Giriş
Ondokuzuncu yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu için köklü modernleşme çabalarıyla iç ve dış siyasi çalkantıların iç içe geçtiği, derin ve sancılı bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Bu süreçte yaşanan askerî müdahaleler ve darbeler, imparatorluğun modernleşme dinamiklerini etkileyen önemli kırılma noktaları oluşturmuş ve günümüz Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalan bir geleneğin temellerini atmıştır. Bu siyasi olaylar zincirinin en dramatik halkalarından biri, Sultan Abdülaziz‘in tahttan indirilmesi ve ardından gelen şüpheli ölümüdür. Bu olay, dönemin iç dinamiklerinin yanı sıra, İngiltere ve Rusya gibi büyük güçlerin Osmanlı üzerindeki çıkar mücadelelerini de açıkça gözler önüne sermiştir.
Bu blog yazısı, 19. yüzyıldaki Osmanlı siyasi ortamını, özellikle Sultan Abdülaziz döneminin sonlarını, 1876 darbesini ve Sultan Abdülaziz’in ölümünün ardındaki tartışmaları incelemeyi amaçlamaktadır. Modernleşme çabalarıyla birlikte ortaya çıkan ekonomik sorunlar, Balkanlardaki isyanlar ve dış güçlerin müdahaleleri gibi faktörler, darbenin zeminini hazırlayan unsurlar olarak ele alınacaktır. Ardından, darbenin temel aktörleri, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilme süreci ve özellikle ölümünün “intihar mı, cinayet mi” olduğu yönündeki farklı rivayetler detaylandırılacaktır. Son olarak, V. Murad’ın kısa saltanatı ve II. Abdülhamid dönemine uzanan etkileri, Osmanlı’dan genç Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal eden darbe geleneği bağlamında değerlendirilerek, bu olayların Türk siyasi tarihindeki yeri vurgulanacaktır.
Sultan Abdülaziz Döneminin Sorunları ve Yabancı Etkisi
Sultan Abdülaziz’in padişahlık dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun içte ve dışta karşılaştığı çok ciddi sorunlarla dolu bir süreçtir. Tahta çıktığında israfa karşı duruşu ve reform yanlısı kimliğiyle olumlu karşılanmasına rağmen, özellikle 1871 sonrası dönemde ekonomik darboğaz ve dış borçlar imparatorluğun en yakıcı sorunlarından biri haline gelmiştir. Devletin gelirlerinin üçte ikisinin borç faizlerine ayrılması ve 1875’te devletin iflasının açıklanması, mali itibarına büyük zarar vermiştir. Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın, borçların anapara ve faizlerini yarıya indirme kararı, uluslararası finans piyasalarında büyük tepkilere yol açmıştır.
Bu ekonomik kriz, Balkanlardaki isyanlarla birleşerek siyasi istikrarsızlığı derinleştirmiştir. Bosna-Hersek ve Bulgar isyanları gibi gelişmeler, Avrupa kamuoyunun Osmanlı Devleti aleyhindeki yaklaşımlarını güçlendirmiştir. Özellikle Rusya, Bulgarlar lehine reformları teşvik ederken bir yandan da isyancıları kışkırtmaktan geri durmamış, Panslavizm politikasıyla Balkanlardaki etkisini artırmaya çalışmıştır. Selanik’te Alman ve Fransız konsoloslarının öldürülmesiyle sonuçlanan olaylar (“Selanik Hadisesi”) ise uluslararası krize dönüşmüş, Avrupa devletleri savaş gemilerini Selanik limanına göndererek Osmanlı Devleti üzerindeki baskıyı artırmıştır.
Sultan Abdülaziz’in bu sorunlar karşısında otoriterleşme eğilimi göstermesi, basına sansür uygulaması ve keyfi yönetim tarzı, iç muhalefetin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Fuat ve Âli Paşa gibi güçlü sadrazamların vefatıyla birlikte Osmanlı siyasetinde bir boşluk oluşmuş, saray üzerindeki Fransız etkisi zayıflarken, İngiliz ve Rusya nüfuzu arasındaki çekişme belirleyici hale gelmiştir. Dönemin İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Elliot, Mithat Paşa ile yakın ilişkiler kurarak Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi planlarında önemli bir rol oynamıştır. Hatta İngilizlerin Akdeniz Filosu’nun Çanakkale açıklarına gelerek İstanbul’a müdahaleye hazır beklediği belirtilmiştir. Bu durum, Abdülaziz’in tahttan indirilmesindeki dış güçlerin manipülatif rolüne işaret etmektedir.
1876 Darbesi: Aktörler ve Süreç
1876 darbesi, Osmanlı-Türk tarihinde ilk modern askeri darbe olarak kabul edilmektedir. Bu darbe, dönemin önde gelen sivil ve askeri bürokratlarının iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir. Darbenin lider kadrosunda Mithat Paşa (liberal düşüncelere sahip, İngiltere’ye hayran, meşrutiyetçi bir devlet adamı), Hüseyin Avni Paşa (hırslı bir asker, Sultan Abdülaziz’le kişisel husumeti olan Serasker), Mütercim Rüştü Paşa (deneyimli bir bürokrat, İngiliz yanlısı) ve Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi (ilmiye sınıfının temsilcisi) yer almaktaydı.
Bu kadroya ek olarak, Yeni Osmanlılar Cemiyeti de meşrutiyet talepleriyle darbenin fikri zeminini oluşturmuştur. Namık Kemal gibi önde gelen Yeni Osmanlılar, Veliaht Murad Efendi ile yakın ilişki içinde olmuş, onu meşrutiyetin padişahı olarak görmüşlerdir. Hatta hem Mithat Paşa hem de Murad V’in mason olması, aralarındaki ilişkinin önemli bir sebebi olarak belirtilmiştir.
Darbe planının ilk aşamalarından biri, İstanbul’da medrese öğrencilerinin ayaklandırılması olmuştur. Mahmut Nedim Paşa’nın azlini talep eden bu gösteriler, aslında Mithat Paşa ve ekibi tarafından organize ve kışkırtılmıştır. Ayaklanma sırasında Rus elçisi İgnatiyev’in de kışkırtıcı faaliyetlerde bulunduğu ve Osmanlı hükümetine yakın görünmekle birlikte halkı tahrik ettiği belirtilmiştir.
Darbeciler, girişimlerini meşrulaştırmak amacıyla Şeyhülislam Hasan Hayrullah Efendi’den fetva almıştır. Bu fetvada Sultan Abdülaziz’in şuuru bozuk olduğu, siyasi işlerden anlamadığı, devletin parasını israf ettiği ve dini ihlal ettiği gibi gerekçeler öne sürülmüştür. Ancak bu gerekçelerin büyük ölçüde düzmece ve asılsız olduğu, padişahın dindar kişiliğiyle çeliştiği vurgulanmaktadır. Mehmet Rüştü Paşa, Hüseyin Avni Paşa ve Mithat Paşa, alınan bu fetvayla kendilerini Abdülaziz’i hal’ etme sorumluluğundan kurtarmışlardır.
29 Mayıs 1876 gecesi saray kuşatılmış, Şehzade Murad Efendi dairesinden çıkarılarak kendisine biat edilmiş ve Sultan Abdülaziz tahttan indirilmiştir. Abdülaziz önce Topkapı Sarayı’na, ardından da Feriye Sarayı’na götürülmüştür. Bu olay, Osmanlı tarihinde padişahın modern ordu ve bürokrasi iş birliğiyle tahttan indirildiği ilk örneği teşkil etmiştir.
Sultan Abdülaziz’in Ölümü ve Sonrası
Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden dört gün sonra, 4 Haziran 1876’da Feriye Sarayı’nda ölümü, Osmanlı tarihinin en tartışmalı olaylarından biri haline gelmiştir. Olayın “intihar mı, cinayet mi” olduğu yönündeki tartışmalar, günümüze kadar devam etmiştir.
İntihar iddiaları, Sultan’ın psikolojisinin bozuk olduğu, anormal hareketlerde bulunduğu ve aynayla makas isteyerek bileklerini kestiği yönündeki resmi raporlara dayanmaktadır. Otopsi raporunda da bileklerdeki kesiklerin intihar delili olabileceği belirtilmiştir. Ancak bu raporun güvenilirliği ciddi şekilde sorgulanmıştır. Küçük bir makasla her iki bileğin birden kesilmesinin fiziksel olarak imkânsız olduğu argümanı öne sürülmektedir. Dönemin İngiliz Elçisi Sir Henry Elliot da yazılarında Sultan Aziz’in intihar ettiğini ısrarla vurgulamıştır.
Cinayet iddiaları ise çok daha güçlü kanıtlara dayanmaktadır:
- Naziye Sultan’ın Şahitliği: Sultan Abdülaziz’in kızı Nazime Sultan, babasının saray salonlarından birinde otururken yedi-sekiz pehlivan gibi adamın üzerine çullanarak onu yere yatırdığını, kollarına ve ayaklarına oturduğunu ve içlerinden birinin usturayla atardamarlarını kestiğini anlatmıştır. Bu görgü tanıklığı, olayın bir intihar değil, cinayet olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
- Mabeynci Fahri Bey’in ve Cellatların İfadeleri: Hapisdeyken kaleme aldığı ‘İbretnüma’ isimli anılarında Mabeynci Fahri Bey, Abdülaziz’i öldürmekle suçlanan Pehlivan Mustafa, Cezayirli Mustafa ve Boyabatlı Hacı Mehmet’in ifadelerine yer vermiştir. Bu kişiler, işkence altında ifade verdiklerini iddia etseler de sonradan yapılan muhakemelerde Pehlivan Mustafa, dört kişiyle birlikte Sultan’ın üzerine atıldıklarını ve çakıyla damarlarını kestiğini itiraf etmiştir.
- Fiziksel Kanıtlar: Cenazeyi yıkayan görevliler, Sultan’ın birkaç dişinin kırık olduğunu, sakalının yolunduğunu ve göğsünde morluklar bulunduğunu, sol memesinin altında bıçak darbesi olduğunu ifade etmişlerdir. Bu durum, intihar görüntüsü vermek için mücadele yaşandığını düşündürmektedir. Sultan’ın kanının okuduğu Kur’an-ı Kerim’e sıçramış olması da bu iddiaları güçlendirmektedir.
- Hüseyin Avni Paşa’nın Tutumu: Olaydan hemen sonra Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın, Sultan’ın naşını hastane yerine karakola naklettirmesi ve doktorların etraflıca muayene talebini reddetmesi, cinayet şüphelerini artırmıştır.
- Yıldız Mahkemesi: Beş yıl sonra II. Abdülhamid’in emriyle açılan soruşturma sonucunda Yıldız Sarayı’nda kurulan mahkemede Mithat Paşa ve diğerleri yargılanmış, cinayetten hüküm giymişlerdir. Ancak idam cezaları infaz edilmeyip sürgüne çevrilmiştir. François Georgeon gibi tarihçiler, bu davanın Mithat Paşa’yı tasfiye etmek amacıyla Abdülhamid tarafından kurgulandığını iddia etse de cinayet rivayetleri halk arasında güçlü bir şekilde kabul görmüştür.
Sultan Abdülaziz’in ölümünün hemen ardından, kayınbiraderi Yüzbaşı Çerkez Hasan, intikam duygusuyla Mithat Paşa’nın konağını basmış, Harbiye Nazırı Hüseyin Avni Paşa ve Dışişleri Bakanı Raşid Paşa’yı öldürmüştür. Bu olay, İstanbul’da büyük şok etkisi yaratmış ve darbeciler arasında gerilimi artırmıştır.
Sultan Abdülaziz’in yerine geçen V. Murad, darbe öncesi yaşanan kargaşa, amcasının trajik ölümü ve Çerkez Hasan olayı gibi olayların etkisiyle psikolojik bunalım ve akıl sağlığı sorunları yaşamaya başlamıştır. Sanrılar görmesi, alkol bağımlılığı ve “kan istemem, sultanlık istemem” gibi sözler sarf etmesi, durumu kötüleştirmiştir. Hüseyin Avni Paşa ve Mithat Paşa arasındaki meşrutiyet konusundaki anlaşmazlıklar da V. Murad üzerindeki baskıyı artırmıştır. Kısa süren (93 gün) saltanatının ardından, sağlık sorunları nedeniyle o da tahttan indirilmiş ve yerine II. Abdülhamid geçirilmiştir.
II. Abdülhamid, amcası Sultan Abdülaziz ve ağabeyi V. Murad’ın başına gelenlerden büyük dersler çıkarmış, yönetiminde güvenlik ve istihbaratı önceleyen politikalara ağırlık vermiştir. Sultan Abdülaziz’in ölümünün ardından Mithat Paşa’yı yargılatması da bu politikaların bir parçası olarak değerlendirilmektedir.
Darbelerin Mirası ve Sonuç
Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan askeri müdahaleler ve darbeler, Türk siyasi tarihinde derin izler bırakmıştır. 1876 darbesi, Osmanlı-Türk tarihinde modern anlamdaki ilk başarılı hükümet darbesi olarak kabul edilir ve Türkiye’deki darbe geleneğinin başlangıcı sayılabilir. Bu darbeler, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra ordunun siyasete yeniden aktif bir şekilde dahil olmasının en çarpıcı örneklerini teşkil etmiştir.
Osmanlı modernleşme süreciyle birlikte ordu, Batılı teknik ve eğitim sistemleriyle yetişen genç subaylar sayesinde önemli bir güç haline gelmiş ve siyasetle iç içe geçmiştir. Bu durum, ordu içinde “alaylı-mektepli” ayrışması gibi siyasi gruplaşmalara ve çatışmalara yol açmıştır. Dış güçlerin, özellikle İngiltere ve Rusya’nın, bu darbelerdeki belirleyici etkisi göz ardı edilemez. Kendi çıkarları doğrultusunda olayları manipüle etmeleri ve iç muhalefeti desteklemeleri, imparatorluğun zaten kırılgan olan yapısını daha da zayıflatmıştır.
Toplumun, 1908 ve Babıali Baskını gibi sonraki darbe girişimlerine kadar bu tür siyasi müdahalelere genellikle sessiz kalması, siyasi bilinç seviyesinin düşüklüğü ve örgütlü sivil toplumun gelişmemesi gibi faktörlerle açıklanmaktadır. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti dönemine de sirayet eden bir miras olmuştur.
Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve ölümünün, II. Abdülhamid’in yönetim politikalarını derinden etkilediği açıktır. Abdülhamid, amcasının ve ağabeyinin akıbetinden ders çıkararak, saltanatı boyunca daha temkinli davranmış, güvenlik ve istihbaratı ön planda tutmuştur.
Sonuç olarak, 19. yüzyıldaki Osmanlı darbeleri, imparatorluğun parçalanmasını hızlandıran, siyasi istikrarsızlığa yol açan ve askerin siyasetten uzak durması gerektiği yönünde acı dersler bırakan önemli olaylardır. Bu dönemde yaşananlar, modernleşen bir ordunun siyasallaşmasının yıkıcı sonuçlarını açıkça gözler önüne sermiş ve günümüz Türkiye’sindeki sivil-asker ilişkilerini anlamak için temel bir referans noktası olmuştur. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne intikal eden bu “darbe geleneği”, ordunun vatan savunması dışındaki alanlara müdahalesinin ne denli tehlikeli olabileceğini gösteren bir uyarı niteliğindedir.
Kaynakça
Çelik, Hüseyin. “SULTAN V. MURAD İLE İLGİLİ İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİ.” TÜRKLÜK ARAŞTIRMALARI DERGİSİ 7 (1993): 173-186.
Muradoğlu, Abdullah. “Abdülaziz suikastinde İngiliz kumpası.” Yeni Şafak, 15 Kasım 2011.
Yener, Abdülnasır. “Sultan Abdülaziz’in Tahttan İndirilişi ve Darbeyle Gelen Meşrutiyet.” ŞEHİR ve İRFAN (2016): 100-109.
Çömlekçi, Aynur. “V. MURAD’IN TAHTA ÇIKIŞININ VE SALTANATININ YABANCI BASINA YANSIMALARI.” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi 12, no. 63 (Nisan 2019): 308-315.
Anonim. “Masonlar ve İngilizlerin Gölgesinde Katledilen Padişah: Sultan Abdülaziz.” Mostar Gençlik (Temmuz 2015).
Kiras, İbrahim. “Abdülaziz’in ölümü: İntihar mı cinayet mi?” KARAR, 26 Ağustos 2023.
Ekinci, Ekrem Buğra. “Şeyhülislamın hal’ fetvası Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesinde nasıl kullanıldı?” Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci.
Anonim. “Sultan Abdülaziz nasıl katledildi?” Fikriyat Gazetesi, 15 Kasım 2019.
Anonim. “19’uncu Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Gerçekleşen Askerî Müdahale ve Darbelerin Modernleşme Sürecine Etkiler.” DergiPark.
Anonim. “I. MEŞRUTİYET’E GİDEN YOL: 1876 SENESİNE YENİDEN BAKMAK.” THE PURSUIT OF HISTORY INTERNATIONAL PERIODICAL FOR HISTORY and SOCIAL RESEARCH 12, no. 23: 325-349.
1 thought on “OSMANLI’DA 1876 DARBESİ: ABDÜLAZİZ’İN ÖLÜMÜ VE DARBE GELENEĞİ”