geliştirilmiştir. Bu düzenlemeler hem alacaklıların hem de kefillerin hak ve yükümlülüklerini daha net bir şekilde belirleyerek hukuki güvenliği artırmayı amaçlamaktadır. Bireysel ve ticari kredi süreçlerinde kefalet müessesesinin doğru anlaşılması ve uygulanması, tüm tarafların haklarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır.





